GÜNEŞE SIRTINI DÖNENLER

ABD'deki protestolar, genç ve refah seviyesi yüksek beyazları içine çekmiş durumda. Katılımcıların büyük çoğunluğu 35 yaşın altında ve yıllık gelirleri 150 bin doların üzerinde olan kişiler. Bu gençlerin yarısı, hayatlarında ilk kez aktivist kimlik kazanmışlar.

“Dahası, hayatı bir kaya, hukuku da bu kayaya suretlerini yontmak için kullandıkları bir keski olarak görenlere ne demeli?” ERMİŞ - HALİL CİBRAN 

“Biz” dediğimizde neyi, kimi kastettiğimiz, çok eski çağlardan beri hikâyelerle şekillenmiş. Birlikte olduğumuzda güvende hissettiklerimiz, yemeğimizi paylaştıklarımızdan başlayıp, kültürel bir denklik hissi ile, anladıklarımız, anlaşıldıklarımızla genişlemiş, kavimler ve coğrafi bütünlüğe, zaman içinde aidiyetler, korkular, kaygılarla ırk, politik görüş, aile, cinsiyet, etnik köken, din ve benzeri katmanlarda kendini bulmuş. 1900’lerde ulus devletler kimlik tanımını etkilemiş. Yüzyıllar boyunca farklı hikâyelerden başka başka kimlikler, “BİZ”ler yaratmışız. Bizleri bir arada tutan değerler, hedefler, seçilmiş travmalar, seçilmiş zaferlerle ortak hikâyeler yaratmışız. (*) Ve her yaratılan “BİZ”, bizden olmayanları, ötekileştirdiklerimizi de beraberinde getirmiş. 

DİRENENLERİ HER TÜRLÜ BASKIYLA SUSTURMA...
Peki nasıl bir hikâyeleştirme, kendini büyükleme ve önemsemedir ki bu, bir başkasını  “Rengi farklı, dini farklı, cinsiyeti kalıp dışı, etnik kökeni o ya da şu” deyip ya da icat edilmiş herhangi bir kriter setine göre ayrıştırıp, örseleyip, ezip, hakkını gasp edip hatta öldürüp varlığını besleyebiliyor. Egemen düzene sırtını dayayıp, gücüyle yasaları büküyor, taraf olandan hesap sorarmış gibi yapıp, bildiğini okuyor. Hatta inadına, adeta can acıtmak için, hoşgörünün, evrensel değerlerin bütünlüğünü, “Bir”liği temsil eden sembolleri bir bir yıkıyor, direnenleri her türlü baskıyla susturmaya çalışıyor. 

GEORGE FLOYD’UN ÖLÜMÜ
ABD’de siyahi George Floyd’un polis şiddeti ile orantısız güç kullanılarak, göz göre göre öldürülmesinin üzerinden neredeyse iki ay geçti. Bu olayla beraber, 2013’te hayata geçirilen; ancak yeterince etki yaratamamış olan “Black Lives Matter” hareketi bir anda tahayyülleri aşan sayıda ve çeşitlilikte kişinin sahiplenmesi ile önce ABD’de, daha sonra dünyanın birçok ülkesinde ses buldu. Neredeyse 300 yıllık geçmişi olan ırkçı düzene artık son verme hedefi ile pandemi ortamında sokak eylemleri ülke tarihinde eşi görülmemiş seviyelere ulaştı. Oysa ne ilk ölümdü yaşanan, ne de son oldu. 

ÇARPICI GÖSTERGELER
The Washington Post ve the Kaiser Family Vakfı’nın eylemlerin tepe noktaya ulaştığı dönemde yaptığı araştırma gösteriyor ki, her 5 protestocunun 1’i Trump dönemi başladığından beri hak arama eylemlerine katılanlardan, %19luk kısmı da hayatında ilk kez protesto eyleminde bulunanlardan... Eylemlerin eyaletler bazında yayılımı ve tarihte hiç olmadığı kadar beyaz ağırlıklı katılımcı olması, bu protestoları kökten farklılaştırıyor. Daha çarpıcı olan göstergeler, Civis Analytics anketinde gördüklerimiz. Protestolar genç ve refah seviyesi yüksek beyazları içine çekmiş durumda. Katılımcıların büyük çoğunluğu 35 yaşın altında ve yıllık gelirleri 150 bin doların üzerinde olan kişiler. Bu gençlerin yarısı, hayatlarında ilk kez aktivist kimlik kazanmışlar. 


ABD’LİLERİN %76’SINA GÖRE IRKÇILIK TEMEL BİR PROBLEM 

“Alevlenir, sonra söner, yine unutulur, devran bildiğince dönmeye devam eder” hesabı bu kez tutmuyor. Araya karışan çeteler ve yağmacılarla gösteriler gölgelense de barışçıl protestolar sinmemiş durumda. Başkan Trump’ın konunun üzerine bağnazca gidişi de eylemleri geriletmeyip, aksine direnci artırdı. Kasım ayındaki seçimler öncesinde pandeminin getirdiği ekonomik sorunların da katkısı ile rakibi Biden, anketlerde beklenmedik şekilde öne geçti. Kamuoyu vicdanı ve anlayışı değişiyor. Monmouth University araştırmasına göre; 2015 yılında ABD’lilerin %51’i ırkçılığı temel bir problem olarak kabul ederken, bugün bu oran %76’ya yükselmiş durumda. Ve halkın %72 si emniyet güçlerine ayrılan bütçenin daraltılarak, yaratılacak kaynağın sağlık ve benzeri hizmetlere yönlendirilmesini istiyor. 

VİRÜS, HERKESE EŞİT DAVRANIYOR MU?
“Herkese eşit davranıyor” dediğimiz virüsün, tedavide sağlık güvencesi olmayanlara ve yoksulluktan fiziksel sağlığı zayıf kalanlara hiç de eşit davranmaması, onların daha çok hastalanıp, ne yazık ki daha çok ölmesi ve renklerinin de ağırlıklı siyah olması da bugünkü tabloyu derinleştiren bir başka boyut. Desteklerin lafta kalmaması, sosyal medya paylaşımları ile sınırlı olmaması, “Bunlar yetmez hatta uyuşukluk yaratır, sen ayağa kalk, çözüm yaratmak için sorumluluk al” denmesi ve talebin karşılık bulması da uzun soluklu gelişimi destekliyor. 

“Güneş ışığında durup da sırtını güneşe çevirmiş olanlara ben ne diyebilirim ki?
Sadece kendi gölgelerini görüyorlar, gölgeleri de onların yasalarıdır. ERMİŞ - HALİL CİBRAN

COLIN KAEPERNICK OLAYI
Başkan Trump’ın bu durumu farklı okumasını, kutuplaştıran değil, bütünleştiren olmasını, artık vicdanlara sığmayan bu ötekileştirmeye karşı “Diz çökme” (**) jestinde bulunmasını, itibarsızlaştırmak, küçük görmek, şiddetle karşılamak yerine dinlemesini, uzlaştırıcı, onarıcı bir liderlik göstermesini dilerdim. Oysa o bugün, ırkçılığa karşı küresel bir sembol haline gelen ilk diz çökme hareketini yapan NFL oyuncusu Colin Kaepernick (Amerikan futbolu oyuncusu) olayında gösterdiği tutumun benzerini –ki annesine hakaret etmek dahil, hadsiz ve ısrarlı tepkilerle oyuncunun ligden uzaklaştırılmasına yol açmıştı- şiddet katsayısını artırarak gösteriyor. 
Bu liderlik anlayışının işlediği zamanlar tabi ki oldu, belki de geçmişteki zaferleri bugün ülkesindeki zeminin kaydığını fark etmesini engelliyordur. Pirius’un dediği gibi, içinde nice bozgunlar olan bu zaferlerin elbet sonunun geleceğini göremeyecek kadar egosuna yenilme yolundadır. 

“GÜÇ BİZDE” DERKEN...
“Başka bir kıtada, başka toplumsal dinamiklerde yaşayan iş dünyası olarak bizleri çok ilgilendirmiyor, zaten pandemi ve onun etkileri ile boğuşuyoruz, ne halleri varsa görsünler” diyebiliriz. Ya da kendi hikâyelerimizdeki korkular, kaygılar, aidiyet hisleri neler düşünebiliriz.  İçine kapandığımız ekosistemlerin kırılganlığını, pandemi sürecinde deneyimlediğimiz gibi görünenin çok ötesinde ortaklıklarımızın olduğunu, “Güç bizde” derken ne denli kontrolü yitirebildiğimizi, yeni anlam ve önceliklerin giderek yer bulduğunu, geleneksel iş yapış ve liderlik anlayışının tıkandığını, “Tuzu kuru” dediğimiz insanların, yeni kuşakların adalet ve hak arayışlarının toplumsal dinamikleri, yönetim, tüketim, paylaşım anlayışlarını değiştireceğini, kapsayıcı, değişimden korkmayan, diz çökmesini bilen, onarıcı liderlik ihtiyacını değerlendirerek geleceğe hazırlanabiliriz... 
Tercih bizim, bambaşka bir BİZ için.

(*) Sinan Canan’ın bir söyleşisinden yararlanılmıştır.
(**) ‘take a knee’

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.08.2020 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları