GELECEĞİMİZİ FEDA ETMEK ZORUNDA DEĞİLİZ!

İnanın doğru planlama ve çalışmayla ne ormanlarımızı madenlere kurban etmek zorunda kalırız ne de geleceksiz bir toplum oluruz. Yeter ki, inanalım. Anadolu topraklarının üstü, altına hiç gerek kalmadan bizim dünyanın en müreffeh ve mutlu ülkeleri arasında yer almamızı sağlar.

Son günlerde ülkemizde bir konu önceden hiç olmadığı kadar tartışılmaya ve toplumun farklı kesimlerinden tepki görmeye başladı. Madenler... Özellikle de altın madenleri. Bu tartışmaların fitilini ateşleyen ise Kaz Dağları'ndan gelen görüntüydü. TEMA, bölgede 195 bin ağacın kesildiğini söylerken, Orman Genel Müdürlüğü 13 bin 400, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporu ise 45 bin 650 ağacın kesildiğini belirtiyor. Kısaca; bölgede kaç ağacın kesildiğini kimse bilmiyor ve her kafadan bir ses çıkıyor! Olayın en trajikomik taraflarından biri ise ağaçların kesildiği bölgenin Kaz Dağları'nda olup olmadığı tartışması...

KAZ DAĞLARI TARTIŞMASI SOĞUMADAN, MURAT DAĞI’NDA SİYANÜRLÜ İŞLETMECİLİK
Kaz Dağları tartışması henüz soğumadan ve kesilen ağaçların görüntüsünü hazmedemeden, bu sefer Ege Bölgesi'nin su kaynağı ve en yüksek zirvesi Murat Dağı'nda - Kütahya ve Uşak illerinin en yüksek dağı-altın madeni için 2 milyon ağaç kesileceği ve siyanürlü işletmecilik yapılacağı bilgisi geldi. Tam da insanlar buna karşı eyleme geçecekken İzmir'de hektarlarca ormanı günlerce süren bir yangında kaybettik. İster istemez, hepimizi bir endişe aldı. Üstelik resmi makamların yaşanan olaylar karşısında gösterdiği tutum, çevreye duyarlı kesimler arasında büyük tepki topladı. İşin özü, en değerli varlıklarımız arasında yer alan ormanlarımızı hızla kaybediyoruz ve kiminle konuşsanız büyük bir çaresizlik içinde ne yapabileceğini düşünüyor. Bazı yurttaşlarımız ise çevre ve gelecek konusunda çoktan umudunu kaybetmiş bir şekilde yaşıyor.

İŞİN KOLAYINA KAÇARAK YER ALTI ZENGİNLİKLERİMİZİ İHALE EDİYORUZ
Peki! Buradan nereye gelmek istiyorum? Madenlerimizi işletmeyelim mi? Elbette hayır. Yer altı zenginliklerimizi de yer üstü zenginliklerimiz gibi işletmeli ve katma değeri yüksek ürünlere çevirmek zorundayız. Bu noktada hiç bir sorun yok. Buradaki sorun; ne çıkardığımız madenleri katma değeri yüksek ürünlere çevirebiliyoruz ne de yer üstündeki zenginliklerimizi değerlendirebiliyoruz. İşin kolayına kaçarak, yer altı zenginliklerimizi ileride doğuracağı sorunları düşünmeden ihale ediyor ve hem çıkarma işlemini hem de katma değere dönüştürme işini başkalarına bırakıyoruz. Kısa dönemde gelecek kolay para uğruna, yalnız doğal zenginliklerimizden değil, aynı zamanda çocuklarımızın geleceğinden de vazgeçiyoruz.

ORMAN KÖYLERİ, YARI HAYALET YERLEŞİM YERİNE DÖNÜŞÜYOR
Bir de işin diğer yönü var. Türkiye yaklaşık olarak 80 milyon hektarlık yüzölçümüne sahip. Ormanların ülkemiz yüzölçümüne oranı % 27.16. Türkiye’ de yaklaşık 21 milyon hektar orman alanı mevcut. Bunların yaklaşık yarısı verimli toprak iken yarısı verimsiz toprak. Ülkemizde orman içi veya kenarında 20 bin 430 orman köyü bulunmakta ve bu köylerde yaklaşık 7.5 milyon vatandaşımız yaşamakta. Ormanların tamamına yakını devlete ait olup büyük çoğunluğu Orman Genel Müdürlüğü tarafından idare edilmekte. Ancak genel duruma baktığımızda, en fakir köylerin orman köyleri olduğunu görüyoruz. Ekilebilir toprakların azlığı, görece kent merkezlerine uzaklıkları, orman köylerinin gelişimini ve kalkınmasını olumsuz etkiliyor. 
Gelen hizmetlerin de düşüklüğü mevcut duruma eklenince, orman köyleri yarı hayalet yerleşim yerlerine dönüşüyor. En sonunda ise madenler bir noktadan sonra köylüler için geçici de olsa bir ekmek ve umut kapısına dönüşüyor. Oysa orman köylülerinin, toplumun doğal kaynakları ve imkânları bakımından toplumun en üretken ve zengin kesimleri arasında yer almaları gerekiyor. 
O zaman kendimize şu soruları sormamız gerekiyor: Ormanlarımızı ve köylülerimizi bu çıkmazdan nasıl kurtarabiliriz? Diğer bir soru ise ye rüstü ve yer altı zenginliklerimizi, sürdürülebilir ekonomik ögelere nasıl dönüştürebiliriz?

DOĞRU PLANLAMA ŞART!
Bu soruların ilk cevabı ise doğru planlama. Bu köyleri yalnızca hammadde üreten bölgeler olmaktan çıkarmamız şart. Dağ ve orman köylülüleri belli organizasyon çatıları altında toplanarak üretime teşvik edilmeli. Yetiştirdikleri hayvanların ve orman ürünlerinin işlenmesi ve katma değeri yüksek ürünlere dönüşmesi için bu bölgelerde küçük ve orta ölçekli işletmelerin temelleri atılmalı. Maalesef bu bölgeleri gezdiğinizde, hayvancılığa uygun arazilerin bomboş yattığına, üzülerek şahit oluyorsunuz. Ormandan elde edilen ürünlerin ise etrafta tesis olmadığından dolayı son kullanım ürününe dönüşmesi için yüzlerce kilometre mesafe kat ettiğini görüyorsunuz. 
Sonuç olarak; kenttekinin hayat pahalılığından, köydekinin ise işsizlikten ve geleceksizlikten mağdur olduğu bir topluma dönüşüyoruz. İnanın doğru planlama ve çalışmayla ne ormanlarımızı madenlere kurban etmek zorunda kalırız ne de geleceksiz bir toplum oluruz. Yeter ki, inanalım. Anadolu topraklarının üstü, altına hiç gerek kalmadan bizim dünyanın en müreffeh ve mutlu ülkeleri arasında yer almamızı sağlar.  

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.9.2019 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları