DENİZDE NE VARSA KIYIYA O VURUR

Mesele, yalnızca yaşam döngümüzde değil, ondan öte zamanı ve formu olmayan, izleri derin, sedası hoş bir varlık olmak mı, yoksa daha bu yaşam döngüsünde kendimizi evrenin merkezi sanıp büyüttüğümüzü düşünürken giderek sığlaşmak, özden uzaklaşmak mı?

24 senelik bir tanışıklıkta, hayatlarımızın birçok dönüm noktasından beraber geçtiğimiz, uzun yıllar omuz omuza çalıştığım arkadaşımın cenaze merasimindeydim. İmrenilecek bir eğitim hayatı ve kariyer çizgisi, pırıl pırıl bir aile, kocaman bir yürek ve incelikle sürdürdüğü yaşam çizgisinin sonlanmasını değil yüreğim, aklım almıyorken düşünekaldım. (*)

“KALP DENİZDİR, DİL DE KIYI” 
Mevlâna Celaleddin-i Rumi, “Kalp denizdir, dil de kıyı. Denizde ne varsa kıyıya o vurur” der. Hangi denizlerde yüzdüğümüz, kıyılarımıza neyin vurduğu, ne izler bıraktığımız, adımızın nasıl yankılandığı, yaşam boyu eylem ve söylemlerimizin, aynı zamanda da eyleyip söylemediklerimizin sonucu. Bireyler için de, kurumlar için de böyle...
Bu gibi zamanlarda; iyi anıları, güzellikleri ön plana çıkarmaya eğilimimiz olsa da, sevgili arkadaşım için böyle bir çaba göstermeye gerek yoktu. Hayat dersi alacak kadar büyük bir sevgi haresinde ve maskelerin ardındaki bir keder bulutunda her birimiz ölümle, kendimizle ve yarım kalmışlıklarla bir iç muhasebeye dalmıştık. Onunla birlikte, hayatlarımızı, varlık amaçlarımızı, önceliklerimizi, değerlerimizi, içimizde kalanları, ertelediklerimizi, ıskaladıklarımızı düşünüyorduk.

“... Acı mıhlanıp kalpte durmasın. Ortada dursun. Olur ya biri eline alır, okşar, biri alnından öper. Az unutursun.”  Kargo – Birhan Keskin

BU DÜNYADAN GEÇMİŞ BİR ÖZEL İNSANI ANMA...
Bu yazı çok kişisel gelebilir. Sizin zamanınızı aldığımı hissedebilirsiniz. Ama eğer devam etmeyi tercih ederseniz, bu dünyadan geçmiş bir özel insanı anma ve vesilesiyle hayatlarımızı farklı bir perspektifle anlamlandırma ihtimaline ortaklık edebilirsiniz. 
Hayal ettiği ülke, bu değildi eminim. Hayâl ettiği dünya da!.. Bu denli savrulmuşluk içine sinmiyordu. “Ata’sının izinde bir cumhuriyet kadını” diye tanımlardı hep kendini. En az onun kadar gençlikten ve “canının içi” çocuklarından ümitvardı. Bir yanı yaşsızdı sanki. Merakı, neşesi, iflah olmaz iyimserliği, onu her daim genç kılardı. Aydın ve iyi eğitim görmüş bir kadın olarak, memleketine borçlu hissederdi. İkimizin de gözleri marş duyunca dolardı, hele kalbini çarptıran İzmir Marşı’nın yeri ayrıydı. Memleket sevdası büyüktü; ama esasen dünya insanıydı. Çok uluslu iş yapılarında; evrensel bir kimlikle, bilgisiyle, iradesiyle fark yaratır, yeni kültürleri zarafetle kucaklardı. 

HER ŞARTTA ÇİZGİSİNİ VE NEZAKETİNİ KORURDU 

Duygularının farkında olan, daha da güzeli ifade edebilen ve cömertçe paylaşan birisiydi. Bir yandan da son derece analitik ve rasyoneldi. Kriz dönemlerinde, yatırım fırsatları gördüğünde ya da dönüşüm gereği olduğunda olguları katman katman açar, senaryo türevleri alırdı. 
Sağduyusunu, soğukkanlılığını kaybettiğini görmedim. Her şartta çizgisini, duruşunu ve nezaketini korurdu. İyi bir takım arkadaşı ve ömründen öte hayâlleri olan, onlar için mücadele eden, özü sözü tutarlı bir liderdi. İyi örneklerden olduğu kadar, kötü liderlerden de öğrenecek bilgelikteydi. Haksızlığa, çifte standartlara, küçük hesaplara maruz kalsa bile acılaşmayan, takılıp kalmayan bir tutumla karşılar, hikmetini sual ederdi. Kırılır, incinirdi tabii ki; ama kış geçmeden yazın gelmeyeceğini söyler, sabırla ilerlerdi. 
Hayata, sahip olduklarına derin bir minnet hissi vardı. İnsanları, denizi, çiçeği, böceği, ağaçları, hayvanları içinden gelen bir neşe ve saflıkla severdi. Zamanı olsaydı eminim iklimle mücadele, daha aydınlık bir ülke, daha yaşanır bir dünya için emek verirdi. Hastalığının ileri evrelerinde dahi orman yangınlarında içinin yandığını, kalbinin Ege’de kaldığını, onca fizibilite ve risk analizi yapan birisi olarak dere yataklarındaki sel felaketlerinde aklının ve vicdanının zorlandığını bilebiliyorum. 
Kalp denizi engin olanlar, kıyılarına vurabileceklerden korkmazlar. Tam tersine görünür, görünmez nice izler ve gizli hazineler bırakırlar kıyılarına…
Kim olduğumuz, niye var olduğumuz, neyi var ettiğimiz bize bağlı. Mesele, yalnızca yaşam döngümüzde değil, ondan öte zamanı ve formu olmayan, izleri derin, sedası hoş bir varlık olmak mı, yoksa daha bu yaşam döngüsünde kendimizi evrenin merkezi sanıp büyüttüğümüzü düşünürken giderek sığlaşmak, özden uzaklaşmak mı?

“Bir gün hepimiz kendi yıldızımızı yeniden bulalım diye mi yıldızlar böyle parlıyor?” 
Küçük Prens - Antoine de Saint-Exupery

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.09.2021 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları