EĞİTİM BAŞARISI HAYAT BAŞARISINI NE KADAR ETKİLER?

Halen eğitim sisteminde başarı; öğrencinin çalışması, ezberlemesi ve öğrendiklerini sınavlarda hatırlaması esasına dayanır. Hâlbuki iş haya tı, az bilgiyle ve çoğunlukla baskı altında, doğruya en yakın kararları vermeyi gerektirir.

Son günlerde en sık duyduğumuz konulardan biri, çocukların ve gençlerin eğitim hayatlarında açılan bir buçuk yıllık gedik. Bu süre, hayat üzerinde gerçekten önemli bir boşluk yaratacak mı? Yaşanmış ve geri dönmesine imkân olmayan bir konuda ağıt yakmak yerine ne yapılabilir?

KAYBEDİLEN 1,5 YIL!..
Hem eğitimciler hem de aileler, çocuklarının kaybettiği bir buçuk yılın sıkıntısını yaşıyor. Bu dönem hiç şüphesiz, öğrencilerin eğitim hayatında bir kayıp. Bu yazının amacı, bu kaybın önemsiz olduğunu anlatmak olmayıp, eğitim hayatı ile gerçek hayat arasındaki ilişkinin sanıldığı kadar güçlü olmadığını hatırlatmak. Bir başka ifadeyle, eğitim başarısı ile hayat başarısı arasında güçlü bir bağ olmadığını örnekleriyle ortaya koymak...

EKİP OYUNCUSU OLMAK
Akademik başarı, bireysel çalışmayla kazanılır; ama iş hayatında en önemli özellik, ekip oyuncusu olmak ve ekibin başarısına katkıda bulunmak. Bunun için iş birliği yapmayı bilmek, müzakere becerisi geliştirmek gibi yetkinlikler lazım. Benzer şekilde, okulda öğrenciden bilgisini kendisine saklaması beklenir. Oysa iş hayatının beklentisi, bilginin paylaşılmasıdır.
Özel okulların çoğunda, aksi iddia edilse de, öğrencinin susması ve dinlemesi beklenirken, iş hayatı çalışanlardan kendini ifade etmesini ve fikir geliştirmesini bekler. Benzer şekilde, okulda öğrencinin sakin olması ve durması, buna karşılık iş hayatında hareket etmesi ve sonuç almasını bekler. Okulda verilen ödev yapılır ve biter. İş hayatında iş bitmez ve yükselmek için beklenenin ötesine geçmek gerekir.

EĞİTİM SİSTEMİNDEKİ BAŞARI ÖLÇÜTÜ!
Halen eğitim sisteminde başarı; öğrencinin çalışması, ezberlemesi ve öğrendiklerini sınavlarda hatırlaması esasına dayanır. Bir anlamda hafızası güçlü olanlar, beklenen akademik başarıyı gösterir. Hâlbuki iş hayatı, az bilgiyle ve çoğunlukla baskı altında, doğruya en yakın kararları vermeyi gerektirir. Buna uyan eğitim anlayışı sadece IB ve Abitur programı uygulayan sınırlı sayıda eğitim kurumunda verilmekte.
Eğitim kurumlarında başarı, notla ölçülür ve somuttur. İş hayatında gelişme, yöneticinin ve iş arkadaşlarının vereceği bazıları açık, bazıları örtük geri bildirimleri doğru değerlendirerek gerçekleşir.
Okulda öğretmen öğretir, anne-baba destek olur, dershane takviye yapar. İş hayatında ise herkes kendi gelişiminden sorumludur. Eksik bilgi için veya iyi öğretmediği için yöneticiyi sorumlu tutmak sonuç vermez.

ÇOCUKLARIN KAFASI, DÜNE AİT BİLGİLERLE DOLDURULUYOR
Günümüzün eğitim sistemi, büyük ölçüde çocukları ve gençleri beş seçenekli sınav sistemine esir eden, başarıyla zehirleyen ve psikolojik bağışıklık sisteminin gelişmediği öğrenciler yetiştiren bir anlayışa dayanır. Çağdaş olduğunu ileri süren eğitim kurumlarında bile önümüzdeki 25 yılın ihtiyaçlarına yönelik bir eğitim verilmez. Bugün bile geçerli olmayan, yarın hiç geçerli olmayacak, düne ait bilgilerle çocukların kafaları doldurulur.
Bu listeyi uzatmak mümkün. Örneğin; hayatta en değerli şeyler anaokulunda öğretilir. Nezaket, kibarlık ve aldığını yerine koymak, kendi pisliğini temizlemek gibi, temel hayat bilgisi ilkeleri... Lakin bunlar ev ortamında uygulanmalı ve pekiştirilmeli. Bu konuda da ailelere büyük sorumluluk düşmekte.
Hiç şüphesiz okul sadece bilgi öğrenme alanı değil. Çocukların ve gençlerin sosyalleşmeye ve duygusal gelişimi için akran ilişkilerine ihtiyaçları var ve içinden geçtiğimiz süreç, bunu zorlaştırmakta. Ancak silahla değil, görünmeyen düşmanla yapılan bir savaşta şikâyet etmek hem sonuç vermez hem de anlamsız.

NE YAPILABİLİR?
Bir gencin yetişkinliğinde ne olacağı “bugün ne yaptığına” bağlı. Hayat yolculuğu içinde kendine kattığı her beceri, kendini geliştirmek için gösterdiği her gayret, bir nokta gibi. Bu noktalar hayat içinde birleştirilerek büyük resmin yapımında yer alır. Çünkü hayat başarısı, her gün yapılan küçük şeylerin doğru ve düzenli yapılmasına bağlı. Bunun adına “disiplin” denir. Disiplin çoğunlukla, sanıldığı gibi baskı, dayatma, zorlama ve zorbalık değil, “tutarlılıktır”. Hedeflerde, ilkelerde, performans ölçütlerinde ve davranışlarda tutarlılık, disiplinin özünü oluşturur. 

PANDEMİ KURBANI! 
Geleceğini önemseyen bir gencin güne planlayarak başlaması, her gün kitap okumaya zaman ayırması (ulaşım imkânı olanların), açık kaynaklardan sertifika alacağı gelişim programlarına katılması, benzer anlayıştaki arkadaşlarıyla kuracakları üç-beş kişilik gruplarda okuduklarını ve öğrendiklerini tartışması, bu süreçten daha az zarar görerek çıkmasını sağlar. Bunun yerine gününü akışına göre yaşayan, zamanını sosyal medyada geçiren, günün önemli bölümünde bilgisayar oyunları oynayan, arkadaşlarıyla amacı olmayan sohbetlerle saatler tüketen bir genç, kendini pandemi koşullarının kurbanı olarak görür.
Bir buçuk yıldır birçok iş yeri, bütünüyle veya kısmen evden çalışma düzeni içinde olduğu için anne ve babaların çocukların programını yukarda söylediğim gibi yönetmeleri bir ölçüde kolay. Atılacak ilk adım, bir sonraki günün programını bir gün önceden yapmak. Böylece akşam yatma ve sabah kalkma saatleri belirlenmiş ve yapılan programa uymak için gerçekçi bir temel atılmış olur. 

SONUÇ:
Hayat başarısı psikolojik bağışıklık sisteminin gelişmesine dayanır. Kaybedilen bir buçuk eğitim yılı sanıldığı kadar büyük sorun değil. Ailelerine yakın olma fırsatı, birçok çocuğun gelişimine olumlu katkı yapma potansiyeline sahip...

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.09.2021 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları