DEĞER Mİ?

Türkiye toplumunun önemli bir kesimi, yaz aylarını, ülkeyi korumak uğruna adeta teyakkuzda geçirdi. Sosyal medya, hop oturdu hop kalktı. İnsanlar doğa için yollara düştü. Pankartlar açtı, sloganlar attı. Hatta kendini çaresiz hissederek, beddualar etti?

Ülkenin doğasını, yeşilini, ağacını, böceğini, toprağını, doğal kaynaklarını ya da tek bir kelimeyle özetlersek, vatanı korumak için bir araya gelindi… Tek bir amaç var. Hükümetin, idari yetkililerin dikkatini çekmek. Yanlış yapıldığını tekrar tekrar haykırmak ve doğaya yapılan saldırıyı durdurmak.

YEŞİLE DEĞER VERİLMİYOR 
“Millet Bahçesi” adı altında, beton binaların arasına çim ekip aralara yürüme yollarını çekip, iki de çiçek dekip, “Bilmem kaç metrekare yeşil alan yaptık, ülkeye kattık!” demekle, yeşil ve doğa korunmuş olmuyor. Çeşitli şirketlere yeşil alanları kesip, bina ve otel yapma izni, hele de santral ya da maden arama izinlerini verip, katledilen doğanın yerine “Şirket, bilmem kaç bin fidan dikecek!” demekle de yeşil korunmuyor. Çıkar için katledilen doğaya karşı, kamuoyundan gelecek tepkilere, koca koca yetkililerin verdikleri beyanatlar, cılız ve komik bir söylem oluşturmaktan öteye gitmiyor.

DEVLETİN VAROLUŞ SEBEBİ VATANDAŞA HİZMETTİR
İzmir yangınında, Tarım Bakanlığı’nın Türk Hava Kurumu (THK)’nın yangın söndürme uçaklarını kullanmaması üzerine çıkan tartışmalarda, “Devletin bakanı bir söz söylemiş ise ona güvenmek lazım” diyen Tarım Bakanı’na söylenecek tek bir söz var: “Sayın Bakan, güven denilen önemli değer, kazanılır. Aklı olan hiç kimse bir diğerine onun hak etmediği bir güveni körü körüne beslemez. Hele de devlete hiç beslemez. Gerçek demokrasinin olduğu ülkelerde, devlet, sade vatandaş tarafından her daim sorgulanır. Sorgulanması da gerekir. Demokrasinin özü budur. Zira devletin varoluş sebebi vatandaşa hizmettir.”

KAZ DAĞLARI’NDA TAHRİBAT
2019 yazında Türkiye’nin duyarlı vatandaşları, özellikle Kaz Dağları’nda Kanadalı Alamos Gold Şirketi’ne, 25 yıllığına verilen altın arama izninin doğada yarattığı ve yaratacağı tahribat nedeniyle üzüldü. Kaz Dağları’nda altın aranan bölgeye koştu. Geriye kalan çölleşmiş ve insanın içini acıtan kocaman çukura ağladı. 195 bin kesilen ağacın ardından patlatılan kaya parçalarından siyanürle açık havuzlarda ayrıştırılan altın, Kanadalı şirketin aç gözlü hesabına yazıldıktan sonra, geride kalan siyanürlü atık suyun ülkenin doğasında yaratacağı tahribatı tartıştı.

TEK KAYBEDEN TÜRKİYE, DOĞA VE GELECEK NESİLLER…
Ama ne Kazdağları’na koşan kalabalık, ne ülkenin en önemli müzisyenlerinden Fazıl Say’ın burada verdiği resital, ne yazılıp çizilenler ve isyanlar, hükümeti bir adım bile hedeften şaşırtmadı. Çünkü çoktan, Türkiye’nin ve dünya doğasının hazinesi olan Kaz Dağları için hüküm verilmiş, sözleşmeler akdedilmiş, Kanadalı altın şirketine bölge tahsis edilmişti. Alamos Gold'un CEO'su John McCluskey, çok az bir sermaye yatırımıyla büyük kâr sağlayacaklarını, o bölgenin insanının da en iyi bildiği işin toprak kazmak, kaya parçalamak olduğunu bir TV röportajıyla dünyaya çoktan ilan etmişti! Herkes alacağını almıştı ve daha da 25 yıl alacaktı. Bu yoldan geri dönüş yoktu. Bu acımasız denklemde tek kaybeden ise Türkiye, doğa ve gelecek nesiller…
  
BİRİNCİ SINIF DEVLET OLMAK İÇİN SINIFI GEÇEMEDİK
21. yy’da, güçlü ve birinci sınıf devletlerden sayılmanın üç tane vazgeçilmez koşulu var. Öncelikle demokratik bir hukuk devleti olması. İkincisi; bilginin değerli, bilenin güçlü olduğu bu çağda, bilgiye sahip ve bilgiyi üreten bir devlet olması. Üçüncüsü de; devletin kendi kendini besleyebilmesi… Bu şartları sağlamayanların, 21. yy’da ve daha da ilerisinde, bunlara sahip olan devletlere muhtaç olacağı, onlar tarafından yönetilen ve her an karıştırılmaya açık olacağı ortada. Gereğini yerine getirenlerin devletlerin milletlerinin, mutlu ve sağlam bir toplum yapısına; diğerlerinin de  mutsuz ve çalkantılı sosyal yapılara sahip olacağı da yadsınamaz bir gerçek... Ülkemizi bu üç kriter bakımından incelersek, en azından bugün itibariyle maalesef ki, sınavı geçemediğimiz de kuşku götürmez.

DURUM HER GÜN DAHA KÖTÜYE GİDİYOR VE GİDECEK
Türkiye, hukuk devleti olmakla birlikte, kuvvetler ayrılığının sağlandığı, kişi haklarının üstün olduğu bir devlet olmaktan uzak. Türkiye’nin bilgi ve ileri teknolojiyi üreten bir ülke, toplum olmadığını da inkar edilemez. Ancak, bu yazının konusu; 21. yy’da güçlü devlet olmanın olmazsa olmaz üçüncü kuralı: Ülkenin kendi kendini besleyebilmesi ve bunun için gerekli olan doğasına, yeşiline, toprağına, ürettiği besinine sahip çıkması… Türkiye maalesef ki, bugün kendi kendini besleyebilen, yiyeceğini yeterli ölçüde üreten bir ülke olmaktan çıktı. Çocukluğumuzda en fazla övündüğümüz, kendi besinini üretebilen, hatta ihraç eden ülke olma özelliği, yanlış tarım ve üretim politikalarıyla kalmadı. 
Tam tersine soğanını, patatesini, buğdayını, etini ithal eder hale geldi. Durum her gün daha kötüye gidiyor ve gidecek. Dünyanın başındaki küresel ısınma gerçeği, buzulların her geçen yıl kontrol edilemez erişiyi ve iklim değişikliği tehlikesi yadsınamaz iken, ülkemizin havasına, suyuna, toprağına, ormanına, azami değeri vermek ve korumak zorundayız.

VATAN TOPRAĞI HEPİMİZİN
Elin milletinin çocukları, gençleri boşuna mı yollara düşüyor; dünyanın iklimini korumadığını düşündükleri hükümetlere karşı gösteriler yapıyor? Belçikalı öğrencilerin Brüksel’de, 14 Şubat Sevgililer Günü’nde, “Benim Sevgilim, Gezegenim” sloganlarıyla yürümesi, “Bir gün okula gitmemekten bir şey olmaz, dünyayı korumak çok daha önemli” diye hükümetlere, dünyaya seslenmesi boşuna mı? Devletimiz doğayı korumuyorsa milletçe biz korumak zorundayız. Bu vatan toprağı hepimizin. Bizlerin de değil, gelecek nesillerin. Bu ülkenin doğasını, yeşilini, toprağını korumak ve bulduğumuzdan daha iyi durumda gelecek nesillere bırakmak, her vatandaşın boynunun borcu.

EL İNSAF!
Bütün bu kararları alan yöneticilere sesleniyorum: Değmez! Kaz Dağları, ülkemizin göz bebeği. Kaz Dağları’ndan fizibilite raporuna gore; 6 yılın sonunda ülkeye kalacak olan para alt tarafı 75 milyon dolar. Alamos Gold’a ise 472 milyon dolar. Bu işin, yani 25 yılın sonunda Kanadalı şirket, 4 milyar dolar kazanacak. Türkiye’ye ise bu paranın 10’da 1’i bile düşmeyecek. Velhasıl, el insaf! Türkiye, bu paralar için doğasını, dağını, ormanını satacak ülke mi? Nerede kaldı bizim yüz yıla yakın Cumhuriyetimizin gücü, G-20 üyeliğimiz? Hele de iktidarın devamlı dilinden düşürmediği, yaptığımız muhteşem köprüler, dünyayı kıskandıran yeni İstanbul Havaalanımız, ekonomik gücümüz! Ne oldu o güce? Biz üçüncü dünya ülkesi miyiz? Afrika’nın gelişememiş, yıllarca inlemiş, doğal kaynakları Batı tarafından sömürülmüş gariban ülkesi miyiz?
Biz Türkiye’yiz. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ndeyiz. Bu millet, toprağını elin Kanadalısına heba etmez. Değmez, inanın değmez. Sizce değer mi? İsterseniz bir daha düşünün!..

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.9.2019 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları