MERKEZ BANKASI SÖYLEM Mİ DEĞİŞTİRDİ?

Talep değil, maliyet enflasyonu yaşıyoruz. Bu nedenle, faiz artışıyla bu sorunu bertaraf edemeyiz. Bunun da bilinmesi gerekiyor...

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), beklediğimiz kararı verdi. “Faiz değişmedi; ama söylem değişti mi?“ diye merak ederken, Para Politikası Kurulu (PPK) toplantı özetindeki önemli cümleleri tek tek inceledim. TCMB'nin basın metninden anladığımı sizler için özetliyorum:

İCRAATE BAKIYORUZ 
PPK: “Para politikasındaki mevcut sıkı duruş kararlılıkla sürdürülecek.” 

Bu cümleyi artık ezberlediğimiz için "sözde değil, özde yaklaşım" diyor, icraate bakıyoruz.
PPK: “Politika faizi, enflasyonun üzerinde bir düzeyde oluşturulmaya devam edilecek.”
Burada kastedilen şu anki enflasyon değil, beklenti enflasyonu. Eğer beklentilerde bir iyileşme olmazsa, faizlerin düşmeyeceği anlamına gelir. Bu sebeple Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) her ay başında yaptığı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) açıklaması, büyük önem kazanıyor. Tabii, bir de "inandırıcılık" riski var. Onu da belirtmem gerekiyor.
PPK: “Çeşitli Faktörler, enflasyon görünümü üzerinde risk oluşturmaya devam etmektedir.”
Bu cümleden net olarak anladığımız şu; önümüzdeki dönemde enflasyonun düşeceğine dair güçlü kanaatler yok. ABD Başkanı Joe Biden da konuşmasında enflasyon riskinden bahsediyorsa, herkesin tetikte olması gerekir. Ancak bir maliyet enflasyonu yaşadığımız için, faiz artışıyla bu sorunu bertaraf edemeyiz. Bu da bilinmeli.

BÜYÜME YAVAŞLAYACAK!
PPK: “Yılın geri kalanında, cari işlemler hesabının fazla vermesi beklenmektedir.”

Geçen sefer de metinde bu cümle vardı. Açıkçası cari açık-büyüme yapısallığı içindeki bir ülkede, cari fazla veriliyorsa “büyüme yavaşlayacak” demektir. İlk ve 2. çeyrekteki hızlı büyümenin, sonraki çeyreklerde devam etmeyeceğini buradan anlıyoruz. Belki de bu yüzden faizleri yükseltmek de mümkün olmuyor. 
PPK: “Öncü göstergeler, yurt içinde iktisadi faaliyetin, üçüncü çeyrekte dış talebin de etkisiyle güçlü seyrettiğine işaret etmektedir.”
Üstü kapalı şekilde ifade edilen bu gerçek, bir önceki cümleyi de doğrular nitelikte. Büyüme yavaşlarken, ihracatın büyümeye katkısı artıyor ve bu durumu Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) açıkladığı rakamlardan da anlayabiliyoruz. Demek ki, iç talepte yavaşlama var ve ekonomik aktivite daha çok ihracatın ivmesiyle yola devam ediyor. 

ÖZETLE:
Büyümenin yavaşlaması ve enflasyonun yükselmesi riskiyle karşı karşıyayız gibi gözüküyor. Bu durumda, Merkez Bankası'nın fiyat istikrarını değil, ekonomik büyümeyi önceliğe alacağına dair bir kanaat taşıyorum.

FAİZ İNDİRİMİ YIL BİTMEDEN OLABİLİR Mİ?
Önce enflasyonun sebeplerinin farkına varıp, ardından da doğru araçlar ve kurumlarla mücadelesine başlanması en uygun davranış.

Mutlaka vergiler, kesintiler, risk unsurları ve diğer maliyetler üzerine odaklanmalıyız. Bunların pek azı Merkez Bankası'nın görevleri ve sorumlulukları arasında. Belki de Başkan Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu’nun "Topyekün mücadele lazım" şeklindeki çıkışı, son zamanların en önemli sözüydü. 
TCMB, eldeki şartlar göz önüne alındığında en mantıklı davranışı gösterdi ve pas geçti. Açıkçası basın metnine bakınca hep aynı ifadeleri gördüğüm için, durumdan vazife çıkarıp "Faizleri bir sonraki toplantıda düşürecek" demeyeceğim! Yine de herkesin bildiğini saklamaya gerek yok. Yıl bitmeden Merkez Bankası'nın faiz indireceği aşikâr. Tabii, çok majör ya da radikal bir gelişme olmadığı sürece...

PARA BASMAK ÇÖZÜM MÜ?
“Kısa vadeli çözümler, uzun vadeli sorun yaratabilir.”... Bu söz, Prof. Dr. Mahfi Eğilmez Hoca'dan. Kesinlikle haklı. Satranç gibi yaklaşmadıkça hayata, günü kurtarmak için icat edilen kestirme çözümler, ileride büyük sorunlar yaratabiliyor. Temmuz ayı bütçe gerçekleşmelerinden anlıyoruz ki, dolaylı vergi tahsilatlarında ciddi bir gerileme var. Daha çok ihracat ile iktisadi faaliyetlerin devam ettiğini görüyoruz.

İktisadi faaliyetlerdeki yavaşlamanın, vergi gelirleri üzerine olumsuz etki yapacağı beklenmeli. Ayrıca, vergi borçlarının yeniden yapılandırıldığı bir süreç daha yaşıyoruz. Vergi tahsilatları bu yıl için daha da yavaşlayacak. Bu durumda iç borçlanma ile kaynak bulunacağını söylemek yanlış olmaz.
Merkez Bankası'nın emisyon gücü ile bankaların bono-tahvil alımlarını ivmelendirmek, geçen dönemde denenmiş bir uygulamaydı. Tekrar denenecektir. Sanırım geçtiğimiz yıla göre hızla büyüyen emisyon, yıl sonuna kadar bu şekilde artmaya devam edecek. Ekonominin sakinleştiği zamanlarda da fazla likiditenin siterilize edilmesi için, faizlerin yükseltilmesi bir mecburiyet olarak karşımıza çıkabilir. Büyük ihtimalle ekonomi yönetimi "Önce bugünkü sorunla baş edelim, yarının sorununu yarın düşünürüz" diyor. Bu aşamada belki de yapılacak başka bir şey yok. Kamuda tasarruf haricinde elbette...

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.09.2021 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları