KAOSU ATLATMANIN YOLU 'ÇEVİKLİK'

İnsanlığın çağımızda yaşadığı en büyük korkuyu gördük. Kurduğumuz devasa yapıların nasıl işlemez hale geldiğini, yıkılmaz dediğimiz sistemin aslında ne kadar kırılgan olduğunu dehşetle izledik. "Bu böyle giderse ne yapacağım?" sorusu hepimizin aklını kurcaladı. Üstelik koronavirüs sebebiyle yaşananların son olacağı konusunda hiçbirimiz garanti veremiyor.


Koronavirüs insanlığa, tüm insanların eşit ve herkesin aynı gemide olduğunu acı bir şekilde gösterdi. Biyoteknoloji ve bilgi teknolojileri insanlığın daha önce karşılaşmadığı zorluklar çıkarırken, insanlık geçtiğimiz on yıllar boyunca alışageldiği güçlü kaslarından vazgeçme sınavı ile karşı karşıya.  

BU İŞTE BİR YANLIŞ VARDI!
Bugüne kadar dişimizden tırnağımızdan artırarak yaptığımız bireysel birikimlerin, ödediğimiz onca bireysel hayat sigortasının günün birinde hiçbir işe yaramayabileceğini fark etmek ise hepimizi yeniden düşünmeye itti. Bu işte bir yanlış vardı. Neydi bu yanlış? Gözümüzü kör eden bireyselcilik ve sınırsız tüketime olan açlığımız. 

İŞ DÜNYASI BİR DERS ÇIKARDI MI? 
Peki! İş dünyası bu yaşananlardan bir ders çıkardı mı? Krizi en az hasarlı atmak nasıl mümkün olur? Kriz, fırsatların kapısını mı araladı, yoksa fırsatları değerlendirme döneminin sonuna mı gelindi? İlk ve son sorunun cevabını vermek için çok erken. İkincisinin cevabına gelirsek, hem ülkeleri hem de kurumları yönetenlerin bu denli büyük bir krize hazırlıksız yakalandıkları ortada. Üretim dururken, birçok alanda beklenmedik sorunlarla karşı karşıya kalındı. Olası daha büyük bir krizde üretimden lojistiğe, insanlığı çok daha büyük sıkıntılar beklemekte. Üretimde ve lojistikte tamamen insansızlaşmaksa şu aşamada bir hâyâl. Gerçekleştirebilsek bile “Bu teknolojik devrimin ardından insanları ne yapacağımızın” sorusu ise henüz cevaplanmadı. 

İNSANLARI EVİNDE AÇ BEKLETMEK MÜMKÜN DEĞİL 
İşini otonom sitemlere ve robotlara kaptıran insanların evlerinde güvenli; ama aç bir şekilde bekletilmesi mümkün değil. Kısaca, dünya sistemini bir değişimin beklediği şüphesiz. Soru ise bu değişimin ne yönde olacağı.
Bu yazıda hangi sektörlerin kazanacağı ya da kaybedeceğini yazmanın doğru olduğunu düşünmediğim için bu konuya girmeyeceğim. Şu an somut olarak tek bilinen gerçek, duruma göre anlık karar alabilen, olası krizleri simülasyolar aracılığıyla önceden analiz etmiş ve yapılanmasını buna göre kurmuş çevik şirketlerin krizden en kârlı çıkanlar olduğu. 


DİJİTAL ALTYAPISINI OLUŞTURANLAR ÖNDE

Elbette bu noktada dijital altyapısını oluşturmuş ve uzaktan çalışabilme yeteneklerini geliştirmiş kurumların önümüzdeki dönemde bir adım daha öne çıkacağını söylemek yanlış olmaz. “Çeviklik” kavramını iş dünyası olarak çok daha fazla konuşacağımız yeni bir döneme girmiş bulunuyoruz. Artık çok fazla makinesi ve çalışanı olan değil, hızlı karar verip, hareket edebilen çevik şirketlerin çağındayız. 
Hantal ve teknolojide geri kalmış firmaların ise dönüşüm süreçlerini erteleme gibi bir şansları kalmadı. Yeni bir salgın krizi patlamadan altyapılarını tamamlamak zorundalar.

KAZANANLAR, İNSAN ODAKLI ÇALIŞANLAR...
Bu sürecin en önemli kazananlarından biri ise insan odaklı çalışan ve insanı öncelik sırasının en tepesine yerleştiren kurumlar. Bundan sonra da kurumların çok daha fazla insana önem verdiğine ve bireysellik yerine toplu yaşamayı öne çıkardığına şahit olacağız. Paradoks ise burada başlıyor. Bir taraftan olası krizlere karşı robotik teknolojilere ve insansz operasyolara hız vermek gerekirken, diğer yandan da insanı öne çıkarmak oldukça zor. Çünkü bu, tek başına kurumların değil, devletlerin ortak akılla gerçekleştirmeleri gereken köklü bir dönüşüm. 

Daha az çalışma saatleri, asgari ücretlerin yükseltilmesi, bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi gibi birçok zorlu yapılanmayı gerektiren bu atılımlar, küresel rekabet ortamında birçok devletin boyunu aşmakta. Çünkü göstermelik atılacak popülist adımlar, üretimin yavaşlamasını, zaten zar zor ayakta duran küçük işletmeleri büyük sıkıntıya sokacak. Onların bitmesi ise sokakların işsizler ordusuna teslim olmasını tetikleyecek. 

AKLA VE BİLİME HIZLA YATIRIM YAPILMALI
Konunun özetine gelirsek; her krizde olduğu gibi bir kez daha aklın ve bilimin en sonunda kazanan olduğunu bir kez daha yaşayarak öğrendik. Yaşanan kriz ise bizim yıllardır yatırım yapmada geri kaldığımız bilimsel tarım ve ilaç sanayinin aslında hayati öneme sahip iki alan olduğu. Bir an önce ulusal bir plan hazırlayarak bu iki alanda ciddi mesafeler almalıyız. Olası yeni salgınları ve iş göremez kitleleri ayakta tutabilmemizin yegane yolu, gıda ve ilaç sanayinin güçlü olmasından geçiyor. 

Akla ve bilime yatırım yapan, bu yatırımı da insanlığın faydası için yönlendiren kurumlar en sonunda kârlı çıkacaklar. Türk iş dünyası da bir an önce kısa vadeli hesaplamaları ve kâr-zarar politikalarını bir kenara bırakarak akla ve bilime hızla yatırım yapmak zorunda. En küçük sorunların bile küreselleştiği dünyada ayakta kalabilmenin tek yolu da bu. Unutmayalım, kendi söküğümüzü dikebildiğimiz sürece başkalarının sorunlarına çare olabiliriz. İvedilikle yeniden, her şartta kendi kendine yetebilen bir üretim sistemi kurmalıyız.

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.04.2020 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları