AH YATAY ÇİZGİLİ TİŞÖRTLÜ DAYILAR AH!..

Hayat çok pahalı bir hale geldi. Kazanmak da o nispette güçleşti. Kiminin ekmeği küçüldü, kiminin pırlantası! Standartlar aşağı yönde revize ediliyor artık. Dostlarla kurulan eski partiler, panayırlar, "Yok" denecek kadar azaldı. İnsanların neşesi sekteye uğradı. Bu negatif durum, toplumun yaşam tarzından tutun da, lisanının kabalaşmasına dek, negatif ivmelenmeye başladı.

Hayatımızın sigortası olan "umut" ziyasını yitiriyor. Her alanda "meçhul"ün çeşidi çoğaldı. Belirsizlik kavramı hem ekonomiyi hem de sosyal dokuyu bir girdabın içine sürükledi. Avuca sıkıştırılan birkaç gerçeklikten uzak tatlı söz sermayesi ile aydınlığa çıkmak da zor görünüyor.

DEVRİK CÜMLE İLE DÜŞMAN TASVİRİ YAPILMAZ
Devrik cümle ve gizli öznelerle hedeflenen, (dış güçler, içimizdeki hainler, faiz lobisi vb.) sorumlu tutulmaya çalışılan “düşman figürleri” arayışı da karşılık bulmuyor “efkâr-ı umumiye”de. Bu savaş, ekonomide daha reel muhatap ve verilerle yapılmalı. Siyah esvaplar giydirip kılıç salladığımız hayaletler ve klavye başında rakam icat etme mucitliğiyle bir sonuç elde etmek mümkün değil. Zira; 2 ile 2 toplandığında dünyanın her tarafında 4 ediyor. Liberal ve serbest piyasa kurallarıyla yola devam edilecekse, market baskınları ve hayat pahalılığıyla mücadele çok komik kaçıyor. 

DİLİMİZ BİLE IZDIRAP İÇİNDE...
Bir ülkeye her alanda başarıyı getiren unsurlar, insanların adalete olan güveni, edebiyat ve sanattaki fikir özgürlüğüdür. Ülke gençlerini yurt dışına çıkma hayâlinden döndürmek için yegane şart da bu konulara ağırlık verip, düzeltmektir. Bir toplumun gelişmişlik düzeyini ölçmek için günlük yaşamında kullandığı kelime sayısını tartıya vurmak yeterli olacaktır. Bu durum, ekonomik ve ahlâki yapıya da doğrudan yansır. Eğer diliniz kuvvetli ve özgürseniz, “TL, dolar karşısında negatif getiri sağladı” demezsiniz! Dürüstçe “TL, dolar karşısında zarar ettirdi” dersiniz. Uluslararası alanda pazarlık gücünüz olur. Bizim şu çağda sıvı yağın fiyatını değil; sinemayı, tiyatroyu, sanatı, sporu, edebiyatı konuşmamız gerekiyordu. O meşhur, “Kısa kollu, yatay çizgili tişörtleri” ile gençlerin karşına dikilip, “Telefonunu çıkar göster” diyen dayı diline indirgendi ne yazık ki lisanımız ve tavrımız... 

GENÇLER SORUN OLMAZ, KULAK VERİN!
Peki, umudumuzu kesecek miyiz? Asla! Belki yıllarımızı alacak; ama yıkılan yerlerin tamirini yapıp, çocuklarımız için çok güzel bir ülke inşa edeceğiz. Yok öyle pes etmek! Evrensel ölçekte refah düzeyini bizim gençlerimiz ve ülke insanımız da ziyadesiyle hak ediyor. Eğitim döneminin başlamasıyla, barınma ihtiyacı hasıl olan ve yurt yetersizliği sebebiyle parklarda barışçıl ve zekice eylem yapan gençleri anlamak yerine, onlardan rahatsız olmak sorunu çözmüyor. Velev ki, içlerinde barınma problemleri olmayanlar da bulunsun. Bu protesto, anayasal bir haktır.  

CEO, YALNIZCA CEO DEĞİLDİR!
Gelelim, bu ayki kapak konumuza; “Türkiye’nin En Etkin 50 CEO’su” araştırmamıza... Başarılı bir CEO için bugüne değin, birkaç özelliğe sahip olmak kafi geliyordu. Şirketini kâra geçirme, analiz yeteneğine sahip olma, ilişki kurma ve ikna yeteneği bunlar arasında sayılabilir. Pandemiyle birlikte olayın boyutu bir anda değişti. CEO artık, CEO'dan öte bir kimlikte. Zorlu süreç, iş liderlerine belirsizliği yönetme görevi de yükledi. Böylesine küresel ölçekte bir fırtınanın eşi, benzeri yoktu çünkü. Toplumsal yaşamda fark yaratmak için birer kanaat önderi olma vasfı kazanmaları lazımdı.

Orman yangınları ve sel felaketleri de gösterdi ki, yeni bir gelecek inşa etmek için güzel bir amaç doğrultusunda güçlü ve doğru araçlarla hareket edilmeliydi. Teknolojisine güvenen, toplum ve partnerleriyle bağlarını güçlendiren kurumlar kendilerini geleceğe taşıyacak. Bu bağlamda Robert Bosch'un, “İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim” sözü, her zaman şiarım olmuştur.

SEYFETTİN BAYRAM
BusIness LIfe Genel Yayın Yönetmeni

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.10.2021 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları