SANAT DOLAPDERE'YE YAKIŞTI

Yüzyıllık tarihi semt, son yıllarda grilikten maviliğe yüz çevirdi. "Arabayla bile girilmez" derken, şimdilerde tozunu attı ve yeni hayatlar can bulmaya başladı.

Eski ve tarihi dokusunu koruyan, üzerine yaşanmışlıkların sindiği, neredeyse hiç yeni yapı görmediğiniz yorgun bir yer semttir Dolapdere. Yolunuz düşerse gidersiniz ve geçersiniz, sanki 60'lı yıllarda orada hayat durmuştur. Trafik tıkandığında etrafınıza bakarsınız ve her seferinde tanıdık bir çift göz arayan kalabalık içerisinde yine yalnız kalırsınız. Kendi halindedir. Grisi; binalarına, kaldırımlarına yansımıştır. Sokak aralarında arada çocuklar koşuştur. Umudun ve aynı anda umutsuzluğun toprağıdır Dolapdere. Ne kendine benzer ne başka birine. Yüzyıllık tarihi semt, son yıllarda grilikten maviliğe yüz çevirdi. Arabayla bile girilmez derken şimdilerde tozunu attı ve yeni hayatlar can bulmaya başladı.


ORADA GALERİ AÇMAK YÜREK İSTERDİ 

Bu kaçınılmaz; ekonomi düzeltir, vinç girer, eskiyi yıkar değil, oranın sebebi. Sanat, Dolapdere'den yükselmeye başladı. Orada galeri açmak yürek isterdi, hele bunu ilk yapanlardan olmak gerçekten adanmak işiydi. Dirimart geldi. Önce herkes şaşırdı. “Kim oraya gider ki?” dendi. Sonra daha çok sanatçı o bölgeye kaymaya başlandı. Gaia Gallery, Pilevneli Gallery, Müze Evliyagil ve son olarak Arter yerini aldı. Artık biz aynı semtten bahsetmiyorduk. Sanat gittiği yeri güzelleştirir, iyilikleri çoğaltır, mutluluk ve umut verir. Ardı ardına gelen yatırımlar, eskilerin Dolapderesinin gayrimenkul fiyatlarını da hızlıca zıplattı. Herşey kendi ekonomisini de yaratmaktaydı...


SOHO’DA İMİŞSİNİZ HİSSİNİ YAŞATIYOR 

Bugün ünlü koleksiyonlara, büyük sergilere ev sahipliğini yapan semte, sanat çok yakıştı. Sanki bir zaman tünelindeyken galeri gezmek, gördüklerinizi sindirmek, tarihle sarmalanmaya herkesin çok ihtiyacı varmış. Çağdaş sanat ile eski doku, size SoHo’da imişsiniz (New York) hissini yaşatıyor. Zaman içerisinde sadece bununla da kalınmayıp cafe, restaurant ve sosyal alanlar, Dolapdere'yi farklı çehreye taşıyacak. Bir yerin ve semtin gelişmesi sadece yeni inşaat yapmak değil, oraya yakışan insanların kültürel anlamda faydalanabileceği yerler oluşturmaktan da geçiyor. 


PEŞİNDEN GİTMEK TUTKUYLA YAŞAMAK...

İnsanlar gördükçe ve yaşadıkça hem oldukları yeri sevip benimsiyor hem de oraya yeni ve farklı insanlar da gelmeye başlıyor. İşte bu değişim, sanat ile beraber olunca çok daha çabuk yayılıyor ve söz ettiriyor. Sanatseverler sadece istedikleri eseri görmek adına bile oraya gidiyor ve vakit geçiriyor. Çünkü sanatı sevmek “Peşinden gitmek, tutkuyla yaklaşmak ve o anda kalmayı istemek” demek. Mekânın, semtin, şehrin gürültüsünün hiçbir önemi yok. O an sadece siz ve görmek istediğiniz eser var. Bütün telaşlar geride kalmış, dinginlikle sanatı kucaklıyorsunuz. Ve semtle beraber sanat da sizi sarıp sarmalıyor.
Sanatın insanları iyileştirme gücüne inanıyorum. Aynı şekilde semtleri de. Dışavurumculuğun gücü herkesi ve herşeyi etkisi altına alıyor. Bu o kadar olumlu bir hava yaratıyor ki, eskiden bakmak bile istemediğiniz şeyler, sizin sürekli görmek istedikleriniz haline gelebiliyor. İşte Dolapdere'nin hikâyesi de böyle yazılıyor. Ve sanat, bu ara Dolapdere'den yükseliyor...

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.01.2020 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları