DÜNYA İLE PAYDAŞLIK VE SORUMLULUK!

Mustafa Kemal Atatürk'ün "Umutsuz durum yoktur. Umutsuz insan vardır, ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim" deyişindeki gibi umudumuzu yitirmeyelim. Toplum olarak mutsuz ya da kaygılı olsak dahi, hücrelerimizdeki kadim bilgilere ve bilgeliğe inanalım. Yine Atamızın dediği gibi "Gençliği yetiştirelim. Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini verelim. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacağımıza inanalım." Ülke çapında bu odakla hareket edip aydınlığa yolculuk edebiliriz...

“Çünkü güzel şarkıların genelde çirkin hikayeleri olur”*
Dünya Ekonomik Forumu’nun 15. Yıl Global Risk Raporu’na göre, önümüzdeki on yıllık dönem için bir risk kategorisinin diğer tüm kategorilerin önüne geçip ilk 5 ana riskin 5’ini de kapsaması, ilk kez karşılaştığımız bir durum. Ekonomik, Jeopolitik, Toplumsal ve Teknolojik risklerdeki belirsizlikler azalmamış, aksine büyük ölçüde derinlik kazanmışken, iklim değişikliği ve çevresel riskler beklenenden çok daha şiddetli ve sıklıkla oluşageldiğinden global risk haritasında en ön sıranın tamamını ele geçirmiş görünüyor. 

İNSAN ELİYLE YOL AÇILAN ÇEVRESEL FELAKETLER... 
Ekstrem hava olaylarının oluşumu, iklim değişikliği etkilerini hafifletme ve uyumlanmada zaafiyet gösterilmesi, büyük çaplı doğal afetlerin gerçekleşmesi, bioçeşitlilikte major kayıplar ve ekosistem çöküşü, insan eliyle yol açtığımız çevresel felaketler ve hasarlar, günbegün küresel ve yerel tecrübelerimizle hikayelerimize karışıyor. Bir taraftan ekonomik durgunluk, geçim derdi, işsizlik ya da kısıtlı istihdam, jeopolitik sorunlar, terör olayları, istemsiz göç dalgaları, toplumsal ve siyasi kutuplaşmalar var. Diğer yandan teknolojik gelişmeler ezber bozup  yeni riskler getirirken, çevresel konuların azımsanmak bir yana en ön plana çıkar olması, söz konusu risklerin şiddetini ve sıklığını gösteriyor. 
“Yerkürenin ciğerleri” diye tanımladığımız toplam oksijen üretiminin %20’sini sağlayan, küresel ısınmayı dengelemede kritik rol üstlenen Amazon ormanları yangınlarının yol açtığı zararlar önümüzde duruyor. Avustralya’yı saran sıcak dalgası ve yangınlar, can kayıpları, milyonlarca canlının yok oluşu, dünya genelindeki görülmemiş şiddetteki kasırgalar, seller, değişen yağış rejimleri, öte yandan kuraklık, su kaynaklarındaki azalma, erezyon, depremler, her boyutta kirlilik, tehdit boyutundaki atıklar; yerküredeki her kıtanın, ülkenin, toplumların bireylerin yaşamını somut ve son derece olumsuz şekilde etkiler oldu. 


ÜLKEMİZİN %75’İ, İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN FARKINDA 

Öyle ki, Konda araştırmalarına göre, ülkemizde yaşayan bireylerin %75’i iklim değişikliğinin ve etkilerinin farkında. Memleketlerimizdeki akar suların akmaz  olduğunu ya da gün gün daha cılız hale geldiğini, 50 yılda 3 Van Gölü boyutunda sulak arazi kaybı bulunduğunu, çevrenin kirlendiğini, doğanın talan edildiğini, iklimin değiştiğini şehirlerimizde, köyde, ovada, dağda, tarlada görüyor, çok büyük oranda, bilinçle izliyoruz. Buna karşın, sadece %15’imiz yönetimlerce yeterli tedbir alındığını düşünüyoruz. Böylesi bir  duyarlılığın geçim derdindeki ve gelecek kaygısı duyan bir toplumda dip dalga niteliğinde artıyor olması gerçekten önemli. 
Siz; bir ülke düşünün ki, yine Konda verilerine göre; her 100 kişinin 53’ü istihdama dahil değil. İstihdama dahil 47 kişinin 9’u işsiz, 38 çalışanın da 30’u “Yarın işsiz kalabilirim” korkusuyla yaşıyor. Yani ancak 100 kişiden 8’i geleceğinden kaygı duymuyorken, “Çevre ve iklim değişikliği konusundaki farkındalık ve duyarlılıktaki yüksek seviye neye bağlı olabilir?” düşünmeliyiz.  

TÜRKİYE’DEKİ AİLELERİN EN BÜYÜK HAYÂLİ!
Türkiye’deki ailelerin en büyük hayâlinin çocuklarının onlardan daha ileri eğitim ve refah seviyesine ulaşması, kendilerine de bu suretle ileride sahip çıkması hususunda kayda değer bir çelişki yarattığı için olabilir. Aynı şekilde, çevresel farkındalıkla beraber, adalet arayışının, kadın meselelerinin giderek olumsuz yönde gelişmesinin mutsuz toplum dokusunu beslediğini, gelecekle ilgili kaygı ve talepleri de bütünlediğini belirtmekte de yarar var. Kaldı ki, Dünya Ekonomik Forumu’nda da meselelerin birbirleri arasındaki etkileşimlerini giderek daha net şekilde ortaya koyan çalışmalar ve değerlendirmeler benzer şekilde gündem teşkil etmeye başlıyor.

KANAL İSTANBUL’DA ÇOK ÖNEMSENECEK RİSKLER VAR
Bu ortamda ve çarpıcı risk haritasında odağa ‘Kanal İstanbul’ gibi yine Konda araştırmalarına göre; her 5 kişiden 4’ünün desteklemediği, çok önemsenecek çevresel risklerin söz konusu olduğu, toplumsal uzlaşma ve bilime dayalı verilerle değerlendirme sürecinde ciddi eksikliklerin görüldüğü, kritik paydaş yönetiminin yapılmadığı bir mega bir proje üzerinde konusuyor olmamız da bir başka büyük çelişki. Çevresel boyutta tarım arazileri üzerinde yapılaşma baskısı yaratacak, önemli içme suyu kaynaklarını risk altına sokacak, iklim dengesini kaçınılmaz olarak etkileyecek, bölgedeki doğal yaşam ve somut deprem risklerinde belirsiz etkiler oluşturacak ‘Kanal İstanbul’ projesini, ekonomik ve sosyal boyutlara girmeye gerek bile kalmadan çevresel perspektifle gündem dışı bırakıp, gerçekleşmiş risklerin yönetimine odaklanmak daha anlamlı, akılcı ve toplumla barışık bir yaklaşım olmaz mı? 
Altından kalkamayacağımız emsalsiz bir çirkin hikâye yerine, var olan nice çirkin hikâyeden güzel şarkılar yapmaya yönlenebiliriz.

GRETA THUNBERG’İN ACİL EYLEM TALEBİ, TESADÜF DEĞİL
Davos’ta, Dünya Ekonomik Forumu’nda Greta Thunberg’in, 17 yaşında bir gencin, dünyanın en ileri gelen politik ve iş liderlerine seslenmesi, 1,5 derece hedefine ulaşmak üzere kaydadeğer bir çaba göstermeksizin adeta vazgeçmiş olmalarının hesabını sorması, kendi kuşaklarının asla mücadele etmeden teslim olmayacağını söylemesi ve tüm taraflardan ellerindeki kartların tamamını masaya koyarak “Çocuklarını her şeyin üzerinde tutan bir yaklaşımla” acil eylem talep etmesi bir tesadüf değil... 
Hikâye bütün çirkinliği ile önümüzde. Umudun, aydınlığın parçası olup gençlerle el ele yeni bir dünya düzeni, dili, çözüme yönelik örgütlenme modelleri, farklı politikalar, politik araçlar üreterek güzel şarkıların tınılarına mı karışacağız? 
Yoksa sadece kendi sesini duyan, “Bu olgular şehir  efsanesi” diyerek azımsayan, bildiğini okuyan, bilimi yadsıyan, ekonomik çıkarını ön plana alan, ortak akıldan, uzlaşmadan kaçınan, farklı duruşla  bu meselelerin peşinde koşup ses olan gençleri, sorumlu bireyleri “felaket tellalı” ya da “şahsına münhasır” tanımlarla etiketleyen, itibarsızlaştırmaya çalışan, ötekileştiren, hırsı aklının önüne geçmiş, sağduyusunu kaybetmiş dayatmacı liderlerin peşinden mi gideceğiz?
Seçim sizin, maalesef hesap ise hepimizin!
*Sanışer-Sezen Aksu (Kara Geceler)

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.02.2020 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları