DİJİTALLEŞME HER DERDE DEVA MI?

Bilişim, dijitalleşme ve teknoloji üzerine bir konferansa katıldım. Konuşma sırası bana geldiğinde, önce işin temeline gitmenin doğru olacağını düşünerek, bazı sorular sordum...

Fazla sıkmadan ekonomi tarihinde bir gezinti yaptım. Öncelikle "rasyonel insan" tarifiyle başladım. Ardından da "ihtiyaç" kavramını ele aldım. Sonunda da çocukluğumuzda bize tarif edilen rasyonelliğin, bugünkü tarifinden farklı olduğunu, insanların artık ihtiyaçlarını değil, ihtiraslarını tatmin edemediği zaman üzüldüğünü anlatmaya çalıştım. Elbette öncelik tespitini doğru yapamayan insanların adalet duygusundan giderek uzaklaşacağını da ekledim. 

ÖNCE ADALET!
Hâl böyleyken, yapay zekâ ve dijitalleşmenin, işlemlerin ve faaliyetlerin hızını artırdığını kabul ederken, yukarıda bahsettiğim sebeplerden dolayı adaletin olmadığı bir yerde yüksek teknolojinin insanlığa bir fayda getirmeyeceğini, aksine şartları daha da olumsuz hale getirebileceğini söyledim. “Bu gidişle dijitalleşmenin bizi götüreceği iki yer var” diye ilave ettim:
1. Devlet Kapitalizmi
2. Küresel Şirketlerin Kolonizasyonu
Ben tam bunları anlatırken, aklıma geçenlerde EIU'nin (Economist Intelligence Unit) paylaştığı bir grafik geldi. Özel şirketlerde verim artarken, mavi yakalı ve sade beyaz yakalılar bundan yeterince pay alamıyor; ama şirketlerin en üst seviyesinde bulunan profesyoneller verim oranından daha fazla ücret ve yan haklarda nimete kavuşuyor. Demek ki, kapitalizmin liberalizmi istismar etmesi, adaletin iş dünyasında sadece bir kelimeden ibaret olması, dijitalleşmenin her derde deva bir reçete olmadığını gösteriyor. 

FAKİRİN PARASIYLA ZENGİNLEŞME DEVAM EDİYOR
Tabii, Elon Musk gibi, hâkim durumunu kötüye kullanarak sade yatırımcının üzerinden para kazanan insanlar da bu yeni "dijital dönemin" Batı ülkelerinde bile özlenen refah ve huzuru yaratmadığını gösterdi. Hâlâ "fakirin parasıyla zenginleşme prensibi" devam ediyor. Bunu dile getirdiğimiz zaman ise sosyal medyada saldırıya uğruyor ve "boomer" yani yaşlı kuşak olmakla suçlanıyorsunuz! Özetle, dünden bugüne değişen bir şey yok. İnsanlık adına yapılan önemli buluşları bir kenara koyuyorum elbette... 

SALK GİBİ SOYLU DUYGULARIN İNSANLARI BUGÜN YOK 
Bir anda zenginleşmenin son örneği, “Covid-19 aşıları” diyebilirim. Bundan 100 yıl önce çocuk felci aşısının formülünü dünyaya bedava veren Jonas Salk gibi soylu duyguların insanları bugün yok. Herkes insanların dehşetleri üzerinden milyarlarca dolar kazanma peşinde. Hayatını bilime vermiş olan insanların, bir bakıyoruz ki, "Bir parlak fikir bulsam da zengin olsam" diyenlerden farkları kalmamış. 

SONUÇ: Belirttiğim gibi, rasyonellik-ihtiyaç-vicdan-ahlâk-vefa gibi kavramların eğilip bükülebildiği, farklı boyutlarda farklı anlamlarla ele alındığı bir sürecin içinden geçiyoruz. Referans noktası kaybolduğu için savrulan, artık tanıyamadığımız dostlarımız ile yakınlarımıza belki de bu sebeple daha şefkâtli ve anlayışlı davranmak zorundayız. Hak vermek zorunda olmasak bile onları anlamalıyız...

HER PAHALI ÜRÜN KATMA DEĞERLİ Mİ?
Bir yandan hem dünyada hem Türkiye'de üretim maliyetleri ve TÜFE yükseliyor, diğer taraftan enflasyona en çok katkıyı yapan döviz kurlarında güçlü duruş devam ediyor. Yani TL güçsüz... Dış ticaret hadleri, yani ithalat ile ihracat değeri karşılaştırmasında da iyi durumda değiliz. Çok sayıda değil, katma değeri yüksek ihracat yapmak gerekiyor. 

Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi (YD-ÜFE), mayısta aylık yüzde 4,69; Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) %3,92 artış kaydetti. Bu da gösteriyor ki, yabancı girdi kullanan ihracatçılar, düşük fiyat-yükselen maliyetlerin kıskacında. 1,5 dolar/kg seviyesindeki ortalama ihracat değeri için iyi bir haber değil bu gelişme... 
Aslında yüksek fiyat, her zaman yüksek kâr ya da yüksek katma değer anlamına gelmiyor. Önemli olan, hammaddeden nihai ürüne kadarki sürecin son aşamalarında daha yüksek değerler ekleyebilmek. Bir başka gerçek de şu; Teşvik sisteminden aslan payını alan firmalar, nicelikte güçlü; ama bahsettiğim niteliğin uzağında kalanlar. Siyasi sebeplerden dolayı bölgesel verilen teşvikler, doğal olarak yüksek eğitimli insan kaynağının ilk tercihi olmayan yatırımlara hitap ediyor. 

ARİSTO’NUN DA DEDİĞİ GİBİ...
Tüm bu anlattıklarım, herkesin gözünün önünde cereyan ediyor. Ancak Aristo’nun da dediği gibi, kişilerin parasal kazanç arzusu, kamu menfaatini görmelerine engel olur. Yaptıklarının doğru olduğunu düşünürler. Bu doğaldır. Kamudaki karar alıcılar, şahsi menfaatlerin rekabet için önemli olduğunu unutmadan, toplum menfaatini gözetecek kararları almalı...

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.07.2021 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları