'KULLANICI HATASI' UKALALIĞI!

Yüzdeki makyaj ve boyalar döküldükten sonra hakiki çehreyi görmek uyandırıyor bizi; ancak iş işten geçmiş oluyor. Hiçbir markanın, firmanın bizlerin uykusunu kaçırmaya hakkı yok. Tüketiciyi korumak için oluşturulan yapıların da yetersizliğini buradan belirtmek isterim. 

Adeta fecrin pırıltıları eşliğinde, objektifin filtresinden geçirilerek televizyon ekranlarına aktarılan reklamlar, gün geliyor kâbusumuz oluyor. Karanlıklar içinde ve spot ışıkları altında bir görünüp bir kaybolan güzel bir kadın ile yakışıklı bir erkeğin üzerinde görüp beğendiğimiz giysiler; lavanta, pudra kokusunun beyaz camı kırarak adeta genzimizi yaktığı kozmetikler; güneşten ışıklar saçıyor hissi veren telefonlar, arabalar, takılar ve bilumum hayatımızın içine giren araç gereçlerin, nasıl bir göz boyamayla tesirli ve acı bir telkin olduğunu, müşteri temsilcisiyle yüz yüze geldiğimizde anlıyoruz.

Rimelle irileşen gözlerin bakışındaki tılsım, mercan dudaklardan dökülen, “Bunu mutlaka al” nev’inden tembihi, edindiğimiz ürünün ayıplı çıkması ve derdimizi bir türlü uluslararası olduğunu iddia eden firmaya izah edemememiz ile silinip gidiyor. Fiyatının fersah fersah üzerinde ücretler ödeyerek aldığımız bir çantanın kağıt, bir pardösünün muşamba, bir pantolonun tulum değerine indirgenmesinin, zihnimizde bıraktığı kekremsi tat kadar kötü bir şey yok. 

FİRMA VURDUMDUYMAZLIĞI...
“Üretim hatası” gerçekliğini inkar ederek, suratımıza fırlattıkları ve gülünç bir istihza ile “Hayır efendim, kullanıcı hatası” ukalalığı cümlesini 'bönlük ve alıklık' dışında hangi uzvi arıza ve kelime diziniyle ifade edelim! Ayıplı maldaki değişimi ya da mağduriyetin çözüm yollarını ararken, insan kusurlarını, firma vurdumduymazlığını ve cemiyetteki bozukluğu nasıl düzelteceğiz? 

Peki! Biz büyük, pahalı ya da dünyaca ünlü markayı neden tercih ediyoruz? Bu soruya verilebilecek en kestirme cevap şu: "İşimizi şansa bırakmamak." Aksi bir durum zuhur ettiğinde, “Başımız ağrımadan kolayca garanti kapsamından problem çözülür” diye umut ettiğimiz için, reklamlara biat edip ateş saçan gözlere kanıyoruz. 

UYKUMUZU KAÇIRMAYA HAKLARI YOK 
Yüzdeki makyaj ve boyalar döküldükten sonra hakiki çehreyi görmek uyandırıyor bizi; ancak iş işten geçmiş oluyor. Hiçbir markanın, firmanın bizlerin uykusunu kaçırmaya hakkı yok. Tüketiciyi korumak için oluşturulan yapıların da yetersizliğini buradan belirtmek isterim. 

Belki birçoğumuz “Lanet olsun” deyip ürünü mağazasına bırakıp çıkarak az bir mali zararla kurtuluyoruz. Ancak bilinçli tüketici örneği sergileyenlerimiz de ziyadesiyle fazla. Bunlardan biri de, senarist ve yapımcı Birol Güven. Aldığı ayıplı bir pantolonun iadesini gerçekleştiremediği için dava açacağını duyurdu. Kendisini alkışlıyor ve örnek olmasını diliyoruz. Çünkü başka türlü sorunu çözemeyeceğiz.

BUSINESS LIFE GENEL YAYIN YÖNETMENİ
SEYFETTİN BAYRAM

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.11.2019 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları