YORGUN RUHLAR SAVAŞI

Aşktan, aydınlıktan, gelecekten ve gençlikten ümidi kesmeyelim ve Suna Kıraç'ın dediği gibi "Ömrümüzden uzun ideallerimiz olsun."

‘Ümit yok’ dediğimiz andır asıl ihtiyarlık. Aşktan, aydınlıktan, gelecekten, gençlikten ümidi kestiğimiz yerdir. / M. Uyurkulak 
Yeni bir yıla cebimizde hedeflerle, umutlarla gireli, istemli şekilde geçmişten kopup geleceğe odaklanalı çok zaman olmadı. Olmadı; ama şimdiden beklenmedik ve olumsuz olaylar diziniyle zorlu bir yılı devirmişçesine yoruldu ruhlarımız.
    
ÜSTÜMÜZE ÜSTÜMÜZE GELİYOR SANKİ HAYAT 
Üstelik hem dünyada hem de ülkemizde böyle, üstümüze üstümüze geliyor sanki hayat ve bizler bu sınavlara epey hazırlıksız yakalanmış görünüyoruz. Şüphesiz şok etkisi yaratanları var; ama birçoğunun soğuk yüzüne “Geliyorum” diyen işaretlerine aşinayız. Bakıyor-görmüyor, duyuyor-dinlemiyor, soruyor-sorgulamıyoruz. 
Her bir karşılaşmada yüreğimiz yanıyor, canımız kırılıyor, koyu bir kedere, bazen utanca boğuluyor, çoğunlukla deli bir öfkeye kapılıyoruz. Sosyal medyada katmer katmer açıyoruz hislerimizi, düşüncelerimizi...


YAPANIN YANINA KÂR KALIYOR NİCE YAŞANAN! 

Sonra bir başka karşılaşma, başka bir şaşkınlık halinde hepsini taşıyamaz oluyoruz. Adeta bir kaleydoskopun tersinden bakar gibi uzaklaşıp bulanıyor zihnimizde geçmiş olaylar, en güncellerine yüzümüzü dönüyoruz. İç yakan ölümler, şehitler, utançla önümüze baktıran intiharlar, cinayetler, kazalar, depremler, doğal afetler, salgın hastalıklar, şiddet gören kadınlar, çocuklar, hayvanlar, yoksulluk, çaresizlik, hukuk dışı uygulamalar, savaşlar, aklımızın almadığı olaylar birbirine karışıyor. Yapanın yanına kar kalıyor nice yaşanan! Ateş düştüğü yeri yakıyor, giden gittiğiyle, ölen öldüğüyle, olan olduğuyla kalıyor...
İçimize sinmemeli bu durum. 
“Beni korkutan tek bir şey var, acılarıma değmemek!” / Dostoyevski 

İCRALIK DOSYA SAYISI 21 MİLYON 300 BİN 
Birden fazla ailenin yoksullukla baş edemeyip hayata tutunamamaları, herkesin gıpta ile baktığı üniversitelerde öğrenci olan bir genç kızın, bir delikanlının yaşamdan hiçbir beklentisinin kalmayıp ölümü seçmesi, bir babanın “Sesimi duyun” diye yakararak kendini yakması, belleğimizde kalmalı. Kalmalı ki, bugün asgari ücretle çalışanların toplam çalışan nüfusun %40’ını geçtiğini, bu kesim ile beraber aylık geliri 5 bin TL’nin altında olanların toplam çalışan nüfusun %80’ini oluşturduğunu, her birinin ve ailelerinin insanca, hakça barınma, beslenme, giyim, eğitim, ulaşım ve benzeri temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çektiğini, bazılarımızın düşünemeyeceği kadar yokluk ve yoksunluk içinde yaşadıklarını unutmayalım. Borcunu borçla ödeyenlerin çoğu tıkanmış, kredi kartları borçlarından dolayı yasal takibe alınmış insan sayısı 3 milyon kişiyi aşmış durumda. İcralık olan dosya sayısı ise 21 milyon 300 bin ulaşmış.


TOPLUMSAL YAPIMIZ KIRILGANLAŞIYOR 

Öte yandan, işsizlik emsalini az gördüğümüz seviyelerde seyrediyor. Genç işsizliği, kadın işsizliği derinleştikçe derinleşiyor. Bu durum, bilmediğimiz bir dinamikle daha da karmaşık hale geliyor, yüksek eğitimli gençler iş bulamıyor, çok sayıda yeni mezunun kendine olan güveni sarsılırken, giderek geleceğe olan inancı azalıyor. Ülkemizdeki ailelerin en büyük emeli, çocuklarının onlardan daha ileriye gitmesi ve birlikte daha yüksek refah seviyelerine ulaşmaları. Yaşamakta olduğumuz sosyo-ekonomik sorunlar, ailelerin başlıca amacını risk altına alıyor ve bu dinamikler, toplumsal yapımız giderek kırılganlaştırıyor.

DUYGU YİTİMİNE UĞRAMIŞ DURUMDAYIZ 
Hemen her meselede tekrarlar o kadar çok, sayılar o kadar büyük ki, adeta bir duygu yitimine uğramış durumdayız. İnsanlar, acılar, olaylar istatistiğe dönüşüyor, hikayeleri ise duyulmaz, görünmez oluyor.
Çaresizlik noktasına gelenlerin ellerimizden kayıp gitmemeleri için birey olarak, sistem olarak görmek, dinlemek, dokunmak, destek olmak lazım. “Benden başkaları var, devlet var, belediye var” diyebilirsiniz. Elbette var, haklısınız. Ya giderek daha fazla şahit olduklarımız gibi kör noktada kalırlarsa, sizin dokunabileceğiniz o kişiye, kişilere erişemezlerse? Veya daha ötesi, bu gidişatta bosyoloji biliminin kurucularından Emile Durkheim’ın tanımladığı gibi “anomik bir topluma” dönüşürsek?


İNSANLAR TOPLUM DIŞINA ÇIKIP PERVASIZLAŞIRSA!..

Anomik toplumlardaki gibi bozulan “denge”nin, ortak bilincin ve bütünleşmenin kaybıyla oluşan kuralsızlık ve normsuzluk hallerinde, örneklersek ahlaksızlık, moral çöküşü, hukukla adaletin sağlanamadığı durumlarda, bireylerin giderek kural tanımaz, aykırı ve suçlu davranışları, uyumsuzluğu artarsa? İnsanlar birlikte, dayanışarak bireysel hedeflerine ulaşmalarının mümkün olduğu anlayışı yitirir, giderek yalnızlaşır veya toplum dışına çıkıp pervasızlaşırsa!.. 
Bireylerde toplumsal hoşnutsuzluk artar, şiddete başvurma, etnik, kültürel çatışmalar, yabancı düşmanlığı gibi bütünleşmeyi engelleyen anomik tutum ve davranışlar egemen olursa? Gençler üzerinde toplumsal baskı büyükse, değişen kültürel normlar ve yaşam koşulları aşırı anlamsızlaşmışsa kendi içine çekilmeler yaygınlaşır mı? 
Sonuçta; toplum ve birey olarak ruh sağlığımız tehdit altına girer, anominin çarpıcı psikolojik sonuçlarından yalnızlık, yalıtılmışlık, kültürel ve sosyal yön bulma zorluğu, yabancılaşma, güçsüzlük ve çaresizlik duygularına hatta intihara varan yollar açılır mı?

“ACIYI KABUL EDİŞ” 
Viktor E. Frankl’ın dediği gibi “İnsanın kendi kaderini ve içerdiği olanca acıyı kabul ediş yolu, kendi davasını seçiş yolu, ona en ağır koşullar altında bile yaşamına daha derin bir anlam katma fırsatı verir.” Ne yaşarsak yaşayalım; Frankl’ın yaşadığı Nazi toplama kampları gerçeğinden, korkunç fiziksel ve ruhsal stres kosullarından uzağız. Bir toplama kampında bile korunabilen insan onurunu içinde bulunduğumuz koşullarda koruyabilir, ruhsal özgürlüğümüzü ve zihinsel bağımsızlığımızı kazanabiliriz.

“ÖMRÜMÜZDEN UZUN İDEALLERİMİZ OLSUN”
Özgürlük ve bağımsızlığa giden yolda; zihnimizin oyunlarına yenilmeden, yanılsamalara düşmeden, mizahla kendimizi korumaya alıp yıkıcı eleştiri ve eylemsizlik noktasında kalmadan, toplumsal bütünleşmeyi, dayanışmayı kaybetmeden, en önemlisi duygu yitiminin ve öfkemizin üstesinden gelerek ilerleyebilmek mümkün olmalı. Kendimizi kazandıkça, bütünü de dönüştürüp değiştirdiğimizi bilerek, anomik toplumlardaki tutum ve davranışların ortaya çıkışını engelleyerek yola devam edebiliriz.
Yeter ki aşktan, aydınlıktan, gelecekten ve gençlikten ümidi kesmeyelim ve Suna Kıraç’ın dediği gibi “Ömrümüzden uzun ideallerimiz olsun.”

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.03.2020 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları