EZBER BOZULUNCA

"Eğer bir şeyi bütün olarak görebilirsen, hep güzelmiş gibi görünür. Gezegenler, yaşamlar? Ama yakından bakıldığında bir dünya, yalnızca toz ve kayadan oluşur. Günden güne yaşam daha da zorlaşır, yorulursun, ritmi kaçırırsın. Uzaklığı ararsın, ara vermeyi. Dünyanın ne kadar güzel olduğunu görmenin yolu, onu ay gibi görmekten geçiyor. Yaşamın ne güzel olduğunu görmenin yolu, ölümün bakış açısından bakmaktan geçiyor." Ursula Kroeber Le GuIn


Çalışmadığımız yerden geldi bu pandemi... Ezberimiz bozuldu. Zaten insan eliyle, zihniyetiyle ortaya çıkan olaylar, doğal felaketler, acı kayıplarla epey örselenip, yıpranmıştık; biraz denge bulup, “Günden çok geleceğe bakabilelim” diyorduk ki bambaşka, beklenmedik ve yabancı bir dinamikle karşı karşıya kaldık.
Gündemlerimiz, önceliklerimiz, risk algımız, yaşam şeklimiz kökten değişmeye yüz tuttu. Olağan düzen olağan dışı hale gelirken, olmasa da olur dediklerimiz, göz yumduklarımız bütün eksiklikleriyle önümüze serildi. Daha tuhafı onca zaman prim verdiğimiz, pek önemsediğimiz nice olgu, durum, tutum hızla görkemini yitiriverdi. Dünyanın merkezi kendimizden, akışı arzularımızdan, sistemin empoze ettiklerinden uzakta artık, genelde hijyen faktör olarak kabul edip görmezden geldiklerimizle ve en önemlisi kendimizle baş başayız. 
Pandemi konusunda herhangi bir uzmanlığım, söz söyleyebilecek bir ehliyetim yok. Gafletle söylersem de ne beni ne de benzer konumda olanları dinlemeyin, boşuna gönlünüzü karartıp, aklınızı karıştırmayın. Bilimsel veri ve gerçekten işin uzmanı olanlar dışındakilere itibar etmeyin. Onlar zaten en az ve ölçe biçe konuşanlar. 

BİREYLER VE DEVLETLER SEÇİMLERİN EŞİĞİNDE
Yuval Noah Harari’nin Financial Times’ta yayınlanan yazısında belirttiği gibi, bireyler ve devletler olarak seçimlerin eşiğindeyiz. Bireyler olarak “sorumlu vatandaş” kimliğine bürünüp bilimin, sağlık sistemi uzmanlarının ve yaşanmış deneyimlerin gösterdiği yoldan mı gideceğiz, yoksa mesnetsiz komplo teorileri, insan odağından çok menfaatini önde tutan anlayışın, geleneksel güç odaklarıyla hareket eden politikacıların mı izini süreceğiz? Seçim bizlerin... 
Sizler bu yazıyı okurken gelişmeler nereye evrilecek belli değil. Şu andaki görünüm, pandeminin ciddiyetine daha pek vakıf olamadığımız yönünde, ülke göstergeleri de endişe verici bir ivmeyle ilerliyor. Umarım hızlı bir farkındalık ve sorumlu davranış bütünlüğü ile gidişatı olumlayabiliriz. 
Ve umarım bizler gibi devletimiz de Harari’nin ikinci kritik seçim olarak dillendirdiği içe dönük ‘ulusal izolasyon’ politikasının yerine ‘global dayanışma’ ekseninde ilerler. Şeffaf bilgi, deneyim paylaşımı, ortak ekipman, kaynak kullanımı, küresel seyahat politikalarının ortak kabul ve ilkelerle tanımlanması, küresel yapının, tedarik zincirlerinin çalışma esasları gibi iş birliği fırsatlarını hayata geçirmiş olur. Problemlerin, anlaşmazlıkların ya da politik kutuplaşmaların parçası olmadan insan ve dünya ortaklığında bir rota belirler. 

"Farklı dağlara, nehirlere sahip olsak da aynı güneşi, ayı ve gökyüzünü paylaşıyoruz"
Aynı meseleye ilişkin olarak farklı ülkelerin politika ve yaklaşımları, kullandıkları dil, sesleniş biçimleri, önlem paketlerinin içeriklerini, odak noktalarını izlemek de ayrı bir öğreti. Böylelikle, hak temelli arayışların köklenemediği bu topraklarda, devletin, bürokrasinin bizleri temsilen görevli ve hizmet için var olduklarını netlikle görebiliriz. 
Temel sağlık, bilim temelli eğitim, araştırma ve benzeri bütçelerden kaydırılan fonların toplum olarak geleceğimizi riske attığını bilebilir; bina, kanal, yol yapmak yerine (!) çağdaş sistemlerle entegre eğitim sistemleri, donanımlı acil sağlık hizmetleri, liyakat bazlı kadrolaşma ve istihdam, mevcut sağlık performans göstergelerinin sil baştan ele alınması, üniversite hastanelerinin kösteklenmeyip desteklenmesi vb. uygulamalar için talepkâr olabiliriz. Yeniden bütçe dengelerinin tanımlanmasını, kriz sürecinde sistem ve şirketler kadar insan odağı ile hareket edilmesini, yaşamı sürdürebilecek asgari desteğin verilmesini, sözde değil, özde insan politikalarını bekleyebiliriz. 
Devletler gibi bireyler olarak da bir sınavdan geçiyoruz, çalışmadığımız yerden teste tabi iken, sustuğumuz yerlerden de eksilmeyelim. 

Dayan kitap ile,
Dayan iş ile, 
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile,
Dayan rüsva etme beni.
Ahmet Arif

“BİRAZ ACI İLE ZİHNİMİZİ TEMİZLERİZ”
Neyimizi kaybedersek en kıymetlimiz o olur ya, şimdilerde çoğumuzun (ne denli şanslı olduğunu farketmeden) hijyen kabul ettiği sağlığımız bir yana, dünya bir yana! Her şey kendi karşıtıyla var olabilirken, başlangıçlar bitişlere muhtaçken yaşam ölümle anlam kazanıyor. Zamana ve sağlığımıza farklı bakmak, yaşamımızın bütününe yönelik algımızı ve varlık amacı sorgulamalarımızı da beraberinde getiriyor. Aslında merkezde olduğumuzu ve kontrol edebildiğimizi varsayarken ne denli yanıldığımızı, birbirimize hiç düşünmediğimiz kadar bağlı ve bağımlı olduğumuzu, hep var olacak sandığımız özgürlüklerin emek ve saygı gerektirdiğini, “Durmaz, durduramayız” dediğimiz düzenin bir anda “es” verebildiğini, doğanın dengesini bozmanın bedelini ödediğimizi, sevdiklerimize dokunmanın, yanlarında olabilmenin kıymetini, belirsizlikte yaşamayı deneyimliyoruz.     Öngöremediğimiz bedeller ödeyeceğiz kaçınılmaz olarak ve hiç beklenmedik kazanç ve farkındalıklarımız olacak. Umarım bu mesele yükünü kaldırabileceğimiz raddede ve sürede kalır. Margaret Atwood’un dediği gibi bizler “Biraz acı ile zihnimizi temizleriz.” 
    
KENDİMİZLE BAŞKA TÜRLÜ BİR İLİŞKİ KURABİLİRİZ
Bu duraklama döneminde hazır ezberimiz bozulmuş ve istemli ya da istemsiz bir şekilde zihinsel temizlik noktasına gelmişken kendimizle başka türlü bir ilişki kurabilir, bu yeni tanışıklıkta varlığımıza nispeten daha derin bir anlam katma, bunu yaşamımıza yansıtma fırsatımız var. Niyetlerimiz, seçimlerimiz, varlık amacımız, dilimiz, duruşumuz, tutumlarımız değişip dönüşüp, daha aydınlık, paylaşımcı, adil, iyiliğin, sevginin, saygının ve insan olma erdeminin yüceldiği, doğa ile uyumlu başka bir toplum ve dünya düzeninin tetikleyicisi olabilir. 
Dilerim kötülüklerin değil, iyiliğin iplerine tutunur, kendimizle beraber çevremizin de dönüşümüne vesile olur, onca fedakârlık, kayıp, acı ve deneyimden hikmet çıkarabiliriz.

“İnsan kendine de hayret eder tabi. ‘Vay canına’ demelisin kendine, ‘Bunca badireden 
sonra hâlâ buradayım. 
İnsan olmak tuhaf şey.” 
Ece Temelkuran

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.04.2020 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları