GÜÇ ZEHİRLENMESİ / HUBRİS SENDROMU

Sınırları iyiden zorlayan, "en haklı", "en değerli", kendilerini dünyanın merkezi kabul eden, empatiden yoksun, kibirli, çoğunlukla öfkeli ve kindar kişilerin en büyük zararı sosyal hayatta görülüyor.

“Kendini dert sanıyorsun,
Oysa dermansın.
Kendini kapıdaki kilit sanıyorsun,
Oysa onu açan anahtarsın.”  Mevlana 

KENDİME DE SORMAKTAN ÇEKİNDİĞİM SORU!
Geçenlerde, Yönetim Kurulunda Kadın Derneği’nin (YKKD) “İçten’iz” başlıklı podcast serisi dahilinde, sevgili Gülfem Çakmakçı ile söyleştik. Söyleşinin ilk sorusu, beni tüm yaşamım boyunca en çok düşündüren, düşündürdüğü kadar kendime de sormaktan çekindiğim soruydu: “Kendini nasıl bilirsin, nasıl bilinmesini istersin?” 
“Doğum ve ölüm arasında nasıl bir kişiyi var ettim?” sorusunu klişelerle veya alışılmış rol ve kimliklere cevaplarsam, o denli zor değil tabii ki. Ama ilk aklıma gelen ve aslında başkalarının varlıklarına bağlı kimliklerimden arınırsam ben kimim? Yani anne, eş, evlat, kardeşten öteye gittiğimde ya da zaman içinde gelip geçen mesleki ve akademik kimliklerden arındığımda özdeki “Ben kimim?” sorusu bahsettiğim... 

EN ZOR SORULAR EN BASİT GÖRÜNENLERDİR!
Siz, kendinize bu soruyu bu denli çıplaklıkla ve ne sıklıkta soruyorsunuz? Ya da hiç sordunuz mu?
Ve cevap verirken, kendinize karşı ne kadar içten ve dürüst olduğunuzu düşündünüz mü? 
Sanırım özdeki “Ben”den en çok uzaklaşanların içinde benim en çarpıcı bulduğum “Güç Zehirlenmesi” Hubris Sendromu’na (*) sahip olan kişiler. Hubris, antik Yunan’da “Kibir” anlamına geliyor. Başlangıçta kişinin gücü tatmasıyla ve olayların merkezinde bulunmaktan keyif alması, zamanla başarı ve gücü elinde tutmasının verdiği hazla dozunu artırması ve ilerledikçe gerçeklikten kopuş, kişilik bozuklukları ve hatta akli dengesizliklere varan bir yelpazeden bahsediyorum. 

ABARTILI GURUR, BASKIN BİR KENDİNE GÜVEN
Her şeyin belirleyicisi, karar vericisi, oluşturucusu olduğuna inanan; abartılı gurur, baskın bir kendine güvenle hareket eden ve başkalarını küçümseyen bu kişilerin, giderek güce bağımlı hale gelip kaybetmemek adına da her şeyi yapabildikleri de malum.
Güç gösterilerini ve zaferler kazanmayı önemseyen, hakkındaki algıyı iyileştirmek için hep iyi gösterecek durumlarda bulunan, kötü ve başarısız durum ve yerlerden kaçınan, başkalarını suçlayan, imaj ve görünümle ilgili olarak orantısız seviyede kaygılanan, abartan, yüceltilmeyi bekleyen, kendisini kurumla, toplumla ya da ulusla özdeşleştiren, başkalarını küçümseyen, her şeyi kişisel olarak başaracağına inanan, hesap vermeyen, kendisini kuralların üzerinde gören, gerçeklikten kopan, huzursuz, acele ve düşünmeden karar alan, kibirden rasyonel kararları alamayan bu kişiler, özlerine ne kadar yaklaşabilirler ki?
Ya onların örselediği birey, kurum ya da toplumların kendilerini bulabilmesi nasıl mümkün olur?

LİDER VE KARAR VERİCİLERİN GERÇEKLİKTEN KOPUKLUĞU... 

2009 yılında bu sendromu bilimsel olarak ortaya koyan Lord David Owen, 2008’de küresel finansal krize yol açan davranışları incelemişti. Başrolü oynayan lider ve karar vericilerin gerçeklikten kopukluğu, eleştirilere kapalılığı, algıda ve dinlemede seçiciliği, aklın önüne geçmiş olan hırsları, tüm dünyayı sarsacak boyutta bir ekonomik krize yol açmıştı. 

OWEN’IN KİTABI...
Owen, 2019’da “Hubris: Trump’a, Güce, Popülizm, Narsisizme Giden Yol” kitabında ise karar verme ile bu sendrom arasındaki ilişkiyi daha da derinlemesine ele almış ve geniş bir spektrumda liderlik kalitelerini değerlendirmişti. İngiltere başbakanlarını analiz ettiğinde, 150 yılı aşkın bir sürede görev yapan başbakanlardan Lloyd George’tan başlayarak 4’ünün görev süreleri içinde bu sendromu geliştirdiğini tespit etmiş. Zincir, Margaret Thatcher ve Tony Blair ile tamamlanıyor. Winston Churchill’in ise kararlarını ortak akılla ve rasyonel bazda aldığına inanıyor. Dünya klasmanında narsisistik bir lider olan Trump seçildiğinde ise tüm teorisini gözden geçirme ihtiyacı duymuş. Öncelikle nasıl seçilebildiğine odaklanmış. Bu seçimin İngiltere’de Brexit oylamasındaki dinamiklerle ortaklığı olduğunu tespit etmiş. 
Sınırları iyiden zorlayan, “en haklı”, “en değerli”, kendilerini dünyanın merkezi kabul eden, empatiden yoksun, kibirli, çoğunlukla öfkeli ve kindar bu kişilerin en büyük zararı sosyal hayatta görülüyor. Yarattıkları ve kendilerine aşırı değer biçtikleri adeta masalsı bir dünyada, insan ilişkilerinde ciddi sorunlar yaşıyorlar, etkiledikleri toplumlara zarar veriyorlar.

“Acıya dayanacak kadar güçlü olabilirim; ama bu onu hak ettiğim anlamına gelmez.” Tom Robbins

HUBRİSTİK LİDERLERİN YÖNETTİĞİ BİR DÜNYA
Sonuç olarak, hubristik liderlerin yönettiği bir dünyada yaşıyoruz. Bazı şartlarla ve stresle ortaya çıkan bu sendromun aşırı seviyelerde olmadığı hallerde değişip, dönüşebileceğine inanılıyor. Ancak, doz aşımı olan durumlarda çözüm anahtarı bizlerde. Öncelikle, bu kişilerin gerçek yüzünü görmek ve değişimlerinin sınırlı olacağını kabul ederek yola çıkmak gerekiyor. Sonra etki alanlarından çıkmak, onları odağımızdan çıkarmak ve beslendiği damarları zayıflatmak geliyor. Uzaklaşmak, göz ardı etmek olamıyorsa cesaretle fikrini söylemek, söylemlere kapılmadan eylem talebinde bulunmak, her türlü tepkiye, manipülasyona, orantısız güç kullanımına hazırlıklı olmak, dayanışmak kritik görülüyor. 
Bir şekilde var olma, kendini bulma ve kimlik mücadelesi bu. Gücü elimize alarak, kim olduğumuzu hatırlayarak ve irademize sahip çıkarak ilerleyebileceğimiz bir süreç.
Ve ancak basit; ama zor soruları sorarak gelişebileceğimiz, cesur adımlarla ilerledikçe özdeki “Ben”le ve “Biz”le bağ kurabileceğimiz bir yol hikâyesi...  

“Güçlü olan, zayıf yanını en iyi bilendir. Daha güçlü olan, zayıf yanına hükmedebilendir.” / Halit Ziya Uşaklıgil

(*)David Owen & Jonathan Davidson - 2009 

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.07.2021 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları