YENİ DÜNYA DÜZENİNDE YARATICI EKONOMİLER

Kartların tekrar dağıtıldığı yeni dünya düzeninde "Ekonomik katma değer, eskiye oranla nerelerde yükseliyor ve en yoğun inovasyon nerelerde görünüyor?" diye sorulsa, kuşkusuz "Yüksek teknoloji ve yapay zekanın birleştiği sanat ve kültürde" derim.

Çocukken seyrettiğimiz filmlerde; insanların iş hayatında yerini robotların alacağını görürdük. Bunların gerçekten ne zaman olacağını düşünürken bize bir o kadar da uzak gelirdi. Bugünlerde ise yeni sektörlerin ve iş alanlarının insanlara açılmasının en önemli yolunun esnek, inovatif ve yenilikçi teknolojilerin sanatla birleştiği yerleri görüyoruz. Yaratıcılığın teknolojiyle birleştiği noktada ortaya çıkan yeni sanat akımları ve yeni iş modelleri, beraberinde birçok projeyi ve imkânı da yaratmakta. 

KATMA DEĞERİ ARTIRMAK İÇİN SANATSAL ETKİNLİK
Daha geleneksel olan eğitim, inşaat, sanayi gibi sektörlerde inovasyon ve yaratıcılığa daha az rastlamaktayız. Oysa ki “yaratıcı ekonomi”ye bağlı olan “yaratıcı endüstri”ler, dünya ekonomisinde özellikle gelişmekte olan ülkelere yardım eder. İlk kez Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Yatırım Örgütü tarafından ortaya atılan bu kavram; iş insanları, sivil toplum, hükümet ve akademisyenler arasında bilgiyi paylaşmak için en uygun ortamı adına varolmuşlardır. Günümüzde sadece ticaret yapmak değil, çevresel düzenlemeye katkıda bulunmak, kolektif bilinci aşılayacak faydalı hizmetleri de bunlarla beraber sunabilmek önem kazanmakta. Yaratıcı zihin olmadan, yaratıcı ekonomi olamayacağı gibi, katma değeri yüksek ekonominin üretilebilmesi içinse gerçekleştirilen sanatsal etkinlikler, sanat eserleri ve sanatla ilgili her alan ve o toplumun kültürel birikimi bir araç olmakta.

90'LARIN BAŞLARINDA ORTAYA ÇIKAN ‘YARATICI ENDÜSTRİ’LER FİKRİ...
Bu kavramı en efektif kullanan ülke ise kuşkusuz ABD. 2013 yılında İngiliz NESTA Organizasyonu ise bu konuyla ilgili bir manifesto yayınlayarak “yaratıcı ekonomi”nin ne olduğunu ve bu konuda yapılabilecek çalışmaları anlattı. Medya, yazılım, mimarlık, sanatta yaratıcı ekonomileri görebildiğimiz gibi bu sektörler aslında klasik sektörlerin de yakıtı haline gelmeye başladı. “Yaratıcı endüstri”lerden bahsetmeden “yaratıcı ekonomi”yi anlamak mümkün değil. 

“Yaratıcı endüstri”ler fikri 90'ların başlarında Avustralya'da ortaya çıkmış olsa da temeli, 18. yy'daki yaratıcı sanatlar ve kültürel endüstrilerin iç içe geçmesinden oluşmuş. Yine 90'ların başında İngiltere yeni iş sahaları oluşturmak için kullanılmaya başlandı. Tarih ve sanat açısından son derece zengin olan ülkemizdeyse, Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) 2010 raporlarına göre; Türkiye'de 2002-08 yılları arasında yaratıcı ürünlerin ihracatı önem kazanmış. Özellikle tasarım ürünlerinin yaratıcı ürün ihracatında öne çıktığı görülmüş. Bu sektörlerde insan istihdamının da yükseldiği ve ekonomik krizlere dayanıklılığıda gözlemlenmiştir.

YAKIN BİR ÖRNEK: TÜRK DİZİLERİ
Bunların yakın örneğini ihracatta başı çeken Türk dizileri olarak görebiliriz. Müzik sektörünün dijital dönüşümü ise diğer verilebilecek örneklerden biri. Ve tabi ki, girişimler de yaratıcı ekonomiyi oluşturan ürünlerden biri. Girişimlerin inovasyonu, ihtiyaca bulduğu çözümler ve bu konularda yarattıkları farksa en güzel örneklerden. “Yaratıcı endüstri” diyince özgünlük ve yenilik de önem kazanıyor. Yaratıcı ve özgün olmak, yetenek yönetimi, kültürel birikim, moda, kentleşme ise bu kavramla birlikte çokça konuşulmakta. 

Fikir ise bu işin yapı taşı ve doğal olarak fikrin olduğu her yerde fikri mülkiyet var. Sanal gerçeklik, üç boyutlu yazıcılar, dijital oyun gibi pek çok teknolojik alanda birçok farklı örnek var. İstanbul başta olmak üzere yüksek katma değere sahip olan sektörlerin kümeleştiği Ankara gibi şehirler teknopark, üniversiteler, TOBB, TİM gibi kurumlarla da iş birliği potansiyeline sahip. 

ÖZGÜR DÜŞÜNEN VE ÜRETEN İNSANA İHTİYAÇ VAR
“Yaratıcı ekonomi”nin temel alanlarından biri ise sanat ekonomisi. Bilim adamından yazarına, kanaat önderlerinden tasarımcısına kadar, yaratıcı sınıfın temelinde yetenek, teknoloji ve esneklik var. Bütün bunların üretime dayandığı düşünülecek olunursa bu üretimin ve çıktılarının sürdürülebilir olması gerekli. “Yaratıcı ekonomi”ler hayatımıza biz çok farkında olmadan girse de bundan sonra içinde bulunduğumuz sektörlerde bu kavramla etkileşimi ve bu doğrultuda yetenek yönetimini doğru yapmak gerekir. 

Bunun için yaratıcı, özgür düşünen ve üreten insanlara ihtiyaç var. Bu kadar zengin bir tarihle, sanat dokusuna sahip ülkemizde teknolojinin de içinde barındığı yaratıcılık düzeyi artarsa bu hem ekonomik açıdan hem de kişisel zenginliklerin artması açısından verimli olacaktır. Bu değişimi ilk ve öncelikle gördüğümüz alanlar şu an için TV, müzik ve tasarım olsa da teknolojinin sanatla birleştiği alanlarda da bu konuda daha çok gelişme olacağına inanıyorum. Girişimler ve sanat, “yaratıcı ekonomi”nin gücü ve inovasyonuyla bu dünyayı daha iyi hale getirecek.

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.7.2019 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları