SERMAYENİN TOPLUMSAL SORUMLULUĞU

Kadına şiddet ve çocuğa karşı istismarda, suçlulara hak ettiği cezayı vermeyen bir ülke haline gelinmesi tahammül edilemez, edilmemeli. Ancak ve ancak, Türkiye'nin sermayesi toplumsal sorumluluğunu yerine getirdikçe hep beraber kazanabiliriz...

Bu ülkede, çocuğa karşı istismar suçlarında gün başına 47 dava düşüyor. Her gün en az bir kadın ölürülüyor. Kadın haklarını korumak için çeşitli STK’lar, aktivistler, akademisyenler, avukatlar, hukukçular ve barolar çalışıyor, eylem yapıyor. Kocaları, eski kocaları ya da sevgilileri tarafından hunharca katledilen kadınların haklarını savunmak, yeni cinayetlerin işlenmemesi için şehir şehir, dava dava geziyorlar. Peki! Neden zamanlarından çalarak toplum, kadınlar, çocuklar için çalışıp duruyorlar? Yargıya, siyasete, siyasetçilere kafa tutuyorlar?

‘BÖYLE GELMİŞ, BÖYLE GİDER’ DEMEYİ BİLMİYORLAR MI? 
Sizce çok mu romantikler? Hiç akılları yok mu? Tüm bu haksızlıklara, hukuksuzluklara karşı duranlar, sadece kazançlarını, çıkarlarını düşünmeyi ve “Ne yapalım, böyle gelmiş, böyle gider, biz kendi işimize, gücümüze bakalım” demeyi bilmiyor mu? Emin olun bilirler; ama ellerinde değil! Ülkeyi ve milleti ileri götürmek için başka çare olmadığından, ailelerine ayırdıkları zamandan bile fedakârlık ederek toplum için, kadın, çocuk ve insan hakları için ve de kendi çocukları, torunları medeni bir ülkede hukuk kuralları içinde yaşayabilsinler diye çabalıyorlar.

Bunlar toplumun derinine o denli inmiş meseleler ve yanlışlıklar ki, bütün kesimler, aydınlar, okumuşlar, vicdanlılar, adalet duygusunu yüreğinde barındıran herkes ve en önemlisi sermaye sahipleri el ele vermedikçe, bu haksızlıkları, hukuksuzlukları yenmek ve insanı koruyan, insan olmaya yakışır sistemi yerleştirmek mümkün değil. “Sistem” diyorum; zira bütün bu aksaklıklar ve hukuksuzluklar, sadece kanunun, mevzuatın var olup olmama sıkıntısı değil. Esas; çocuğu, kadını, insanı eşit şekilde koruyan evrensel hukuk kurallarının uygulanması için toplumdan gelen ortak talep ve bunun neticesinde, kanun koyucu, uygulayıcı ve yargı üzerinde oluşan baskı sorunu. 


KORUYUCU YASALAR İÇİN TOPLUMSAL BASKI OLUŞMALI

Hukukun, adaletin, insan haklarının, çocuğu, kadını koruyan yasaların uygulanması konusunda öyle kuvvetli bir talep gelmeli, öyle bir toplumsal ortak baskı oluşmalı ki, ne siyaset ne yargı kurumları, aksini yerleştirmek, uygulamak ve karar almak konusunda cesaret bulamamalı. İşte bu haklı toplumsal talep, sadece sivil dernekler, akademisyenler ve hukukçuların çabasıyla oluşmaz. Esas; sermaye sahiplerinin, iş insanlarının, onları bir araya getiren kuruluşların, yani bu ülkeye en fazla vergiyi veren, yatırımı yapan, fabrikayı açan, istihdam sağlayan kişi ve kuruluşların, çocuklar, kadınlar, insan hakları, toplum ve millet için; orta ve uzak vadede yine kendi yatırımları “Sağlam kalsın” diye hukuk ve adalet talep etmeli...

REYTİNG İÇİN İZLEYİCİYİ AJİTE ETMEK VE KADINA EZİYET!
Akşamları ailece 4 saat izlenen dizilerin senaryosunda, kadına ne kadar çok eziyet edilir, kadınlar mağdur gösterilir, şiddet görür ve izleyiciyi ajite ederek ağlatır ise o denli çok reyting alıyor. Açın kanalları; 2-3’ünde aynı anda bir dizide kadınlar habire ağlıyor. Bir başka sosyolojik vaka ise vurdulu kırdılı, bir anda 10-15 beş kişinin öldürüldüğü mafya dizlerinin tutması!

Türk dizleri kadını güçlü, iş kadını, ayaklarının üzerinde duran, erkekten zulüm görmeyen, dayak yemeyen kadın olarak gösteremiyor. Öyle bir kadın var ise o kadın ancak dizinin kötü, entrikacı kadını! İyi aile kadınları -bu tabir için özür diliyorum- bizim dizilerde illaki dayak yiyor. Yapımcısına, TV kanalına milyonlar kazandıran bu diziler, maalesef toplum ve aile yapımıza ayna tutuyor! “Türkiye’de kadınlar şiddet görmesin, öldürülmesin, ekonomik özgürlükleri olsun, ayaklarının üzerinde dursun” istiyorsak, en başta kadını zavallı gösteren bu dizi bombardımanına bir son verilmeli. Sakın söylediğim; bir sansür olarak algılanmasın. Çünkü en karşı olduğum şey, ne olur ise olsun yasaklar. Kitap okumayan ve kendini eğitmeyen insanımız, her gece TV karşısında yönlendiriliyor, belirli alışkanlıklar ediniyor ve bakış açısı kazanıyor. Yani televizyonun aptallaştırdığı ve münipüle ettiği bir gerçek.

‘SEVDİĞİMİZ KADIN YILDIZ DA ZATEN DAYAK YEMİYOR MU?’ 
Elde kılıç, tarihi dizileri izleyenleri; şoföründen dizinin kahraman erkeğine kadar, belinde 3-5 silahla gezerek, her kafasını çevirdiği köşede birini vuran erkeklerin doldurduğu dizileri düşünün! İşte bütün bu sahneler, kadına şiddeti de, erkeğin silah taşımasını da normalleştiriyor. Kadının eziyet çekmesi ve bizim onlara ağlamamız normal. Zaten komşu evde de aynı durum var! Hatta belki seyreden de şiddet görüyor. “Eh, ne yapalım bak, zaten en sevdiğimiz kadın yıldız da zaten dayak yemiyor mu?” her gece! Her Allah’ın günü ağlamıyor mu? Kadınlar ağlar, erkek ne derse onu yapar, eziyet çeker! Erkekler ise vurur, kırar, eziyet eder. Üstelik bütün bunları yaparak bir de kahraman olur!

Toplumun algısı bu şekilde oluşturuldukça, yargıdan, kolluktan, idareden kadını koruyacak uygulamaları hiç boşuna beklemeyin! Uygulayıcılar, bu dizileri seyreden ailelerde yetişiyor. Kadın haklarının yerleşmesi için öncelikle her birey, bu hakkı içselleştirmeli, özellikle de erkeklerin... Ancak yüreğine adaletin, insan hakkının işlediği polis, savcı, hakim ve politikacı, kadını koruyor. O kararların altında alınan eğitim yatıyor.


ŞİDDETE KARŞI BASİT BİR TİCARİ KARAR, FARK YARATIR

Pegasus Hava Yolları ve Samsung Türkiye, ana konusu kadına ve çocuğa şiddet olan dizi veya programa reklam vermeme, sponsor olmama ve ürün yerleştirmesinde bulunmama kararı aldı. “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” vesilesiyle de birçok şirketin duyarlılığı görüldü. Sahiplerini ve yöneticilerini bir hukukçu ve vatandaş olarak yürekten kutluyorum. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Diğer saygın sermayedarlarımızı da benzer kararlar almaya davet ediyorum. Basit görünen bir ticari karar, uzun vadede kadın hakları konusunda eğitim ve bunların uygulanması için çok önemli farklar yaratabilir. 

Değerli iş insanlarımız; toplumun ve çocuklarınızın geleceği için hepiniz, bu işin altına elinizi koymak zorundasınız. Unutmayın ki, hukukun olmadığı bir ülkede ekonominin iyi olmasının mümkünatı yok. Ekonomi iyi değilse, toplum huzurlu ve mutlu değilse sermaye de huzurlu ve mutlu olamaz. Türkiye hep birlikte kalkınacak. İnsan ve kadın hakları, evrensel hukuk bu ülkede yaşayacak ise sermaye sahipleri ve vatandaş ele ele vererek bunu sağlayacak...

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.12.2019 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları