LİDERİN YELKEN TUTKUSU

Yelken ve yelkencilik, verdiği emsalsiz mutluluklar kadar zorluklarla ve sorunlarla doludur. Ancak bizi yaşama bağlayan ve mücadeleci yapan da budur. Savruk olan biri, korumalı bir limanda demirlemiş yelkenlisinin içinde, düzenli ve tutumlu bir insan olur. O küçük tekne, ona tüm dertlerini unutturur. Bir anlamda hayatı öğretir. Zira bir yelkenlide doğa, donanım ve mürettebat disiplini olmadan yaşayamazsınız. İş dünyasının tanınmış birçok ismi de streten yelken tutkularıyla bir nebze kurtuluyor. Biz de denize sevdalı liderlerden birkaçına kulak verdik...

Rüzgârın rengi yoktur; ancak üzerinde estiği denizin rengini aldıklarını hayâl ederiz. Yelkenciler bu mavi gezegenin manifestocu ressamlarıdır. Eğer bir şeye tutkuyla bağlanacaksak en iyisi belki de yelkendir. Son derece baştan çıkarıcıdır. Onu hızla iskeleden fora edip, ufkun ötesine geçmek istersiniz. Ya da mehtap ışığının tam da tepesinde orsaya yükselmeyi arzu edersiniz.

EN DOĞRU SEÇENEĞE KARAR VERME DİSİPLİNİ SAĞLAR
O küçük tekne, halatların sihri, yelken bezinin mucizesiyle denizin dibi ve gökyüzünün sonsuzluğu arasındaki eviniz olarak, size birçok seçenek içinde sürekli; ama en doğrusuna kara verme disiplinini sağlar. Yelkenin gücünü aldığı doğanın şakası yoktur. Bilgisizlik, tecrübesizlik ve disiplinsizliği kendinizin veya başkalarının hayatıyla ödersiniz.

DENİZ RİSKLİ BİR ALAN MIDIR?
İnsanlar için yelkenli tekneleri, salma, dümen ve direğiyle beşikten mezara kadar akıllarının gizli yerinde tuttukları küçük mucizelerdir. Karadan binlerce mil uzakta ilerleyebildikleri, hız yapabildikleri, doğanın aksi gücünü lehte kullanabildikleri... Yelkenle tanışana dek çoğu insan için deniz riskli bir alandır. Rüzgâr, fırtına, akıntı, sis, karaya oturma, çatma, batma, boğulma, yaralanma denizin ayrılmaz tehlikeleridir.

RÜZGÂR ESİNCE GİTMEK GEREKİR!
Rüzgâr, teknenizi bir kez harekete geçirdi mi, yekeyi elden bırakamazsınız. Rüyalarınızda bile tramolalar, manevralar ve halatlarla uğraşırsınız. Seneler geçtikçe yelken bir zevkten tutkuya dönüşür. Denizin davetine yanıt vermek bir görevdir. Gitmek gerekir. Fiziki yetenekleriniz, yelkenle işinizin bittiğini söylediğinde rüzgârlı havalardan nefret edersiniz. Aslında yelken yapmak, fiilen denize çıkmak değildir. Hayatını yelkene adamış biri, yüzünde rüzgârı hissettiği her an yelken yapıyordur... 


EN GÜZEL YILLARA, UÇARI HALLERİMİZE DÖNÜYORUZ 
İki teknemiz var ve en az 8 kişi yarışmak durumundayız. Gerçekten tam bir ekip işi; bir halka işlemediği zaman zincirleme problemlerin oluştuğu... Ancak bu şekilde gidebileceğimizi de öğrendik.

Her ne kadar İstanbullu olsam ve denizle iç içe yaşasam da; yelken gençliğimde bir tutku değildi. Galatasaray Kulübü’nde yüzerken yelken ve kürek takımları aynı tesislerde antreman yapardı; ama sporcuların hepsi kendi dünyalarındaydı. Herkes birbirini izlerdi; ancak ne olduğunu bilmezdi. 

MERAKIM, 12 SENE ÖNCE BAŞLADI
Benim ve arkadaşlarımın yelken merakı, 12 sene önce yelken geçmişi olmayan bir arkadaşımızın bir tane “yarış” bünyeli bir tekne alıp “Hadi neden yarışmıyoruz?” demesiyle başladı. Ve çoçukluktan beri arkadaş olan 6 kişilik bir ekibin, “Biz kendimizin sponsoru olalım ve tek sorumluluğumuz kendimize olsun, bunun keyfini sürelim” ayrıcalığıyla de devam ediyor.

BAŞARI, SADECE TEKNENİN ÜSTÜNDE OLANLARDA DEĞİL 
İyi malzeme, bakımların doğru ve zamanında yapılması, eksik kalan arkadaşının açığını kapatabilecek tecrübeye ulaşmak önemli. Emeğe, bilgiye saygılıyız. Başarıyı, Türkiye’nin en iyi profesyoneliyle 10 senedir birlikte çalışmamıza bağlıyız. “En iyi ekip ruhu bizdedir” diye bir iddiada bulunamam; ama Türkiye’deki teknelerin içinde en sessiz olarak yarışan, hiç tartışmayan ve en uzun soluklu hiç değişmeyen ekibiz.

BİRLİKTE BÜYÜRKEN BİRBİRİMİZİ ÇOK İYİ TANIYORUZ
Benimle aynı mücadeleyi gösteren arkadaşlarımın iş hayatlarındaki tecrübeleri tamamen farklı. 6 ortak, hepsi birbirinden inanılmaz farklı iş dünyası deneyimiyle bir aradayız. Birleştiğimiz nokta; birlikte büyürken hepimizin birbirini çok iyi tanıması, işimizi severek ve azimle yapmamız. Tekne üzerinde birimiz çözüm odaklı çevik kararları veren; titiz ve dikatli arkadaşımız ise bütün önlemleri alan, kontrolleri önceden gerçekleştiren; bir başka başüstü yapan arkadaşımız da stres altında etkilenmeden işini ortaya koyabilen... 

Karaya çıkınca biri kayıtları eksiksiz tutarken, bir diğeri otelleri ayarlıyor, öbürü de 10 kişilik masada en keyifli ve herkese uyan yemeği sunuyor. Sonuçta başarı hepimizin oluyor. Bütün ekip arkadaşlarım hem iş hayatlarında hem de sosyal yaşamlarında çok başarılı...

HEPİMİZ 50 YAŞIN ÜZERİNDEYİZ 
Hepimiz 50’sinin üzerinde, İstanbul’da doğmuş ve ikamet eden, 30 seneden fazla da iş hayatının içinde mücadele eden insanlarız. Pontondan tekneye adılan adımla birlikte en güzel yıllara, uçarı hallerimize dönüyoruz. Toplam 320 olan yaşımız muhtemelen 100’e düşüyor.

EGE, DÜNYANIN EN GÜZEL DENİZİ
Gezi amaçlı Ege, sadece Ege... Dünyanın en güzel denizi. Bizim için de bu, Göcek’in sınırlarının bittiği yerden, Bodrum’a kadar olan şerit, karşışındaki ve biraz kuzeyindeki adaları kapsıyor. Hırvatistan Dubrovnik-Split arası şerit ve adaları rotamızda.


YELKENDE, 9 YAŞINDAKİ ÇOCUK GİBİ OLUYORUM
Yelkenin en sevdiğim yanı, hepimizin 9-10 yaşlarına dönüyor olması. Hani yalnız oyuna konsantre olur ve yüzümüz kıpkırmızı olana kadar top peşinde, bağıra çağıra koşardık. Aklımızda başka hiç bir şey olmazdı ya, aynı duygu ve düşünceler yelken için de geçerli.

Yelkene 2004 yılında başladım; ancak denize, kendimi bildiğimden beri tutkum var. Eğer denizin yanında, dibinde yada üstündeysem her şey geride kalıyor ve yüzüme kendiliğinden bir tebessüm yayılıyor. 9 yaşındaki çocukluğumuza geri dönüyoruz.

360 DERECE DÜŞÜNEBİLMEK YETENEĞİNİ GELİŞTİRİYOR
Tüm parçalar tam zamanında ve tam performansla işlemeli ki, sonuç alabilelim. Birimiz bir şeyi yanlış yaparsak hemen işlemez hale gelmiyoruz; ama bir diğer pozisyonu çok zorluyoruz. Yapılması gerekeni en iyi şekilde ve yüksek konsantrasyonla gerçekleştirmek önemli. İşim kurumsal etkinlik organize etmek. Yelken yarışı kadar öngörülemeyen detaylara açık. “Her yönünü kontrol altına aldım” dediğiniz anda bile beklenmeyen çok fazla ayrıntı çıkabiliyor. 360 derece düşünebilmek ve yalnız kendi açınızdan bakmamak önemli ve yelken bunu doğal şekilde geliştiriyor.

İŞİM DE SÜRPRİZLERE SONUNA KADAR AÇIK
Yelken gibi süprizleri sonuna dek hissedebildiğiniz bir iş alanındayım (balon). Rutin ve güvenli olsaydı bu kadar eğlenceli olmazdı. Eventchi’yi yönetmek çok zevkli. Süper bir ekiple çalışıyorum. Her biri doğa, deniz ve yelken sever. İşimizin yüksek stres derecesini şaşırtıcı şekilde seviyoruz. Gerginliği kontrol etmeyi beceren pragmatik birisiyseniz yıpratıcı değil, canlandırıcı etkileri var.

KENDİMİ MUTLU VE EVİMDE GİBİ HİSSEDİYORUM
Denizde, yelkenin üzerinde olunca kendimi mutlu ve evimde gibi hissediyorum. Titiz biriyim; ama temizlik yapmayı sevmem. Tekneye binince her şey bana keyifli geliyor. 10 yıldır birbiriyle çok eğlenerek yarışan bir ekibin parçasıyım. Her bulduğumuz boş vakitte bir araya gelip, denize çıkıyoruz.

SESSİZ VE SAKİN BÖLGELERİ TERCİH EDİYORUM
İstanbul’da hafta sonları, yaz ya da kış, hava şartlarından bağımsız olarak çıkıyoruz ve adalar çevresinde dolaşıyoruz. Kısa kaçamaklar yaparak ilerliyorsak, Göcek-Marmaris çevresinin ulaşımı rahat. Uzun bir tatil fırsatı yakalarsak genellikle Yunanistan’dan açılıyor ve pek de turistik olmayan adaları seçerek ilerliyoruz. Sosyalleşmek tatildeki önceliklerimden biri değil. Bu nedenle sessiz ve sakin bölgeleri tercih ediyorum.  


HER TAKIM OYUNUNDA OLDUĞU GİBİ ‘BEN’ YOK ‘BİZ’ VAR
Şehrin karmaşasından, işlerin çılgın yoğunluğundan uzaklaşıp denizin üstünde, en yakın arkadaşlarınla sadece yarışmayı, rüzgârı ve bir sonraki manevrayı düşünüyor olmak, muazzam bir lüks ve müthiş bir meditasyon.

Rüzgârla maceram 1980’de, 12 yaşındayken yurt dışından getirdiğim, belki de Türkiye’ye gelen ilk windsurfle başladı. Yaklaşık on yıl önce yakın bir arkadaşımın “Ben yelkenli aldım ve eski arkadaşlarımla yarışacağım bir takım kurmak istiyorum” demesine dek, bir yelkenliye adım atmamıştım. Genoa’nın İtalya’da bir şehir olduğunu zannediyordum. Meğer çok kullanacağımız bir teknenin adıymış. Şimdi Türkiye’deki bütün kupaları alan, girdiğimiz her yarışta mutlaka podyum görmüş bir takım olarak devam ediyoruz. 

BİRLİKTE HAREKET ETMEK ZORUNDAYIZ
Her takım oyununda olduğu gibi “ben” yok “biz” var. Tek başına yarışı kazanamazsın. Takım olarak düşünmezsen mutlaka bir şeyler yanlış gider, işler karışır. Anlık kararlar vermen gereken durumlarda bile ekibin diğer elemanlarının, senin fikrinde olması gerekir. Saniyelerle bir yarışı kazandığımız ya da kaybettiğimiz çok oldu. Bizim ekip sadece teknede bir araya gelmez, yemeği de birlikte yeriz, kahveyi de birlikte içeriz, bu da takım ruhumuzu perçinliyor. Birlikte hareket etmek zorundayız.

‘BİR ZİNCİR, EN ZAYIF HALKASI KADAR KUVVETLİDİR’
Anlık kararlar ancak ekip uyum sağlayabilecekse verilir. “Bir zincir, en zayıf halkası kadar kuvvetlidir” derler. Siz bir hükme varsanız da takım hazır değilse gerçekleştiremezsiniz. Aklınızdan geçenleri onlarla net bir şekilde paylaşmalısınız. Adım adım yapılacakları belirlemelisiniz, ancak o vakit ahenk içinde çalışırsınız.

BENİM GÖREVİM, BAŞ ÜSTÜ
Yelken, “motor-yat”lara göre suya çok daha yakın. Bu da özellikle seyir esnasında denizle iç içe olmanızı sağlıyor. Benim görevim “baş üstü”. Yani teknenin direğinden en öndeki “pul-pit”in bittiği yere kadar olan alan benim sorumluluğumda. Örneğin; ocak ayında yarışıyorsun, bir dalga geliyor, sıkı sıkı giyindiğin halde boynundan o buz gibi suyu kıyafetinin içine boşaltıyor. Soğuk iliklerine kadar işliyor; ama aldırmıyorsun; çünkü kafanda sadece kazanmak için elindeki işi kusursuz yapmak var.

BÜTÜN EGE SAHİLİNİ DOLAŞTIK
Daha çok Bodrum çıkışlı geziyoruz. Bütün Ege sahilini dolaştık. Yunan adalarının kurak yapısından yemyeşil Ege’ye gelmek bambaşka bir keyif. 


YELKEN YAPARKEN KAFAMI BOŞALTIYORUM
Biz gemilerle uğraşıyoruz; ama binip gezdiğimiz araçlar değil. Yarış, başbaşka bir dünyayla tanışmamı sağladı. O yılın en keyifli günlerini yaşıyorum. Deniz insanı terbiye ediyor, sabrı öğretiyor ve öngörü yeteneğini geliştiriyor.

Yelkende sanırım 8-9 yaşlarımda tanıştım. Çeşmeliyim ve orada yazlığımız vardı. Her sene dört ay kalırdık. O dönemde çocukları yelken kursuna yazdırırlardı. Anneler “3-4 saat uğraşsınlar da rahat edelim” diye düşünürdü. Optimistle başladım. 

ARKAS YELKEN TAKIMI FİKRİ 2009’DA DOĞDU
Bazı yöneticilerimiz kendi aralarında bir tekne almış, takım kurmuşlardı. Bana da sık sık yaşadıkları heyecanı anlatıyorlardı. 2009’da ilk kez onlarla bir yarışa katıldım. Kabul ederken epey tereddüteydim. Yelkene ara vermiştim, o güne kadar bir ekipte yer almamıştım. Çok eğlenceli geldi. Arkas Yelken Takımı fikri de o süreçte doğdu. Zaten BAYK CUP’ın sponsoru olmuştuk. Kazandıkça heyecanımız arttı, daha da motive olduk. Beneteau 40.7’miz vardı. Ardından Farr 40 aldık.

İNSANDA ALIŞKANLIK YAPIYOR
Yelkende doğayla mücadele var. İnsanda alışkanlık yapar. Tekneyi ve rakipleri tanımanız, rüzgârı ölçmeniz, ekibin parçası olmanız, risk almanız, hızlı karar vermeniz şart. Böyle sıralayınca zor gibi gelebilir; ama yelken yaparken kafamı boşaltıyorum. Bana ne derlerse onu yapıyorum. Balona, dümene geçiyorum. Bu insana rahatlama getiriyor.


470 SINIFININ EFSANE İKİLİSİYLE BİRLİKTE YARIŞTIM
Yelkenin ne demek ve dünyada nasıl bir yere sahip olduğunu çok iyi biliyorum. 470 sınıfının efsane ikilisi, Hırvat Sime Fantela ve Igor Marenic ile Wally sınıfındaki yarışlara birlikte katıldım.

ATEŞ ÇINAR: Ferit Bey de yelken yapıyor ve çok seviyor. Uluslararası yarışlara da katılıyor. Bizleri de davet etti ve antrenmanına katıldık. Bu durum bizi çok motive ediyor. Başarıyı getiren de bu sıcaklık. Her yarış öncesi bize mesaj atar. Bunlar çok güzel şeyler.
*Deniz-Ateş Çınar kardeşler, Fenerbahçe Doğuş Yelken Şubesi sporcuları... 

Ali Çiçekli
a.cicekli@businesslife.com.tr
Mehmet Tufan
m.tufan@businesslife.com.tr


Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz