HAYATI "İFA" ETMEK

"İnsanlığı İFA etmek", insanı tanımaktan geçiyor. Hasta olduktan sonra onarılmayı beklemektense, hastalığı yaratan unsurları sağlıklıyken ortadan kaldırmak, çok daha verimli bir yaklaşımdır.

Modern insanın derdi bitmiyor. İnsanlık tarihinin en fazla gıda bolluğu, en fazla seçeneği, en fazla eğlence aracı, en derin konforuna sahip nesli olmamıza rağmen, sorunlarımız artarak büyüyor. Yüz yıl önce nadiren haberdar olduğumuz hastalıklar, bugün ana ölüm nedenlerimizin başında geliyor. En hızlı haberleşme imkânlarına sahip olduğumuz çağda yalnızlaşıyor, en çok seçenekle çevrelenmiş olduğumuz bir dünyada kararsızlaşıyor, en fazla bolluk ürettiğimiz zamanda nice darlıklar yaşıyoruz. Bir şeylerin bir hayli yanlış gittiği aşikâr.

BİR ŞEYLER, KESİNLİKLE YANLIŞ GİDİYOR 
Biyolojik bir canlı olmamıza rağmen, diğerlerinde esamesi okunmayan birçok özelliğe sahibiz. Bedenen en çıplak ve aciz canlı olmamıza rağmen, zihnen en zeki canlılar arasındayız. Hatta bilinç ve irade gibi zihinsel güçlerle, diğerlerine açık ara fark atıyoruz. Neredeyse sınırsız kapasiteye sahip bir beyinle donatılmış olduğumuz gereğini bilmemize rağmen, bu gerçek bize çoğu zaman, en azından kendimiz açısından pek inanılası gelmiyor. Tüm belleğimizi ve teknik işlerimizi dijital yazılımlara ve akıllı makinelere devretme sürecinde olduğumuz şu günlerde, bazen beş dakika önce tanıştığımız kimsenin ismini hatırlayamıyor; hayatımızdaki temel meseleleri gündemimize alamayacak kadar zihinsel meşguliyet içinde bocalıyoruz. Bizi “Rahat ettirsin, hızlandırsın, daha verimli yapsın” diye ürettiğimiz teknolojiler, bizde bezginliğe, tıkanmaya ve vaktimizi israfa yol açıyor. Evet, bir şeyler kesinlikle yanlış gidiyor.

AÇLIKLARIN VE YOKLUKLARIN ÇOCUĞU İNSAN!
İnsanın en az 300 bin yıldır yeryüzünde gezinen bir canlı türü olduğunu biliyoruz. Bu uzun zamanın çok büyük bir kısmında yeryüzünün vahşi koşullarına tabi olarak oldukça zor bir hayat süren atalarımız, bir şekilde hayatta kalarak bizlerin bugünkü dünyayı doldurmasını mümkün kılmış görünüyorlar. Modern insana dair ilk net bulgularımız olan ve yaklaşık 50 bin yıl öncesine tarihlenen mağara duvarı resimlerine kadar olan zamanda, insanların çok belirgin bir icat yahut sanat eseri ortaya koyduklarına dair işaretler mevcut değil. Yani bildiğimiz kadarıyla, bizimki kadar çıplak bedenleri ve sınırlı bedensel imkânlarına rağmen, zekâları ve birlikte hareket edebilme yetenekleri sayesinde hayatta kalmış görünüyorlar. Son birkaç bin yıl boyunca da “Medeniyet” dediğimiz bir oluşumlar dizisi ile kendi tabiatının tamamen dışında bir yaşam alanı inşa ederek, onun konforlu şartlarında yaşamayı tercih eden insan, son birkaç yüzyıldaki baş döndürücü teknolojik ilerlemelerle artık dünyayı dahi tanınmaz hale getirme noktasına ulaştı.

Öte yandan, biyolog ve antropologların bize fısıldadığı kadarıyla, atalarımızın bedensel ve zihinsel özelliklerini bizler de aynen taşıyoruz. Zira biyolojik bir organizma olarak insanın belirgin bir evrimsel farklılaşma geçirebilmesi için milyon yıl mertebesinde zaman sürelerinin geçmesi gerekir; fakat insan ancak birkaç yüz bin yıldır yeryüzünde. Dolayısıyla beden ve zihin “ayarlarımız” büyük oranda atalarımızla aynı; fakat yaşadığımız çevrenin artık onların doğal çevresi ile neredeyse ilgisi bile yok.

BAMBAŞKA BİR DÜNYA İNŞA EDİYORUZ 
İnsan neden doğasına bu kadar uzak bir medeniyet inşa etti? Anlaması pek kolay: Vahşi tabiatın içinde kendimizi düşünelim. Nasıl hayatta kalırdık? Binbir tane zorlukla, açlıkla, tehlike ve belirsizlikle mücadele etmek, tabiatın karşımıza çıkarabileceği her türlü sürprize hazırlıklı olmak, tek şansımız. Bunun için de son derece dikkatli, hareketli, endişeli ve genellikle her an hayatta kalma mücadelesi ile uğraşan bir tür olduğumuz çok açık. Binlerce yıl ve nesiller boyunca süren bu korkutucu kader, insanın binlerce yıl önce tarımı, hayvancılığı ve nihayet yerleşik hayatı keşfetmesi ile kırılıyor ve yakın atalarımız artık, yüzbinlerce yıldır cefasını çektikleri tabiatın kurallarına gem vurabilmeyi başarıyor. 

Günümüzün dünyasına bir bakalım… Teknolojide, yenilikte, hızda ve gelişmede sınır tanımıyoruz. Her yıl bir öncekine göre bambaşka bir dünya inşa ediyoruz. Bilgi miktarı baş edilemez bir şekilde artıyor ve biz asla tatmin olmuyoruz. Bu uzun öykünün tamamına baktığımızda, bu doymaz ilerleme arzumuz, aslında pek anlaşılabilir bir psikolojik yapıdan köken alıyor: İnsan açlık ve yokluğun çocuğu ve bu açlıktan, bu yokluktan, bu konforsuzluktan kurtulmak, adeta onun temel dürtüsü haline gelmiş durumda.

AYARLARIMIZ İLE DÜNYAMIZIN UYUMSUZLUKLARI
Günümüz dünyası, insanlık tarihinde hiç kimsenin şahit olmadığı bir çeşitlilik ve konforun üzerinde yükseliyor. Her şeyi “Aç kalmayalım, yorulmayalım, kafamızı zorlamayalım, belirsizliğe katlanmak zorunda kalmayalım” diye yapıyoruz. Fakat unuttuğumuz bir şey var: Biz değişmiyoruz! Çevremizi ne kadar değiştirirsek değiştirelim, temel arzularımız, korkularımız, ihtiyaçlarımız; kısacası temel “ayarlarımız” aslında pek değişmiyor. Doymayan zeki bir canlının yarattığı bu medeniyet içinde, bir türlü doyumu yakalayamamız, işte bu temel ikilemimizden kaynaklanıyor.    

Günümüz tüketim dünyasında insanların alışveriş kararlarını nasıl verdiklerini inceleyen nöropazarlama, bize bu atavi ayarlarımızla ilgili ilginç ipuçları veriyor. Artık eksinlikle bilmekteyiz ki, bizler hiç de akılcı ve mantıklı ararlarla yaşayan bir canlı türü değiliz. Günlük kararlarımızın çoğunu, özellikle de satın alma kararlarımızı, tabir yerindeyse içimizde yer alan bir “hayvani zihin bölümü”, tamamen dürtüsel ve bilinç dışı olarak belirliyor. Bizim o yeni ve kısıtlı kapasiteli bilincimize ise verilen kararlara makûl bahaneler üretmek düşüyor. Neden alışverişe çıktığımızda hemen her zaman ihtiyacımız olmayan şeyleri de satın alıyoruz? Çünkü beynimizin o eski kısımları, satın aldığımız o tüketim metalarının “yarın yine orada bulunabileceğine” ikna olmuyor. Siz marketlerin, mağazaların her gün açık olduğunu bilseniz bile, bilinç dışı dürtüsel ve atavi zihninizi bu açık gerçeğe ikna edemiyorsunuz. Onun işi var olan tüm kaynakları toplamak; çünkü o, yokluklar zamanında bizim gibi kırılgan bir organizmayı hayatta tutmak için programlanmış ve işini milyonlarca yıldır gayet ustalıkla yapan bir kısım. Bugün ise bizim çoğu zaman onun varlığından bile haberimiz yok. Cinsel fırsatlara, gençliğe, güce ve zenginliğe yönelik mesajlara kolaylıkla kanana zihnimiz de işte burası. Aklımız her ne kadar bu vaatlerin pek gerçek dışı olduğunu kavrayabilse de, günlük davranışlarımızı aklımız değil, akıl dışımız yönetiyor. 

İNSANI ANLAMANIN ÖNEMİ
Bu basit ve günlük örnekler işin belki de en zararsız kısmı. Günlük yaşamımızın daha bir çok alanı bu tip temel ayar/fırsat uyuşmazlıkları ile bezeli. Mesele orada da kalmıyor; bugün yaşadığımız bedensel ve zihinsel sağlık problemlerimizin neredeyse tamamı, yaşamsal tercihlerimizle ayarlarımız arasındaki uyumsuzluklardan kaynaklanıyor. Aç kalmaya alışkın bedenler aşırı yemekten; harekete göre yapılmış yapımız hareketsizlikten; diğer türdaşlarımızla yakın ve sıkı bağlanmaya ayarlanmış zihnimiz yalnızlıktan; yaşamsal streslere ayarlanmış sinirsel sistemlerimiz durmayan zihinlerimizin ürettiği sanal streslerden ve nihayet, dünyayı bambaşka bir yere dönüştürmeye programlanmış yaratıcı insan zihni, ellerimizle inşa ettiğimiz medeniyetin katı ve bireyi adeta buharlaştıran kurallarından dolayı büyük sorunlar yaşıyor ve sıklıkla hastalanmamıza neden oluyor.

Hayatımızı doğru yaşamanın yollarını araştırmak belki de en fazla zaman ve kaynak ayırdığımız konuların başında geliyor. Doğru bir yaşam, ancak insanı tanıyarak, onun aslında ne için yapıldığını fark ederek kurulabilir. İnsanın macerasını, bugünlere gelişini ve günümüz dünyası ile neden bu kadar sorun yaşadığını temel düzeyde anlamak, çok daha sağlıklı, verimli, mutlu ve güzel bir hayat kurgulamak için olmazsa olmazların başında geliyor.

PİŞMAN OLMAYACAKSINIZ... 
Kasım 2020’de üçüncü kitabı ile tamamladığım İnsanın Fabrika Ayarları (İFA) serisi (Tuti Kitap; İstanbul), işte bu bilgi boşluğunu herkes için kapatmayı amaçlıyor. Bize bizi anlatmaya çalıştığım bu üç cildi inceledikten sonra, hayatınızda bambaşka kararlar alabilecek ve her gün yaptığımız yahut şimdiye kadar hiç yapmadığımız şeylere bambaşka bir gözle bakabileceksiniz. “İnsanın Fabrika Ayarları”nı okuduktan sonra, lütfen evde, işte ve aklınıza gelen her yerde “deneyiniz”. Pişman olmayacaksınız…

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.02.2021 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları