ZAMANI ERİTMEK Mİ, ZAMANINI BEKLEMEK Mİ?

Sabır, "zamanı eritmek" değil, "zamanını beklemektir". "Zamanını bekleyebilen ruh" başarının hayatın kendisinde olduğunu bilir?

Yeni yatırımımızın teknoloji tedarikçisi Alman firmanın sahibi ile konuşuyorduk. “İş yaşamında en önemli konu sıralaması yapılsa, ilk üçe neyi ve hangi sıralama ile koyarsınız?” diye sorduğumda, hiç düşünmeden, “Sabır, bilgi, şans” dedi.

‘HER İNSANIN ACELESİ VAR!’
Sabır, içinde günümüz sistematiği için büyük bir “ironi” saklı olan ve zamanın belki de panzeri olabilecek tılsımlı “sözcük”. Garip bir zamanı yaşıyoruz. Her insanın “acele”si var. Herkes uğraştığı konuda “hemen” sonuç almak peşinde. Hatta daha ileri gidip embriyo halindeki düşüncelerin bile “sonuç”ları bekleniyor.
Bunu anlamak zor ama anlaşılır. Zira teknoloji, insana sürekli “hız”dan ve sonuç almaktan, iletişim teknolojileri her gün hız rekorları kırdığından, pazarlama alanındaki gelişmeler ise artık insanın aklından bir ürünü geçirdiğinde, o ürünün kapıya teslim edilebileceğinden söz ediyor.

‘BAŞARIYA GİDEN YOL HÂLÂ “SABIR”DAN GEÇİYOR’
Böylesine bir dünyada, teknoloji ve sistem kurma konusunda dünyanın öncü ülkelerinde iş yapan bir firma sahibinin “sabır” demesi ilginç geliyor insana. Sonra bu ilginçliği derinlemesine düşünmeye başlıyorsunuz ve evet başarıya giden yol hâlâ “sabır”dan geçiyor. Dünyaya “hız”lı olmayı önerenler “sabır”la hareket ediyorlar.

Şu bir gerçektir ki, ne yapılırsa yapılsın, yapılan iş, bir gerçekleşme sürecine ihtiyaç duyar. Bu süre bazen bir insanın ömrünü aşabilecek sürelere kadar çıkabilirken bazen de çok kısa olabilir. O nedenle işe soyunan her insan, o sürenin yaşanmasına sabır göstermeyi öğrenmek zorunda. Sabrı gösteren, mutlaka kapının açıldığını görür. Sabır göstermeyenler –gösteremeyenler-  ise çoğunlukla o kapının açılma anından önce (genelde çok az kala) vazgeçerler.

‘SANAYİYLE UĞRAŞANLAR İÇİN YAŞAMIN BİZATİHİ KENDİSİ’
Sanayiyle uğraşanlar için ise “sabır” yaşamın bizatihi kendisidir. Makineler ne kadar hızlı dönerse dönsün, üretim sonsuz bir hıza ulaşmış bile olsa, bu sistemlerin başında olan insanlar için “sabır” en önemli davranış biçimi olmalıdır. Sabır;  “zamanı eritmek” değil, “zamanını beklemektir”. “Zamanını bekleyebilen ruh” başarının hayatın kendisinde olduğunu bilir.

***

BÜYÜMEK İÇİN BÜYÜMEMEK!
Çoğu büyüyen şirketin zaafa uğramasının nedeni, büyümeyi sadece “fiziksel” bir konu olarak ele almasından kaynaklanır. Oysa her büyümeyle paralel gidecek zihinsel kapasite oluşturulmadığında, “büyüme” felakettir. 

Edwin Abbey’in bir cümlesi zihnimde dolanıp duruyor: “Büyümek için büyümek, bir kanser hücresinin ideolojisidir.” Günümüzde ölçekler genellikle büyüklük üzerinden anlatılıyor. Sürekli büyüme isteği konuşmaların ana eksenini oluşturuyor. Giderek çoğalan nüfus, artan ihtiyaçlar, başta ekonomi olmak üzere, her şey “büyük” olmaya itiyor. 

‘ÜZERİNDE DÜŞÜNÜLMESİ GEREKEN KONULARIN BAŞINDA’
Refahın artması için bir zorunluluk gibi gösterilen bu konu, yeterli zemin ve koşullar oluşturulmadığında, Edwin Abbey’in cümlesini haklı çıkaracak sonuçları da doğurabiliyor. Önce kanserli hücre büyüyor, sonra metastaz. Sonuç; büyük problemler… Büyümekte olan ülke ekonomileri ve işletmeler için bu konu, üzerinde düşünülmesi gerekenlerin başında geliyor.

‘BÜYÜMEYEN TEK ŞEY HERHALDE JAPONLARIN BONSAİ’LERİ!’
Büyümek… Evet, her organizmanın kaçınılmaz gerçeği… -Büyümeyen tek şey, herhalde Japonların Bonsai’leri - Her organizma doğduğu andan itibaren büyümeye başlar, doğanın döngüsü bunun üzerinedir. İnsanın inşa ettiği sistemler de büyümek üzerine kuruludur. Büyümeyen sistemler kaçınılmaz olarak küçülürler ve yok olurlar.

‘NE YAPMALI, NASIL BU PARADOKSU AŞMALI?’ 
Bir tarafta büyümenin diğer tarafta ise büyümemenin getirdiği sorunlar… Ne yapmalı, nasıl bu paradoksu aşmalı? Yapılması gereken bir tek şey var; büyümek için büyümemek. Bir başka deyişle amacı sadece “büyümek” olarak belirlememek. Evet… Bir sistemin tek amacı büyümek olarak belirlenemez. Belirlendiği anda kaçınılmaz olarak “sentetik” bir alana sapılır ki, bu da kanserli hücrelerin ortaya çıkmasına  ve sistemlerin içeriden çökmesine neden olur. Kurumlar ve o kurumların inşa ettiği sistemler, kendi gelişme çizgileri sınırları içinde büyüyebildiği oranda sağlıklı olurlar.

‘SADECE FİZİKSEL BİR KONU DEĞİL’
Burada ilginç bir durum söz konusu. Çoğu büyüyen şirketin zaafa uğramasının nedeni, büyümeyi sadece “fiziksel” bir konu olarak ele almasından kaynaklanır. Oysa her büyümeyle paralel gidecek zihinsel kapasite oluşturulmadığında, “büyüme” felakettir. O nedenledir ki büyüme sistemin bütününde ve özellikle de zihinde başarılabildiği oranda sonuç verir.
Şu bir gerçek ki, büyüme potansiyeline sahip sistemler ve bu potansiyeli kontrollü olarak geliştirecek zihinler bir arada ise sorun yoktur. Ancak bunlardan bir tarafta zaaf varsa hücreler içinde “kötü” olanlar, el sallamaya başlar…

‘AKIO TOYODA NE GÜZEL ÖZETLEMİŞ’
Akio Toyoda ne güzel özetlemiş bu durumu yıllar öncesinden: “Problem, büyüme temposunun insan kaynağı geliştirme temposundan daha hızlı olmasıdır. Problem, büyüme temposunun kendisi değil, büyüme temposu ile insan geliştirme temposu arasındaki ilişkidir…”

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.3.2019 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları