COVID-19'DAN KORUNMA KONUSUNDAKİ BİLGİLERİN ETKİSİ

Bu yazı, her gün televizyon ekranlarında dinlemekten bıktığımız standart korunma önerilerinin neden etkili olmadığı konusuna, psikoloji bilimi açısından açıklık getirmeyi amaçlamaktadır.

Televizyonlarda değişmeyen gündem, Covid-19’un ne kadar tehlikeli olduğu ve bu virüsten korunmak için uzmanların bıkmadan ve sıkılmadan tekrarladıkları ve çoktan ezberlediğimiz korunma yollarıdır: “Ellerinizi yirmi saniye yıkayın, elinizi yüzüne götürmeyin.” 

BİLMEDİKLERİ BASİT BİR GERÇEK VAR!
Bu süreçte televizyonlarda virüslü döneme kadar hiç tanımadığımız uzmanlar, her gece başka bir kanalda gezerek evlerimizin doğal konuğu haline geldiler. Böylece tıbbın genetik ve enfeksiyon boyutunda bilgimizi derinleştirdiler. Oysa bütün bu önerileri yapanların ve ekranlarda sürekli olarak aynı bilgileri tekrarlayanların bilmedikleri basit bir gerçek var: “Bilgi, davranışı değiştirmez.” Bilgi davranışı değiştirecek olsa, dünyada sigara içen bir kişi bulmak mümkün olmazdı. Bilgi, davranışı değiştirmek için sadece başlangıçtır ve gereğinden fazla tekrarlanması kanıksama, bıkkınlık ve duyarsızlaşmaya neden olabilir. Bu durum sigara içen birisine, sigaranın sağlığa zararlı olduğunu söylemekten farksızdır ve hiçbir sonuç vermez.

“ELLERİNİZİ YÜZÜNÜZE GÖTÜRMEYİN” MESAJI!.. 
Alışkanlıklar, ince ipliklerle dokunmuş halatlardır ve bu nedenle alışkanlıklara dayanan davranışları değiştirmek, bilgi vererek mümkün değildir. Nitekim elleri yıkama konusundaki mesajlar, bir davranış kırma niteliği taşımadığı için, gündelik hayatta kolaylıkla yer bulmuştur. Covid-19 konusunda uzmanların her gece ekranlarda tekrarladığı bilgiler de bu duruma için iyi bir örnektir. 
Yapılan araştırmalar, insanların bir saatte yaklaşık 25-30 defa ellerini yüzlerine götürdüğünü ortaya koymuştur. Ortalama bir hesapla hepimiz uyanık kaldığımız süre içinde günde 400-500 defa elimizle yüzümüze dokunuyoruz. Bu temasların büyük çoğunluğu ağıza, daha sonra da buruna ve göze olmaktadır. Bu kadar köklü bir alışkanlığı “Ellerinizi yüzünüze götürmeyin” mesajını tekrarlayarak değiştirmek mümkün değildir. Bu konuda hepimizin telefonlarına düşen ve bizi güldüren örnek “Ellerinizi, ağzınıza, burnunuza değirmeyin” diyen bir bilim kadınının, sözünü tamamladığı sırada, sayfayı çevirmek için parmağını diliyle ıslatması olmuştur.


BİLGİNİN ETKİSİ, DUYGUYLA BİRLEŞTİRİLDİĞİNDE ARTAR 

Bir fabrika veya atölyede duvara “Makineyi dikkatli kullan” demenin, çalışanların dikkatini artıracağını ve kazaları azaltacağını düşünmek ne kadar gerçekçiyse “Ellerinizi yüzünüze sürmeyin” diyerek, insanların bu davranıştan kaçınmalarını beklemek, o ölçüde gerçekçidir. Aynı fabrika veya iş ortamında duvara “Çocuklarınız akşam evde sizi bekliyor” mesajıyla, yemek masası etrafında toplanmış bir aile resmi olan afiş koymak, çalışanın daha dikkatli olmasını sağlar. Benzer şekilde sigarayı bırakan insanlar, istisnalar hariç tümü ya eşi için ya çocukları için ya da torunları için bırakırlar. Bilginin etkisi ancak duyguyla birleştirildiği zaman artar.

DAVRANIŞ MİMARİSİ...
İş kazalarını önlemenin en kesin üçüncü yolu, psikologların “davranış mimarisi” dedikleri yoldur. Bu yol, çalışanın iki eliyle, iki düğmeye basarak makineyi çalıştırması, böylece hatalı bir hareket sonucu, bir eliyle makineyi çalıştırıp diğer eline zarar vermesini önlemeyi garanti eder. Davranış mimarisinin en yaygın uygulaması, otomatik vitesli arabalarda frene basmadan arabanın çalışmasının önüne geçilmesidir. Otomatik vites uygulamasının ilk yıllarında, ileri veya geri vitese takılı olan arabayı çalıştırmaktan kaynaklanan, büyük-küçük sayısız kaza meydana gelmiştir.
Covid-19’dan korunma konusunda verilen bilgilerin etkili olması için de benzer yolun izlenmesi, bu konudaki yayınların etkisini artıracak, kaynakların verimli kullanımını ve pandeminin yayılımını yavaşlatacaktır.

“KENDİNİ KORUMAK, GERÇEKTE SEVDİKLERİNİ KORUMAK”... 
Birinci adım bilgilendirme ve yapılan bilgilendirmenin açıklayıcı animasyonlarla güçlendirilmesidir. İkinci adım, kendini korumanın gerçekte sevdiklerini korumak olduğunu anlatmaktır. Bu konu dramatizasyon içeren filmler ve hikâyelerle anlatılarak, izleyicilerde güçlü duygular uyandırılabilir ve dikkatsizlikleri nedeniyle sevdiklerine zarar verenlerle empati geliştirmeleri sağlanabilir.


İNSANLAR İLK DUYDUKLARINA İNANIR 

Üçüncü adım, davranış mimarisi değişikliği düzenlemeleri yapmaktır. Bunun için herkes yaratıcılığını kullanarak kendisi için, elini yüzüne götürmesini engelleyecek düzenlemeler oluşturabilir. Bu konuda en basit ve pratik uygulama maske takmaktır. Ancak fikir açıklamaya meraklı çok sayıda uzman, önceleri, maskenin gerçekte koruyucu etkisi olmadığı yönünde hatalı bilgilendirme ile toplumda bu uygulamanın geçersizliğiyle ilgili inanç oluşturmuştur. Kriz dönemlerindeki iletişimin ilk ilkesi, “İnsanlar ilk duyduklarına inanırlar.” Daha sonra bu konuda oluşan inancı kırmak da çok zordur. Maske takmak esas olarak, kendini dışarıdan gelen virüsten korumaktan çok, kendindeki virüsün dışarıya çıkmasını engellemek açısından önemlidir.

Maske konusundaki ikinci sorun, takılan maskelerin gerçekte koruyucu olmadığı yönünde yapılan bilgilendirmeler olmuştur. Oysa evde yapılan basit maskeler bile kişinin yaratacağı bulaşıcılığı önlemek için işlevseldir. Maske konusundaki üçüncü sorun, aşırı talep nedeniyle, maskeye gerçekte ihtiyaç duyan sağlık personelinin bunu elde etmesindeki zorluk olmuştur.

SONUÇ:
Çok özel bir süreçten geçtiğimiz günlerde verilen mesajların etkili olması, klişe haline gelen standart bilgileri tekrarlamak yerine, sosyal psikologları ve iletişim uzmanlarıyla iş birliği yaparak uygulama şansı yüksek mesajlar oluşturulmasına bağlıdır. Koronavirüs konusunu yöneten kamu otoritesinin ülkemizdeki eğitimli ve çağdaş yöntemleri başarıyla uygulayabilecek çok sayıda genç ve değerli insan potansiyelinden yararlanmaması bir eksikliktir. Bu eksiklik, her gece ekranlara ve önerilere yeterince uyulmaması nedeniyle hayatın her alanına yansımaktadır...

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.05.2020 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları