HANGİ LİDER? NASIL MÜCADELE?

Sizce de, durmaz denen düzen durmuş, bunca bedel ödemiş ve ödüyorken, sürdürülebilir, daha adil, aydınlık, yalın ve eşit bir dünya için sorumluluk alma, talepkâr olma, hesap sorma ve dönüşümü sağlama zamanı gelmedi mi?

“Uçurtmayı yükselten rüzgâr değildir, rüzgâra karşı verdiği mücadeledir.” WInston ChurchIll
McKinsey’in  Mayıs 2020 de yayımladığı “En Zor Liderlik Testi” makalesinde (*) Covid-19 pandemisinin dünya genelinde her birimiz için bir tür karakter ve azim testine dönüştüğünü ve bu süreçte CEO’ların da olağandışı şartlar ve taleplerle  görülmemiş bir liderlik sınavından geçmekte olduğu yazıyor. 
    
İNSAN ODAKLI, ŞEFFAF VE CESUR BİR LİDERLİK...
Öyle ya, herkes gözlerinin içine bakıp, sükunet ve gerçekçi bir iyimserlikle, aynı zamanda empatiyle yaklaşarak, insanların hayatına olumlu etkiler yaratmalarını, cevabını bilmedikleri nice soruyu karşılayıp yönlendirme yapmalarını, veri/olay tabanlı dinamik kararlar vermelerini, bir taraftan günün sorunlarına acil çözümler yaratırken, uzun vadeli perspektiflerini de korumalarını, daha önce hiç deneyimlemedikleri bu süreç ve etkileriyle hızla uyumlanıp, yılmazlıkla mücadele etmelerini bekliyor. Ve belki de bugüne kadar hiç olmadıkları kadar insan odaklı, şeffaf ve cesur bir liderlikle ilerlemeleri gerekiyor. Sadece CEO’lar için geçerli değil tabi ki bu talep ve beklentiler; ülke liderleri, pandemi mücadelesinde kritik paydaş olan kurumların liderleri için de aynı durum söz konusu. Omuzlardaki bu ağırlığı taşımak herkesin harcı değil.
    
ZAMANINI YÖNETEBİLENLERİN MÜCADELESİ, DAHA UZUN SOLUKLU 
“Sırtında taşıdığın bu dağlar, sadece üzerine çıkman içindi.” Najwa Zebıan
Büyük meselelerle uğraşırken, görülen o ki, küçük eylemler ve rutinlerle kendi bedensel ve ruhsal sağlığını gözeten, kırılganlığını saklamaktan çekinmeyen; ama esnekliğini de ortaya koyan, öğrenen, 7/24 zincirinde kendine özel halkalar yaratan, arada toprağa basan, sevdikleriyle nefes alma zamanları yaratan, kısa aralarda da olsa müzikten, kitaplardan ya da ruhuna ne iyi geliyorsa ondan beslenen, zamanını yönetebilenler, mücadelelerini daha uzun soluklu ve odaklı verebiliyor. 
Bilinmezlik ve belirsizlikte kulağa hoş gelmeyecek gelişmeleri, filtrelenmemiş bilgileri anlama ihtiyacında olan, onları inkar etmeyen, itibarsızlaştırmayan, bilgi ve veri akışını kendi yankı odalarındakilerle sınırlamayan, samimi iç hesaplaşmalarla ilerleyenler, Tanrı sendromuna kapılmayanlar, aklı ile kalbini, maddi hırslarla insan odağını dengeleyebilenler, yeni bir ‘anlam’ bütünlüğüne erişebilenler fark yaratabiliyor.

3 MİLYON KİŞİ HAYATINI KAYBEDEBİLİR!
Winston Churchill’in dediği gibi “Henüz sonuna gelmedik, sonun başlangıcında bile değiliz, olsa olsa başlangıcın son evresindeyiz.” 
Şu ana kadar, 213 ülkede 10 milyon vaka tespiti yapılan, yaklaşık 500 bin kişinin (**) hayatını kaybettiği pandemiye ilişkin olarak, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Imperial College London’ın yaptığı modeller, dünya genelinde 500 milyon kişinin enfekte olacağını, eğer önlemleri ciddiyetle sürdürmezsek bu sayının 1 milyar kişiye çıkabileceğini ve 3 milyon kişinin hayatını kaybedebileceğini gösteriyor. 
    

ÖRNEK ÜLKELERİN HEMEN HEPSİ KADIN LİDERLERCE YÖNETİLİYOR 

Devletler genelinde iyi yönetimleriyle pozitif ayrışmış, örnek olan ülkelerin hemen hepsinin kadın liderlerce yönetiliyor olması da ayrı bir olgu. Almanya, Yeni Zelanda, Norveç, Danimarka, Tayvan, Finlandiya, İzlanda liderleri; sakin, kararlı, hızlı, bilim temelli, insan odaklı yaklaşımlarıyla korkmaktan korkmadan, sistematik iletişim ve yüksek empati ile pandemi sürecini yönetiyorlar. Hem normalleşme eğilimi hem de salgın etkilerinin kontrolünde ülkelerini öne çıkarıyorlar. Buna karşılık inkar, komplo teorileri, küçümseme, bilimsel verileri önemsememe, virüse karşı yeterli önlem almama, doğal seleksiyon iddiasıyla akışa bırakma, “Geçti, geçiyor” deyip toplumu yanıltma, hatta manasızca efelenme, tutarsız davranma, verileri manipüle etme, sorumluluk almama, zihni-sinir tedaviler önerme gibi, her biri insan hayatı üzerinde ve sosyoekonomik düzende daha olumsuz etkiler uyandıran tutumların tamamı da erkeklerin, alfa liderlerin...
 
TRUMP VE BOLSONARO...
Yale Üniversitesi’nden felsefeci Robin Dembroff, iki ileri örnek olan ABD lideri Trump ve Brezilya lideri Bolsonaro’yu “Erkeklik zehirlenmesi”ne uğramış,  yalnızca kendilerine değil, çevrelerine de zarar veren liderler olarak tanımlıyor. (***) Bu tutumlar, pandemiye zemin yaratan dünya anlayışını beslediği gibi, hemen her kritik konuda da dengeyi kaçırdığımız bir dünya düzenini de dayatageliyor. İklim değişikliğine duyarsız kalmak, cinsiyet ayrımcılığını gidermek için samimi çaba göstermemek, her türlü ayırımcılık ve eşitsizliği, insanların ırk, renk, din, dil, etnik köken, cinsel tercih vb. hususlara bağlı olarak mağdur olmasına göz yummak da aynı köklerden beslenen egemen davranış kalıpları... 
Neyse ki, zemin değişiyor. George Floyd’un ölümüyle dalga dalga yayılan, siyahlar adına yapılan, aslında kökten ayrımcılığa karşı olan geniş tabanlı protestolar, bizlere hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının ve bu düzeni besleyen  liderlerin zorlanacağının işaretlerini veriyor. 

DEĞİŞİMİ DESTEKLEYECEK ELVERİŞLİ BİR ZEMİN OLUŞUYOR 
“Evreni yaratan sevgiydi. Toprağı ve gökyüzünü de yaratan sevgiydi. Bu yüzden evren sonsuz, toprak bereketli ve zengin.” İnce Memed, Yaşar Kemal
Kalıpların kırılması, yeni anlayış ve değerlerin hayata geçirilmesi, sosyal devlet anlayışının güçlenmesi, kâr odaklı, azami optimizasyona dayalı, tek coğrafyalı, sınırlı sayıdaki tedarik halkalarının gözden geçirilmesi, sağlık ve yaşamsal açıdan kritik diğer sektörlerin yapılandırılması, bu süreçte zorunlu olarak adapte edilen iş yapış şekillerinin, süreçlerinin sentezlenip kalıcı hale getirilmesi, dijital dönüşümün sağlanması, sürdürebilir kalkınmaya yönelik çok boyutlu hedeflerin tespiti, bir  mecburiyet olarak önümüzde. Neyse ki, değişimi destekleyecek elverişli bir zemin oluşmakta ve iyi liderler bu zeminin üzerine yeni bir gelecek inşasına geçmek üzere yola çıkmış durumda. 

Olağan hiyerarşik yapıların dışına çıkan, açık fikirli, paylaştırılmış liderlik anlayışıyla algı ve bilgilerini geliştiren, farklı çalışma takımları ile karar mekanizmalarını dinamik hale getiren, daha çok temas eden, birlikte bir hikâye yazdıklarını, ortak amacı, riskleri, kısıtları, neyi niçin gerçekleştirmeye çalıştıklarını anlatabilen, ekiplerini paydaş kılarak mobilize edebilen, tutarlı olan, sahici, ciddi, eleştiriye tahammüllü ve empatik liderler ise hem pandeminin yaralarını sarmak hem de yeni bir dünya düzeni için mücadele ediyorlar.  Hiç şüphesiz ki, bu yolculuk onları ve beraberlerinde çevrelerini ve dünyayı da büyütecek, geliştirecek. 
Diğer yandan, geçmişe bağlı olanların, fabrika ayarlarından kopamayanların, sorumluluk almayanların, ele yüze bulaşınca birilerini suçlayıp kendilerini ayrıştırmaya çalışanların, tutarsız davrananların, insani odaktan uzaklaşanların, yaptıklarını, varlıklarını adeta lütufmuş gibi görenlerin ve maalesef etki alanlarındaki kurumlarla, içinde oldukları toplumların ödeyeceği kaçınılmaz bedeller olacak. 

SORUMLULUK ALMA ZAMANI GELMEDİ Mİ?
Bizlere lütufta bulunan ve özünde lütuf olan yegane varlık, hesapsızca tükettiğimiz doğa... Devletler, sistemler, kurumlar insanlar için, liderler de bizler gibi geçici. Sizce de, durmaz denen düzen durmuş, bunca bedel ödemiş ve ödüyorken, sürdürülebilir, daha adil, aydınlık, yalın ve eşit bir dünya için sorumluluk alma, talepkâr olma, hesap sorma ve dönüşümü sağlama zamanı gelmedi mi?
Rüzgâra karşı mücadele ederek birlikte yükselmek dileğiyle. Sağlık ve esenlikle kalın...

(*) Homayoun Hatami, Pal Erik Sjatil & Kevin Sneader 
(**) 25 Haziran 2020 tarihi itibarıyla 
(***)Ayşe Özek Karasu, Haberturk

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.07.2020 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları