SANAT, DUYGUYU SEVER; PEKİ YA SANAT EKONOMİSİ?

Sanat eserleri, iktisatta keyif malları kategorisine girer. Bu keyfe yatırım yapılırken yani, sanat satın alınırken duygu mu, akıl mı yoksa ileride ne kadar değerleneceğine mi bakılır? Şükür ki, sanat ve sanatçıya imkân tanıyan inşaat firmaları, kıymetli aileler ve yaptıkları müze yatırımları var.

“Ars longa, vita brevis, occasio praeceps, experimentum periculosum, iudicium difficile”. Latince'yi çok sevmemin sebeplerinden biri, bir cümlede binlerce şeyi anlatabilmesidir. Hipokrat; bu söyleminde "Sanat uzun, hayat kısa, fırsatlar kaçıcı, deneyim aldatıcı, karar zor" derken kuşkusuz bugünkü sanat ortamı ve piyasasını hedeflememişti. Sanat eserleri, iktisatta keyif malları kategorisine girer. Bu keyfe yatırım yapılırken yani, sanat satın alınırken duygu mu, akıl mı yoksa ileride ne kadar değerleneceğine mi bakılır? 

'SADECE DEĞERİNE BAKMAK, TÜCCARLARIN İŞİ'
Sadece değerine bakmak, şüphesiz koleksiyonerlerin değil, tüccarların veya aracıların işidir. Sanatseverler ve koleksiyonerler duyguyla bakarlar. Hiç kimsenin sevmediği bir resmi duvara astığını veya heykeli ne kadar değerli olursa olsun sehpasına koyduğunu görmedim. Sanat öncelikle duygulara hitap eder. Ve bu duygular kişiden kişiye değişir.

'KOLEKSİYONERLİKTE BÜTÇE ÖNEMLİ'
Konu, koleksiyonerlik olunca durum farklıdır. Burada bütçe önemlidir. Koleksiyonerlik sadece para odaklı değil, zamanla var olan bir süreçtir. Zevkin oluşması, araştırma, karar alma, satın alma sonrasında düzenleme, saklama gibi farklı şartları vardır. Koleksiyoner için topladıklarının bütünlük içerisinde olması önemlidir. Herkes koleksiyonunu sergilemek istemez, burada da arşivleme ve koruma devreye girer. Neye sahip olduğunu bilmek, zaman içerisinde yeni gelen eserlerle beraber açılacak yerler açısından önem taşır. 

'KOLEKSİYONERLERİN SAYISI ÇOĞALDI'
Diğer taraftan ülkemizde sanata olan ilginin artması gerçek bir sanat piyasasının da varlığını gösteriyor. Elbette ki, sanat koleksiyonerleri hep vardı; ama sayıları oldukça azdı. Şimdi hem sayıları daha çok hem de nitelikli alımlar yapılmakta. Öte yandan, sanat eseri alım-satımı, finansal araç olarak da kullanılabilmekte. Burada, alıcı ve satıcı sayısının oldukça göreceli olduğu bir pazardan söz etmekteyiz. Pazar yerini ise ya vefat eden kişilerin akrabalarının el altından satışa çıkarttıkları koleksiyonları, ya müzayedeler ya da galerilerdir. Ülkemizde ise bu piyasa yeni yeni oluşmakta. 

'HOCKNEY’NİN ESERİ 90.3 MİLYON DOLAR'
Bir sanat eseri nasıl bu fiyat eder sorusu ise genellikle en can alıcı sorudur. Bugüne kadar yaşayan bir sanatçının eserine ödenen en büyük meblağ; İngiliz ressam David Hockney'nin, “Christie's Müzayede Evi”nde satılan "Bir sanatçının portresi" (Havuzda İki Figür)(Portrait of an Artist-Pool with Two Figures) tablosudur. New York'da düzenlenen müzayede de 90.3 miyon dolara satılmıştır. Bu tablodan yola çıkarak bir sanat eserinin neye bakarak değerli olduğunu konuşabiliriz. 

'SANAT SORU SORAR, CEVABI BİZE BIRAKIR'
David Hockney, bu tabloyu 1972 yılında yapmıştır. Eser incelendiğinde tablonun birçok şeyi birleştirdiğine tanık oluruz. Bir sanatçının resimlerinin tutarlı olması önemlidir. Genelde benzer ana fikri olan, sanat tarihi içerisinde öncü olan eser olması o sanatçıyı ve eserlerini değerli kılar. Tabii, atlanılmaması gereken en önemli kriter; sanat duyguyu sever. Sanat sınır çizmez. Sanat soru sorar ve cevabı bize bırakır. Baktığımızda bize güzel gelmesi en önemli konulardandır.

'PİYASANIN BÜYÜKLÜĞÜ 80 MİLYAR DOLARI AŞTI'
Sanatı her ne kadar ekonomik alanda sınıflandırmak zor olsa da ve lüks olarak algılansa da sanat ekonomik bir faaliyettir. Dünya sanat piyasasının bu yılki büyüklüğü 80 milyar dolara ulaşmış durumda. Ülkemizde ise aşağı yukarı 350 milyon dolarlık bir pazardan söz etmemiz mümkün. Ekonomist Nouriel Roubini'ye göre; gelişmiş ülkelerdeki düşük faizle gelen ucuz para, sanat piyasasına aşırı yatırımı beraberinde getirdi. Roubini'nin bu yorumu, özellikle %42'lik payla dünyanın en büyük* pazar payına sahip olan “ABD başta olmak üzere, sanat piyasasında bir balondan söz edilebilir mi?”yi akıllara getirdi. 

'450 MİLYON DOLARLIK TABLO!'
Bununla beraber yeni milyarderlerine kavuşan Çin ve koleksiyonerlerin gözdesi İngiltere, ABD'den sonra sanat pazarında dünyanın en büyük ikinci ve üçüncüsü konumunda. Bu üç ülke dünya sanat pazarının %83'ünü oluşturmakta. Suudi Prens Muhammed bin Selman tarafından 450.3 milyon dolara satın alınan Leonardo Da Vinci'nin Salvator Mundi (Dünyanın Kurtarıcısı) tablosu ise gözleri bir anda Arap dünyasına çevirdi. 

'YEŞİL CAMİ ÖNÜ, 13.5 MİLYON TL’YE SATILDI'
Ülkemiz içinse bu denli büyük bir alımdan veya ciddi bir sanat ekonomisinden bahsetmek için henüz erken. Bugüne kadar Türkiye'de satılan en pahalı sanat eseri Osman Hamdi Bey'in Yeşil Cami Önü tablosu. Tablo 13 milyon 509 bin TL’ye satılmıştı. Sürdürülebilir sanat için sanat ekonomisinin oturması ve devamlılığının olması önemli. Avrupa'da sanatın bu kadar yaygın ve kıymetli olmasının sebebi, bazı ailelerin sanata ve sanatçıya verdikleri değerdendir. 

'MEDICI AİLESİ OLMASAYDI, DA VINCI NE OLURDU?'
Mona Lisa'yı yapan Leonardo Da Vinci'yi resimle biraz ilgilenen ve genel kültüre sahip olan herkes tanır ama Medici ailesi Da Vinci'ye destek vermeseydi, Da Vinci belki de yerel bir zanaatkar olarak kalacaktı. Avrupa o safhaları fersah fersah kat etti; ama ülkemizde sanat hâlâ ve sadece zenginlikle özdeşleşen bir kavram. Şükür ki, sanat ve sanatçıya imkân tanıyan inşaat firmaları, kıymetli aileler ve yaptıkları müze yatırımları var. Zaman içerisinde daha birçok kişinin bu ekosistemde yer alması, sanatı şahlandıracaktır. Atatürk'ün söylediği gibi "Yüksek uygarlığın merdiveni sanattır." Ülke olarak bu merdivenleri hızla tırmanmamız dileğiyle.
*Veriler; Art Basel and UBS Global Art Market raporundan alınmıştır.

Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz

Yazarın 1.3.2019 00:00:00. Tarihinden Önceki Yazıları