BUNDAN SONRA NE OLACAK?

Korona pandemisinin ateşinin sönmeye başladığı bugünlerde, yeni normalleşme süreci de herkesin gözünün, sağlık konusundan ekonomiye çevrilmesine neden oldu.

Dünya ekonomisine yön veren küreselleşmenin konuşulduğu günümüzde, hemen hemen her ülkede görülen bu salgının bizleri nasıl etkilediğini ve sonuçlarını bizzat yaşayarak görüyoruz. Küresel iklim değişikliği ve dünya kaynaklarının mevcut nüfusa yetmemesi gibi çevresel riskleri konuşurken, içinde bulunduğumuz pandemi, bizleri yeni ve büyük bir risk kavramının içine itti. 
Jeopolitik riskler olarak algıladığımız krizler ve felaket tehditleri, pek çok farklı boyutlarda günümüzün gerçeği olarak karşımıza çıkıyor.  


“ÖRÜMCEĞİN AĞINA DÜŞEN SİNEK” HİKÂYESİ 
“Örümceğin ağına düşen sinek” hikâyesinde olduğu gibi, hayat kimilerine kriz, kimilerine ise fırsatlar yaratabiliyor. Bu noktada ise başta sağlık, hijyen malzemeleri, gıda, taşımacılık ve e-ticaret sektörleri önemli bir avantaj yakaladı. Tüm bireylerin sosyal olarak değişikliğe gitmesi, tüketici alışkanlıklarını da değiştiriyor. İnsanların imdadına yetişen e-ticaret ve online yemek siteleri sayesinde artık herkes, evinden çıkmadan bir şekilde ihtiyaçlarını karşılama imkânına sahip. 

GELİR VE MÜŞTERİ KAYBI...
Bir doğal afet olarak kabul edilmesi gereken bu virüsün, aslında şimdi de psikolojik safhasındayız hep beraber... “Yalnızca bana bulaşsa iyi, evdekilere de bulaştırırsam?” sorusu nedeniyle birçok insan, günlük rutinlerini askıya alarak daha izole bir şekilde yaşamaya başladı. Başta turizm, perakende, satış, restoran, cafe gibi toplu şekilde kullanılan mekânlar artık gözle görülür ölçüde gelir ve müşteri kaybına uğradı. Tabi toplumun tüm kesimlerini bir şekilde olumsuz etkileyen Covid-19 sürecinde, özellikle üretime yönelik iş yapan ve hem mavi yakalı hem de beyaz yakalı personel istihdam eden firmaların sıkıntılarını da gözardı etmemek lazım. 
Bu tespitlerin ardından “Bundan sonra ne olacak?” sorusu akla geliyor. Her ne kadar hizmet verilen sektörün niteliği belirleyici olsa bile, yönetim kademesine de büyük iş düşüyor. Bu krizde duygularla hareket etmek yerine, daha geniş bir perspektifle ve stratejik davranarak, bu dönemi kötümser veya iyimser olmadan dengeli bir şekilde ve farkındalıkla tamamlamamız gerekiyor.

YENİ BİR HAYAT TARZINI BENİMSEYECEĞİZ  
Büyük-küçük tüm şirketler artık riskin, yaşamımızın bir parçası olduğun kabul ederek ona göre davranmalı. Dolara endeksli kırılgan bir yapıya sahip olan ekonomimiz ise bu durumu daha da zora sokuyor. Yurtdışı seyahati ve benzeri  kısıtlamalar, hem üretim sektöründeki terminleri geciktiriyor hem de ekonomik anlamda hareket alanını kısıtlıyor. Aslında, gelecek öngörüsü yapmanın ve aslında umulmazı da ummanın bir şekilde ne kadar önemli olduğunu da anlıyoruz. 

GELECEK NESİLLERE ÇEVRECİ FABRİKALAR BIRAKILMALI
Dünya gündeminde risk olasılıklarının başında; iklim değişikliği, doğal felaketler, pandemi, biyolojik çeşitlilik kaybı ve su krizi gibi başlıklar öne çıkıyor. İnsanların bu saatten sonra yapabileceği en büyük hizmet, gelecek nesillere çevreci fabrikalar bırakmak. Avrupa Birliği (AB)’de 2005'ten bu yana karbondioksit emisyonu %34 ve sanayide tüketilen su miktarı %44 oranında azaltıldı. Hızla tükettiğimiz su kaynaklarıyla ilgili şirketlerin de doğacak krizi göz önünde bulundurup su tüketiminde tasarrufa yönelmesi, ülkemiz için de geleceğe karşı önemli bir sorumluluk projesi olacak. Şu anda dünya popülasyonunun %50'sinden fazlası çevrimiçi ve her geçen gün bu sayı daha çok artıyor. Dünya hızla dijitalleşmeye doğru gidiyor. Bilginin paylaşılması ve iyi uygulama örneklerinin yayılması da önem taşıyor.

YENİ BİR EKONOMİK SİSTEM GEREK 
Buradan hareketle, artık daha çevreci ve yerel kaynakların kullanıldığı bir sistem geliştirilmeli. Kendi üreten ve ürettiğini de yeterli bir şekilde kendisi tüketen bir ekosistem yaratılmalı ve bu sistem geliştirilerek gelecek kuşaklara taşınmalı. Denetimsiz ve sürdürülebilir olmayan sanayileşme, elektrik ihtiyacı, fosil yakıt kullanımının artması gibi nedenlerden dolayı dünyamızı yaşanmaz hale getirdik! Şimdi ise kıt kaynakların verimli ve etkin kullanılmamasının sorunlarını yaşıyoruz. Başta yenilenebilir enerji, organik ve yerel ürünler, markalaşma, ürün geliştirme, verimlilik, satış pazarlama gibi konu başlıkları öne çıkıyor. 
Toplumun her ferdinin üzerine düşen bazı görevler var. Bunları gönüllülük ve sosyal sorumluluk bilinciyle hayata geçirirsek ancak o zaman huzura kavuşabiliriz. Bir dünya vatandaşı olduğumuzu unutmadan, hep birlikte daha temiz, sağlıklı ve güvenli yarınlara kavuşmamız dileğiyle...

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.08.2020 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları