MESELE BÜYÜMEK DEĞİL!

Çok daha kötümser beklentiler dile getirenler olmasına rağmen, en kötü şartlar altında bile Türkiye'nin 2018'de %2.5 büyüyeceğini dile getirmiştik. Bu tahminimiz doğru çıktı. Ancak Türkiye'nin yılın ikinci yarısında toparlanması şart.

Yılın son çeyreğinde çıkan %3’lük negatif büyüme, beklentiler dahilinde. Ekonomistlerin son çeyrek tahminleri %1-4 arasında gidip geliyordu. Biz Eylül 2018’de, %2.5-3.0 aralığında bir daralma tahmini ortaya koymuştuk. 

ALARM VEREN SEKTÖRLER…
İmalat sanayii ve inşaat alarm veren sektörler. Son çeyrekte imalat sanayiinde %7.4, inşaatta da %8.7’lik daralma var. Aslında biz bunları önceden hissettik. Kapasite kullanım ve işsizlik oranları, sanayi üretimi ve perakende satış verileri… Bunların hepsi birden alarm veriyordu.

RAKAMLARIN 2018’E AİT OLDUĞU UNUTULMAMALI
2018’in son çeyreğine ait büyümeye bakarken, geçmiş rakamların değerlendirildiği akıldan çıkarılmamalı. Bunlar 2018’e ait verilerdi. Buna göre analiz edilmeli. Yani bunları şimdi yaşanıyormuş gibi yorumlamayalım. Eldeki verilere bakarsak, 2019’un ilk ve ikinci çeyreklerinde de negatif büyüme ihtimali var.

IMF VE DÜNYA BANKASI YANILABİLİR
2018’in son çeyreğinde bu kadar kötü bir büyüme, matematiksel olarak 2019’un 4. çeyreğinde iyi bir rakama zemin hazırladı. Dolayısıyla IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşların, “Türkiye 2019’da negatif büyür” tezleri doğru çıkmayabilir. Ama bunun için Türkiye’nin yılın ikinci yarısında toparlanması şart. 

MATEMATİKSEL DÜZELTMELERLE ÖVÜNEMEYİZ
Yaşanan bunca sıkıntıya rağmen, iyi bir yönetimle Türkiye ekonomisi 2019’un tamamında büyüyebilir. 3. ve 4. çeyrekte toparlanma yaşanırsa 2019’u pozitif büyümeyle kapatma imkânı hâlâ var. 2018 son çeyrekteki hızlı küçülmenin de yol açacağı matematiksel etkiyle bu yılki büyüme rakamı %0.5-1.0 aralığında çıkabilir. Ancak matematiksel düzeltmelerle övünemeyiz. Önemli olan, üretime, ihracata, istihdama katkı yapacak bir büyümenin ortaya koyulması. 

ÖZEL SEKTÖRÜN ÖĞRENMESİ GEREKENLER…
Türkiye’nin istikrarlı ve kaliteli bir büyümeye ihtiyacı var. Bunun için beklentiler doğru yönetilmeli. İnsanların içinde hâlâ bir umut var. Hükümet, bu ümidi boşa çıkarmamalı. Vergi uygulamaları ve kamusal destekler konusunda doğru adımlar atılmalı. Türkiye’nin harcayacağı veya israf edeceği, yanlış kullanacağı tek bir kuruş dahi yok. Verilen kredilerin ve desteklerin hepsi de değere dönüşmeli. Türk özel sektörü de kaynak kullanımında basiretli davranmayı artık öğrenmeli, katma değer yaratan faaliyetlerle iştigal etmeli.

ADALET, EĞİTİM VE ÖZGÜRLÜKLER...
Geride bıraktığımız dönemde yüksek rakamlar gördük; ama dünya sıralamasında bir arpa boyu yol gidemedik. Demek ki, mesele büyümek değil kalkınmak. Bunun için yapısal reformlar şart. Bu noktada “Bu da geçer” ya da “Her şey çok güzel olacak” tadında yazanlarla pek anlaşamıyoruz. Ben “adalet-eğitim-özgürlükler” diyorum, onlar daha çok eğitim ve ekonomi üzerinde duruyor. 
Ben sürekli olarak “en üst seviyeye hep birlikte çıkmak” diyorum. Onlar ise “tabana yaymak” diyerek eldekini eşit şekilde dağıtmanın altını çiziyor. Önde gelen iş insanlarının bile marka yaratamadığı bir ülkede, “vasatlığı” eşit paylaşmakla nereye varacağız bilemiyorum!

TÜRKİYE’NİN HİKÂYESİ KABUL GÖRMÜYOR
Döviz kuru dalgalanmalarının sebebini manipülasyonda aramadan önce, “Ülke ekonomisinde kırılganlık var mı, yok mu?” diye bakmak lazım ki, var. İşsizlik ve enflasyon yüksek, sanayi üretimi kırılgan. Bunların üzerine bir de diplomatik ve siyasi gerginlikler geliyor. Ciddi dış kaynağa ihtiyaç var. Sadece inşaat yaparak geleceğe yürümeye çalışan Türkiye’nin yansıttığı hikâye, küresel anlamda kabul görmüyor. Bu şekilde uzun süre devam edemeyiz. Şeffaflıkla ilgili sıkıntılarımız olduğu da ortada. 

2013’TEN SONRA İŞLER NEDEN SARPA SARDI?
2002-2013 döneminde Avrupa Birliği çıpamız vardı, hak ve özgürlüklerde ilerleme sağlamıştık, bankacılık reformu yapmıştık. Niçin şimdi; stratejik partnerlerimizle, komşularımızla sürekli niçin problem yaşıyoruz? Eğitimle ilgili sıkıntılar başladı? Sosyal haklarla ilgili gerginlikler arttı? 2013’e kadar sakindik de neden sonra işler sarpa sardı? İncelikle bakılmalı... 

TEFLON TAVANIN ÜZERİNDEKİ YUMURTA GİBİ!
Gelişen ülkelerdeki iktidarlar önce ekonomik ve parasal önlemler alma eğiliminde. “Şimdilik şunları yapalım, faizleri düşürelim, sonra bakarız” derler. Halbuki yapısal reform gerçekleştirmeden geçici önlemlere başvursanız, bunlar teflon tavanın üzerindeki yumurta gibi kayıyor, bir işe yaramadığı gibi durumu daha içinden çıkılmaz bir hale sokabiliyor.

HANGİ YAPISAL REFORMLAR YAPILMALI? 
Kestirmecilikle bir yere varılmıyor. Adalet, hak ve özgürlükleri en üst seviyeye çıkarıp tüm vatandaşlara eşit şekilde uygulanır hale getirmeli, eğitimi yapısal önlemlerin temeline yerleştirmeli, ondan sonra ekonomik ve diğer konularda reform peşine düşmeliyiz. İnsanlara öncelikle siyasal ve sosyal özgürlükleri ve eğitimle ilgili hakları teslim edilmeli. 

TÜRK İNSANININ ZEKÂSINA GÜVENİN
Türk insanının zekasına güvenin. Şikâyet ettiğinde normal karşılamıyoruz, muhalefet etmek olarak algılıyoruz. Madem vatandaşı oy verince haklı buluyoruz, itiraz ettiğinde de onu dinleyeceğiz. Aleyhte propaganda yerine, doğru zamanda faydalı eleştiri olarak değerlendirilmeli. Piyasalardaki değişiklikler ve dalgalanmaların arkasında manipülasyon aramak yerine bunların sağlıklı piyasa tepkileri olduğu kabul edilmeli.

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.4.2019 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları