YENİ NORMLARA UYUMU ZORLAŞTIRAN ESKİ ALIŞKANLIKLAR

Koronavirüs öncesi alışkanlıklarına yakın biçimde çalışmaya başlamak ve yeni normlara uygun davranmak, herkesi zorlayacak.

Albert Camus, öğrencilik yıllarımda, entelektüel olduğunu göstermek isteyen gençlerin kendilerini okumak zorunda hissettikleri ve okurken zorlandıkları bir yazardı. Veba, bu dönemde okuma listemin ilk sıralarında yer almış; ancak alt metnini çözemediğim bir kitaptı. 

1940 SALGINI...
Romanın konusu, 1940’lı yıllarda Cezayir’in Oran kentindeki veba salgınıydı. Kentin papazı, Tanrı’nın günahlarının bedelini ödemesi gerekenleri bu yolla aldığına inanıyor ve duruma karşı çıkılmasının nafile olduğunu, yapılması gerekenin boyun eğmek olduğunu söylüyordu. Kentin doktoru ise bilimi ve direnmeyi temsil ediyor ve mücadele ediyordu. Zaman içinde günahkâr olması düşünülemeyecek masum çocukların da ölmeye başlaması, vebaya direnişte tüm safları birleştiriyordu. Bu süreç içinde insanlar korkudan, günümüzde yaşadığımıza çok benzer, sadece fiziksel değil, duygusal bir uzaklaşma içine giriyor, sevdiklerinden ve birbirlerinden uzaklaşıyorlardı.

İÇTEKİ KÖTÜLÜK!
Camus için veba mikrobu, insanların duyarsızlığını, aç gözlülüğünü, bilinçsizliğini ve benmerkezciliğini; kısacası içlerindeki kötülüğü temsil ediyordu. Ona göre insanlar, bu duygularını terk etmedikçe bu mikrop (bugün virüs) insanlık için tehdit olmaya devam edecekti. Salgın süresinde evlerine kapanıp dua eden, günahları için tövbe eden ve farklı bir insan olmaya söz verenler, salgının bitmesiyle kapandıkları karantinaya vicdanlarını bırakıyor, sokaklara dökülüp kutlamalara katılıyordu.

ALIŞKANLIKLARIN GÜCÜ
İnsanlar, tehlikenin geçtiğine ikna olduklarında eski alışkanlıklarına dönmek için hızla ve birikmiş bir açlıkla hareket etmeye başlarlar. Son dönemde bir kere daha anladık ki, bilgi davranışı değiştirmiyor ve medeniyetin cilası çok ince. “Dünyada hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyenler, yaşamsal tehlike ve birbirlerine bulaştırdıkları korku ortadan kalktığında, bastırılmış duyguların coşkusuyla eski ve dünyaya zarar veren tüketim alışkanlıklarına geri dönmeye, Camus’nun 80 yıl öncesini anlattığı Veba romanında olduğu gibi bütün tövbelerini unutmaya başladılar!

Alışkanlıklar, ince ipliklerle dokunmuş halatlardır ve bu örgü, on binlerce yıl içinde oluşmuştur. Bu nedenle bir kuşaktan diğerine bütünüyle farklılaşmaz, bir insan ömrü içinde değişmesiyse söz konusu olmaz. Örneğin; günde 350 kez elini yüzüne götüren insan canlısı, bunun yanlış olduğunu öğrendiği halde bu davranışından kolayca vazgeçemez. Önümüzdeki birkaç ay içinde hayatın dereceli biçimde alıştığımız düzene döneceği beklentisi, birçok kişiye rahatlık veriyor. Herkes yeşil ışık bekliyor. Bu ışık için sabırsızlandıkça özlenen günlere dönmek güçleşiyor. Çünkü ülkemizde, bütün uyarılara rağmen bir dağınıklık hâkim. Görünen o ki, o yeşil ışığın yanmasını daha uzun ve belirsiz bir süre bekleyeceğiz.

YENİ NORMLAR...
Koronavirüs öncesi alışkanlıklarına yakın biçimde çalışmaya başlamak ve yeni normlara uygun davranmak, herkesi zorlayacak. Bu konuda akla ilk gelen, çalışanların uzun bir süreyi evde geçirdikten sonra tekrar günlük trafik mücadelesini yaşamaları ve ofis ortamına uyum sağlamanın yaratacağı psikolojik zorlukları oluyor. Oysa güçlükler, öncelikle duygusal değil, günlük davranışlarda yapılması gereken değişiklikleri içine alacak. Bunların başında maske takma mecburiyeti gelecek. Temas konusundaki tereddüt ve kuşkular ile sosyal mesafeyi korumak, iş ortamında birlikte çalıştığı arkadaşlarından birinde Covid-19 testinin pozitif olması nedeniyle izolasyon ihtimali, önemli potansiyel çatışma ve stres alanlarını oluşturacak.

DÜZENLEMELER...
Azalan iş seyahatleri, toplantıların çoğunun ağ ortamında gerçekleşmesi nedeniyle, kurumlar bu gelişmelerle ilgili yeni düzenlemeler yapıyor. Eğitim çalışmalarının yapısı değişiyor, webinar ve sınıf eğitimleri harmanlanarak eğitimin verimliliği yükseliyor. İşin doğasının elverdiği alanlarda haftada bir ila üç gün evden çalışmak, birçok kurum tarafından tercih ediliyor. Yeni normlara uyum sağlamadaki zorlukları önlemek için ekip yöneticilerinin sorunlar oluşmadan üyelerini toplayarak anlayış birliği oluşturması yararlı olacaktır. Üst yönetimin de çalışanların sağlığını göstermelik değil, gerçekten gözetmesi ve bunu hissettirmesi önemli.

SONUÇ:
Hayat değişimlerle dolu. Bizim bu değişimleri yönetme biçimimiz bizi şekillendiriyor ve dönüştürüyor. Bireyler kendi özgür tercihlerini yapmak konusundaki kararlılıklarını, başkalarını da gözetmek yönünde genişlettikleri ve vatandaşlık bilincinin gereği olan gönüllü itaat gösterdiklerinde, özledikleri normale dönmeleri hızlanacaktır...

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.09.2020 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları