99 DEPREMİ'NİN 20. YILINDA NEREDEYİZ?

17 Ağustos 1999'daki Marmara Depremi'nin yıkımını hiç unutmayan İstanbullular, 26 Eylül 2019'daki 5.8'lik sarsıntıyla büyük panik yaşadı. Marmara Denizi'nin Silivri açıklarında, 12.6 km derinlikte meydana gelen ve yaklaşık 10 saniye süren depremde milyonlar sokaklara fırladı. Bazı binalar hasar görürken 20-30 kişi hafif yaralandı. Can kaybı yaşanmaması sevindirdi. Türkiye'nin yüzölçümünün %92'si ve nüfus yoğunluğunun %95'i deprem kuşağında. 20 milyonluk yapı stoğunun yaklaşık 6.5 milyonu riskli. Haliyle "kentsel dönüşüm"e acilen hız verilmesi gerekiyor.

TÜRK İNSANININ %55’İNİN HÂLÂ HAZIRLIĞI YOK
Türk insanı, %63’lük oranla en çok depremden korkuyor. Bu gençlerde daha az, kadınlarda çok. AKUT’un araştırmasında yer alanların %43’ü, evlerinin hasar göreceği-yıkılacağı fikrinde. Buna rağmen %55’lik kesimin hâlâ hazırlığı yok. Sarsıntı anında “ilk yapılacak şey”lerde %38 ile “Evde güvenli bir alana saklanmak” birinci sırada. Bunu “Hemen evden dışarı çıkarım-%23”, “Çocuğumun yanına giderim-%22” ve “Hiçbir şey yapmam-%13” yanıtları takip ediyor. Düşük gelir grubu ve 55 yaş üstü, yüksek bir yüzdeyde “Hiçbir şey yapmam” diyor. %48’lik grup ilk yardım eğitimi almayı düşündüğünü ifade ediyor.

ACİL DURUM TOPLANMA ALANLARI BİLGİSİ UYARI VERİYOR!
En önemli sonuçlarından biri, katılımcıların %58’inin bölgesinde “Acil durum toplanma alanı” olmadığını belirtmeleri. Bu yerleri bilenler %21’de kalırken, %21’in hiçbir bilgisi yok. Ayrıca yaşadıkları mevkide bu alanları olanların %23’ü konumundan haberdar değil. Acil durum çantasında bulundurulan materyallerde zirve, %53 ile “el feneri”nin. Bunu “kuru yiyecekler, bisküvi, konserve %48”, “su %42” ve “sargı bezi %34” izliyor.

HAYAT ÜÇGENİ METODU BİLİNMİYOR
Deprem anı pozisyon almada en önemli yöntem olan “Hayat Üçgeni” “Yat-Korun Tutun” metodunu, ankete yanıt verenlerin %79’u bilmiyor. Kadınlar ve 55 yaş üstü bireylerin bu konudaki oranı daha yüksek.

* Arama Kurtarma Derneği (AKUT)’un “Deprem Farkındalık ve Bilinçlendirme” araştırması. Türkiye temsili olmak üzere, 26 il ve istatistiki bölgede, Xsights Araştırma ve Danışmanlık şirketi iş birliğiyle gerçekleştirildi.

17 BİNİ AŞKIN İNSANIMIZ HAYATINI KAYBETMİŞTİ
Büyük can ve mal kaybına neden olan 17 Ağustos 1999’da yaşanan acı depremin üzerinden 20 sene geçti. Merkez üssü Kocaeli'nin Gölcük ilçesi olan, saat 03.02'de meydana gelen, yaklaşık 45 saniye süren ve tüm Marmara’yı sarsan 7.4’lük sarsıntıda 17 bin 480 kişi hayatını kaybederken 48 bin 901 kişi de yaralandı. Veriler değişkenlik göstermekle birlikte; 285 bin 211 ev ve 42 bin 902 işyeri büyük hasar gördü. Maddi zarar, 20 milyar doların üzerindeydi. 


MOBİL OPERATÖRLER SINIFTA KALDI
26 Eylül 2019 tarihinde, Marmara Denizi’nin Silivri açıklarında, 12.6 km derinliğinde, 13.59’da 5.8’lik DEPREM meydana gelDİ. ardından GSM hatlarında yaşanan yoğunluk, uzun süreli iletişim kopukluklarına neden oldu. İnsanlar saatler boyunca telefonlar aracılığıyla birbirlerine ulaşamadı. Operatörlere gösterilen tepki, özellikle sosyal medyada çığ gibi büyüdü.

Tüm dünyada 5G gibi mobil iletişim devrimleri konuşuluyor. Ülkemizdeki metropollerde bu yeni nesil ağlar test ediliyor. Ancak İstanbul’daki bir deprem sonrasında tüm operatörler, hem teknik hem de kriz yönetimi açısından sınıfta kaldı. Ülkemizde hizmet veren Türk Telekom, Vodafone ve Turkcell’den ilk yapılan açıklamalar ise nedene ilişkin bilgi vermekten çok “Evet... Sorun var” şeklindeydi. Peki! Nasıl oluyor da 5.8’lik sarsıntının ardından bile tüm Türkiye’de mobil operatörler çöküyor. Bu durum, akıllara hiç de düşünmek istemediğimiz “Ya daha büyük bir deprem olsaydı?” sorusunu da getiriyor.

İŞTE ÇÖKÜŞÜN BELGESİ!
Veriler, Downdetector.com’a ve sitesinin yerel saatine ait. Kırmızı renkteki bölgeler, en çok sorun bildirimi yapılan yerleri işaretliyor.

ALTYAPI YETERSİZLİĞİ NET ŞEKİLDE ORTADA
Downdetector.com’daki haritalar, sıkıntının saatlerce devam ettiğini, insanların neredeyse günün ikinci yarısı boyunca iletişim kopukluğu yaşadığının kanıtı. Mobil hatlarla öncelikle, böyle durumlarda kısmen imdada yetişen internete bağlanmak için önce sıkıntı olmaması gerekiyor. Geriye de sadece Wi-Fi ağları kalıyor. Onlar da her mevkide eşit şekilde yaygın değil. İşin daha tuhafı ise zelzelenin İstanbul’da gerçekleşmesine karşın GSM problemlerinin bütün Türkiye’ye yayılması ki, bu da altyapı yetersizliğinin ispatı. 

TÜRK TELEKOM 5 GB İLE ÖZÜR DİLEDİ!
27 Eylül’de üç kez basın duyurusu gerçekleştiren Türk Telekom, şebekelerdeki zafiyeti yazılı metinler aracılığıyla da itiraf etti ve süreçten etkilenen müşterilerine seslendi: “Derin üzüntüsü içindeyiz. İçtenlikle özür diler, sabır ve anlayışlarınız için teşekkür ederiz.” Depremin, mobil teknoloji yenileme çalışmaları sırasında meydana geldiği bilgisi kimseyi tatmin etmedi! Olumsuzluğu telafi edebilmek adına, tüm mobil abonelere 2 ay boyunca aylık 5 GB, toplam 10 GB mobil internet tanımlandığı bilgisi de trajikomikti.


GAZETECİ, HABER SUNUCUSU VE KÖŞE YAZARI FATİH ALTAYLI:
HEPİNİZ DEVRİLDİNİZ KARTONDAN EVLER GİBİ 

Telefon bize lazım ve bu depremde lazım. Yani bundan geyik yapmak, tamam, hoş, güzel; ama depremde can için önemli. Eğer depremde bir halta yaramıyorsanız, ne zaman yarayacaksınız? Çıkın bari iki satır açıklama yapın. Yıllardır cebindeki parasını aldığınız şu halkı adam yerine koyun. “Kardeşim biz bundan, bundan dolayı yapamadık. Yarın düzelteceğiz” deyin, “Seneye düzelteceğiz” deyin. Bir şey deyin. Bunca insan; eşine, dostuna, sevdiğine, çoluğuna, çocuğuna ulaşamadı. Tam anlamıyla çuvalladınız, rezil oldunuz. Çok büyük konuştunuz “Teknolojide böyleyiz” diye. Bir halt olmadığınız ortaya çıktı. Şu kadarcık bir sallantıda hepiniz devrildiniz, kartondan evler gibi.


GAYRİMENKUL VE GAYRİMENKUL YATIRIM ORTAKLIĞI DERNEĞİ (GYODER) BAŞKANI DOÇ. DR. FEYZULLAH YETGİN:
AKILLI, DAYANIKLI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR KENTSEL DÖNÜŞÜM ŞART
Ülkemizin topraklarının büyük bir kısmı, deprem kuşağında yer alıyor; ama maalesef hâlâ hazırlıklı değiliz. Toplam 20 milyon konutun risk alanındaki 6.5 milyonu dönüşmeli. Yani “kentsel dönüşüm” tek çare. Fırsatı iyi değerlendirmeliyiz. Binalarımızı güçlendirmeli, güvenli, sağlıklı ve kaliteli yapılaşma anlayışıyla hareket etmeliyiz. 

Çevre ve Şehircilik Bakanı, Sayın Murat Kurum’un açıkladığı “Kentsel Dönüşümde Yeni Yol Haritası” kapsamında, 100 bini İstanbul'da olmak üzere, her yıl 300 bin konutun, 5 senede ise acil öncelikli 1 milyon 500 bininin kentsel dönüşümü gerçekleştirilecek. Şehirlerimizi, talep ve ihtiyaçlara göre planlayıp geliştirmeli, değiştirmeli ve layık olduğu şekilde dönüştürmeliyiz. İlgili yönetmeliklerin ihtiyaçlara ne ölçüde yanıt verdiğinin sorgulanmasını, gerekli revizyonların yapılmasını ve uygulamaların denetlenmesini sağlamalıyız.

HİÇ ZAMAN KAYBETMEDEN EL BİRLİĞİYLE ÇÖZMELİYİZ
Türkiye’de milyonlarca konutta, halen binaların gücünü zayıflatan korozyona karşı “su yalıtımı” uygulaması yok. Bu husustaki yönetmelik 2017’de çıktı. Kamunun ve yeni yasal düzenlemelerin desteğiyle hiç zaman kaybetmeden, bu sorunları el birliğiyle çözmeliyiz. Bizim sürekli dile getirdiğimiz konu “Akıllı, dayanıklı sürdürülebilir kentsel dönüşüm.” Yükleniciye teminat zorunluluğu getirilirken, inşaatları da yeterliliği olan firmaların üstlenebileceği bir süreç başladı. Vatandaşların mağduriyetinin önüne geçilmesi de amaçlanıyor. 


ISI SU SES VE YANGIN YALITIMCILARI DERNEĞİ (İZODER) BAŞKANI LEVENT PELESEN:
ÇARE, GÜVENLİ VE SU YALITIMLI BİNALAR
Can ve mal güvenliğini sağlayabilmek için alınması gereken en temel önlemlerin başında, uzun ömürlü ve depreme dayanıklı binalar inşa etmek geliyor. Yapıyı oluşturan ana elemanları (demir ve beton) ömrü boyunca koruyacak su yalıtımı uygulamaları, hayati önem taşıyor. Güvenli, nitelikli ve kaliteli yapılaşma bilinciyle hareket etmeliyiz.

Korkmak yerine su yalıtımına sahip binalarla depreme hazırlıklı olmalıyız. Herhangi bir yoldan binaya sızan su, oksijen ve beton içerisinde farklı maddeler ile kimyasal tepkimeye girerek paslanmaya, yani korozyona neden oluyor. Yapımdan sonraki 20 yılda taşıma kapasitesinin yarısından fazlası kaybediliyor. 17 Ağustos Marmara Depremi’nin ardından yüzde 79’u hasarlı 55 bin 651 konut ve işyerinin yüzde 64’ünde korozyon tespit edilmesi de su yalıtımının önemini ortaya koyuyor.

SU YALITIMI YOKSA İSKAN RUHSATI VERİLMEYECEK
İnşaat sektöründe büyük bir eksiklik giderildi. Dayanıklılık, kalite ve konfor kazandıracak ‘Binalarda Su Yalıtımı Yönetmeliği’, 1 Haziran 2018’de yürürlüğe girdi. Öngörülen esaslara uyulmadığı tespit edilirse, bu eksiklikler giderilinceye kadar yapı kullanma izin belgesi verilmeyecek. Su yalıtımı, şimdiye kadar ihmal edildiği için, ülkemizde 30-40 yıllık binalar ömrünü tamamlamış olarak görünüyor. Kentsel dönüşüm süreci büyük bir fırsat. Yaşadığımız düşündürücü tabloları engelleyebiliriz.


TÜRKİYE İNŞAAT MALZEMESİ SANAYİCİLERİ DERNEĞİ (İMSAD) BAŞKANI FERDİ ERDOĞAN:
BİNALARI YIKMADAN DA DEPREME HAZIRLIKLI OLABİLİRİZ
Türkiye’de riski deprem değil, güvensiz yapılar oluşturuyor. Temkinli olmalı, her önüne gelenin söylediklerini değil, bilim insanlarının, valiliğin, belediyenin ve kamu kurumlarının uyarılarını dikkate almalıyız. Binalarımız gerçek bir testten geçti. Hasarlı olanlara girilmemeli. Hepsini yıkıp yeniden yapamayacağımıza göre; kentsel dönüşüm kapsamında güçlendirme çözümünü iyi değerlendirmeliyiz.

2019’da yürürlüğe giren ‘Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği’ ile aslında kentsel dönüşüm yeni başladı. 20 milyon konuttan yaklaşık 6.5 milyonu yeniden yapılacak. Öncelikli bölgeler net olmadığından, birçok insan kendini bu 6.5 milyonun içinde zannediyor. Dolayısıyla kapısını çalacak ‘Beyaz atlı müteahhidi’ni bekliyor! Oysa hem her bina yıkılıp yeniden yapılmayacak hem de müteahhitlerin her binayı yenileyip eski sahiplerine bedelsiz verebilecekleri bir plan yok. Biz, binaları yıkmadan da depreme hazırlıklı olmamızın mümkün olduğunun altını çiziyoruz. 

AVRUPA’DA DA YENİLEME YAKLAŞIMI BENİMSENİYOR
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ‘Kentsel Dönüşüm Eylem Planı’nda, her yıl 50 bin konutun güçlendirilerek kullanılabileceği belirtildi. 8. maddede imar affı kapsamındakiler kastedilse de, mevcut imarlı binaların da bu anlamda önce değerlendirilmesi, sonra güçlendirilmesi ya da yıkılıp yeniden yapılması modelini unutmamalıyız. Güçlendirme/yenileme çalışmaları ihmal edildi ve Avrupa’ya göre geride kaldık. Avrupa’da da son yıllarda, dsürdürülebilirlik kavramı doğrultusunda, teknik açıdan mümkünse güçlendirme/yenileme yaklaşımı benimseniyor. “Derin Yenileme” çalışmaları; bir yapının güçlendirilmesinden, dış cephesine, iç makyajlanmasından bacasına ve tesisatına dek her unsurunun yenilenmesini kapsıyor. İklimlendirme, ısıtma-soğutma, aydınlatma ve yangın güvenliği... Ayrıca enerji verimliliği ve sera gazı salımı özelinde, binanın kendisini atık haline getirmeye, yani önce moloza çevirip sonra yeniden yapmaya gerek yok. Hepsini yenilemek, hatta yeşil bina haline getirmek mümkün. 


GENERALİ SİGORTA DİREKT SATIŞ VE PAZARLAMADAN SORUMLU GENEL MÜDÜR YARDIMCISI KEREM ÖLMEZ:
TÜRKİYE’DE HER 2 KONUTTAN BİRİ SİGORTASIZ
Türkiye gibi bir deprem ülkesinde Zorunlu Deprem Sigortası (DASK-Doğal Afet Sigortaları Kurumu) oranı %51.5 civarında. Konutların yarısında DASK bulunmuyor. Binaların ve içinde yaşayanların güvenliği için DASK ertelenmemeli.

DASK, bina tamamen ya da kısmi olarak zarar görmüş olsa da teminat altına alan bir sigorta türü. DASK’a göre; sigortalılık oranı %51.5 ve yürürlükte olan 9 milyon adet poliçe var. Açık ara ilk sırada yer alan Marmara’yı; Ege, İç Anadolu, Akdeniz, Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesi'ni takip ediyor. Toplam prim üretimi ise yaklaşık 1.2 milyar TL.
Çağrı merkezi ve acenteler üzerinden 2 dakika gibi kısa bir sürede DASK fiyatını hesaplama olanağı sunuluyor. Uzmanlarca İstanbul’da yaşanması öngörülen deprem, mülkiyet sahiplerini tedirgin ediyor. Bu noktada DASK bir zorunkluluk haline geliyor. 
*İstanbulluların en çok tercih ettiği sigortacılık ürün ve hizmeti %27’lik oranla Zorunlu Deprem Sigortası (DASK-Doğal Afet Sigortaları Kurumu).


ARAMA KURTARMA DERNEĞİ (AKUT) BAŞKANI RECEP ŞALCI:
YETERLİ HAZIRLIK DÜZEYİNE ULAŞMIŞ DEĞİLİZ

Büyük Marmara Depremi’nin üzerinden dile kolay, 20 yıl geçti; ama maalesef hâlâ hem en çok depremden korkuyoruz hem de insanımızın yarısından fazlasının hazırlığı yok. Amacımız acıları hatırlatmak değil. Daha fazla önlem alınması için farkındalık oluşturmak. Tüm arama-kurtarma faaliyetleriyle ilgili toplumsal bilinci yükseltmek önemli. Bireysel olarak kendimizi, çocuklarımızı ve çevremizi bilinçlendirmeyle büyük bir acı yaşama riskimiz azalır. Binalarımızı sağlam yapacağız, olmayanları güçlendireceğiz, deprem sırasında ve sonrasında ne yapmamız ve yapmamamız gerektiğini bileceğiz... 


İTÜ JEOLOJİ MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜM BAŞKANI PROF. DR. ZİYADİN ÇAKIR:
MARMARA DENİZİ ANLIK İNCELENİYOR
Marmara Denizi’ndeki fayın iki tarafındaki Avrasya ve Anadolu levhaları, manto üzerinde kesintisiz olarak birbirine zıt yönde kayıp gidiyor ve gerilimi yükseltiyor. Zaman geçtikçe oluşacak sarsıntının büyüklüğü de nispeten artıyor. Marmara’daki fay parçalı. Dolayısıyla her an olabilecek beklenen depremin 7.3’ü aşacağını düşünmüyorum. Ancak zamanını, bilimsel yöntemler kullanılarak tespit etmek mümkün değil. 

Fransa-Türkiye iş birliği ile TÜBİTAK tarafından da desteklenen proje kapsamında, hassas mesafe ölçen cihazlarla deniz tabanındaki hareketlilik anlık olarak inceleniyor. Kuzey Anadolu fayı, Marmara Denizi içinde çoklu fay parçalarına ayrılıyor ki, beklenen depremde bunların hepsinin birden tek parça olarak kırılması düşük ihtimal. 

FAYIN BİLİNMEYEN YAPILARI ORTAYA ÇIKARILDI
1999 depremlerinden hemen sonra Marmara Denizi, birçok yerli ve yabancı bilim insanının dikkatini çekti. 1939’dan itibaren batıya doğru göç eden depremler zincirinin bir sonraki merkezinin Marmara Denizi içinde olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Bu nedenle günümüze dek, başta Fransız ve İtalyanların olmak üzere birçok gemi, Marmara Denizi’nde, çoğunlukla İTÜ’den ekiplerle birlikte daha önceden hiç yapılmayan birçok araştırmayı gerçekleştirdi. İTÜ bu çalışmalarda hep başı çekti. Halen deniz tabanında, Japonların, Fransızların ve Almanların çeşitli cihazları bulunuyor. Fayın bilinmeyen birçok yapısı ortaya çıkarıldı. Kara alanlarındaki sismoloji ağları sıklaştırıldı ve deniz tabanından gelen verilerle depremlerin yerleri daha hassas olarak belirlenmeye başlandı.


AKSİGORTA GENEL MÜDÜRÜ UĞUR GÜLEN:
HEDEFİMİZ TÜM KONUTLARDA DASK OLMASI

En kısa sürede Zorunlu Deprem Sigortası (DASK)’a karşı bilinci artırmalıyız. Böylesine bir depremde sadece konutlar değil, aynı zamanda iş yerleri ve fabrikalar, bununla birlikte de tüm ekonomik hayat risk altında.
Yaklaşık 1 milyona yakın konutu güvence altına aldık; ancak muhtemel büyük bir depremi en az kayıpla atlatabilmek adına hedefimiz hepsinin Zorunlu Deprem Sigortası’na sahip olması. Türkiye’de en fazla sigorta yaptıran bölge Marmara (%57). Onu Ege ve İç Anadolu (%46) takip ediyor. En düşük oran ise %39 ile Karadeniz Bölgesi. Maddi zararlar ile deprem sonucu meydana gelen yangın, infilak, tsunami ve yer kaymasının neden olacağı hasarları poliçede belirlenen limitler dâhilinde hızla karşılıyoruz.


İstanbul Bilgi Üniversitesi Travma Ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Program Direktörü Prof. Dr. A. Tamer Aker:
AFET BİLİNCİ ÖĞRENCİLERE VE VELİLERE AKTARILMALI

Depreme yönelik çalışmalar, afetlerle canlanıyor, sonrasında unutuluyor. Türkiye’de sürdürülebilir bir çalışma ve bilgi birikimi yok. Alanda farklı disiplinler bir araya gelmeli. Travma ve afet çalışmaları kapsamında somut adımlar atabilmek için çalışmaların duyurulması, kanıta dayalı bilimsel bilgi birikiminin oluşması gerekiyor. Sadece üniversiteler değil, tüm kamu ve sivil toplumu, iş birliği havuzuna toplamak şart. Lisans ve lisansüstü eğitimleri mutlaka yaygınlaştırılmalı. Üniversiteye kadar olan süreçte ise afet bilinci tüm öğrenci ve velilere aktarılmalı. 


TÜRKİYE MÜTEAHHİTLER BİRLİĞİ (TMB) BAŞKANI MİTHAT YENİGÜN:
DEPREM ODAKLI KENTSEL DÖNÜŞÜM ZORUNLULUK

Kentsel dönüşüm sürecinin, depreme dayanıklı kaliteli yapıların ve doğru müteahhidin önemini bir kez daha ortaya çıktı. Sürecin, sıfır toleransla sağlıklı sürdürülerek en kısa sürede tamamlanması büyük önem taşıyor. Deprem odaklı kentsel dönüşüm ve önlemlerin alınması konusunda kaybedilecek zaman yok. Risk, İstanbul ile sınırlı olmayıp, yapılacak çalışmalarda ülke genelinde aynı hassasiyetin gösterilmesi gerekiyor. Ayrıca toplumumuzda akılcı ilgi ve farkındalık artırılmalı, eğitim faaliyetleri sürdürülmeli.


DOĞAL AFET SİGORTALARI KURUMU (DASK) KOORDİNATÖRÜ İSMET GÜNGÖR:
‘BANA BİR ŞEY OLMAZ’ ANLAYIŞI YANLIŞ
1999’da depreme karşı güvence altına alınmış konut sayısı 500 bin civarında iken, bugün bu rakam 9 milyonun üzerine çıktı ve yüzde 52’lik orana ulaştı. Hedefimiz yüzde 100’ü sigortalı Türkiye. Zorunlu Deprem Sigortası (Doğal Afet Sigortaları Kurumu-DASK) yaptıranların pek çoğu, bu sayede hayatlarında ilk kez bir sigorta ürünüyle tanıştı.

18 Ağustos 2012’de yürürlüğe giren Afet Sigortaları Kanunu ile birlikte konut kredisi ve tapu işlemlerinin yanı sıra, su ve elektrik abonelik işlemlerinde de DASK aranması, oranlara yansıdı. Her 2 konuttan 1’ini DASK ile güvence altına aldık. Her 2 kişiden 1’i, evinin bulunduğu bölgeyi “güvenli” olarak tanımlıyor. 10 kişiden 7’si herhangi bir inceleme ya da işlem yaptırmamış olsa da evinin sağlam olduğunu düşünüyor. Riskle yüz yüze gelmek istemiyor. “Bana bir şey olmaz” anlayışı ağır basıyor. 
DASK, maddi hasarları teminat altına almak ve hayatın devamlılığını sağlamak için 2000’de kuruldu. 20 yılda bireylerin risk algısında deprem sırası geriledi. Misyonumuz, önlemleri yeni bir acı yaşamadan anlatmak. DASK’ın kuruluşundan bu yana 651 hasar yapıcı deprem meydana geldi. 200 milyon liraya yakın ödeme yaptık. DASK’ın hasar ödeyebilme kapasitesi 20 milyar liraya ulaştı.

HASAR İHBARLARI YAĞIYOR
Eylül sonu itibariyle, yoğunlukla İstanbul’dan olmak üzere; Tekirdağ, Kocaeli, Bursa ve Balıkesir’den yaklaşık iki bini aşkın Zorunlu Deprem Sigortası poliçesi için iki bini aşkın hasar ihbarı oldu. Eksperleri konutlara gönderen Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK), ALO DASK 125 üzerinden iletilen mesajları değerlendiriyor. Bilgilendirmeler www.dask.gov.tr web sitesinden takip edilebiliyor. Tazminat ödemeleri kısa sürede gerçekleştirilecek.

ORANLAR DEPREM GÖREN İLLERDE DAHA YÜKSEK
Zorunlu deprem sigortalılık oranı en yüksek iller arasında özellike deprem geçirmiş illerin yer alıyor. Düzce, Yalova, ve Sakarya’yı (%80 üstü) Tekirdağ ve Muğla (%70 seviyelerinde) takip ediyor. Büyük şehirlerde durum şöyle: İstanbul (%62), İzmir (%57), Ankara (%55) ve Antalya (%54).


ŞUA İNŞAAT YÖNETİM KURULU BAŞKANI NİMETULLAH KAYA:
DEPREM DEĞİL, RİSKLİ BİNALAR ÖLDÜRÜR

İnşaat sektörü gelişti, yeni binalar daha dayanıklı, eskiler yenileniyor; ancak önümüzde hâlâ uzun bir yol var. Kentsel dönüşüm çalışmaları acilen hızlanmalı. Güvenilir bir ev sahibi olmak için detaylı araştırma yapılması şart. Binanın deprem yönetmeliğine uygunluğu mutlaka sorgulanmalı. Projelerini yönetmeliklere uygun olarak ileri inşaat teknolojisi ve yüksek kaliteli malzemelerle hayata geçiren, sermaye yapısı ve referansları güçlü, köklü firmalar tercih edilmeli. Hasarları azaltmanın en etkili yolu ise toplumu bilinçlendirmek. 


UPS TÜRKİYE GENEL MÜDÜRÜ BURAK KILIÇ:
HAREKETE GEÇMEK İÇİN GEÇ KALINMAMALI

Başta İstanbul olmak üzere, 5 büyük ilimizden birinde meydana gelebilecek herhangi bir afet, insani ve beşerî sonuçlarının yanı sıra, ekonomik olarak da ciddi sonuçlar doğuracak. Afet dayanıklılığı ve hazırlığı için acil çözümlere ve etkili iş birliklerine ihtiyaç var. Harekete geçmek için geç kalınmamalı. Ülkemizin afetlere karşı çok daha dirençli olması, afet sonrası yaraların sarılarak, toparlanma süreçlerini de hızlandıracak.


HÜRRİYET EMLAK PAZARLAMA DİREKTÖRÜ YUSUF MERT YILMAZ:
BİNA YAŞI VE DEPREME DAYANIKLILIK ÖNEMLİ

Ev ararken hepimizin farklı kriterleri var. Ulaşım imkânları, fiyatı, bulunduğu kat, güvenlik, kullanılan malzeme ilk akla gelenler. Ancak bina yaşı ve depreme dayanıklılığı, dikkat edilmesi gereken faktörlerin başında. Eskileri daha fazla risk taşıdığından yatırımcı daha yeni konutları tercih etmeye devam ediyor.


EN SON DEPREMLER CEBİNİZDE!
Türkiye’deki depremleri izleyen, erken uyarı ve güçlendirme konusunda birçok proje gerçekleştiren Boğaziçi Üniversitesi, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü yepyeni bir sosyal sorumluluk projesi başlattı. Mobil uygulama, “Deprem Bilgi Sistemi” adıyla tüm Android telefon ve tabletler, iPhone ve iPad’lere yüklenebiliyor. Amaç, Türkiye ve yakın çevresindeki depremler hakkında bilgilendirmek, Türkiye’nin depremsellik tarihinin verilerine ulaşmayı sağlamak. Bulunulan konumdaki tarihi depremler de harita üzerinde görüntüleniyor. Depremin nasıl hissedildiği, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’ne iletilebiliyor. Bu sayede hasarın konumunu tespiti edilebiliyor. Veri toplama işlemine son kullanıcılar dâhil edilirken, bilimsel çalışmalara katkıda bulunuluyor.

*Tüm Android ve IOS işletim sistemi kullanan cihazlara uyumlu uygulamayı aşağıdaki linklerden yükleyebilirsiniz.
ANDROİD: https://play.google.com/store/apps/details?id=dbs.uygulama&hl=en_US
IOS: https://apps.apple.com/tr/app/deprem-bilgi-sistemi-3-0/id1458673806?l=tr


DEPREME DAYANIKLI KONUTLAR DAHA ÇOK TERCİH EDİLİYOR
%75’lik çoğunluk, konutun deprem bölgesinde olup olmadığına dikkat ediyor. %42’lik kesim ise riskli yerlerde oturuyor. 

YAŞADIĞINIZ KONUTUN BİNA YAŞI?
-15 yaş ve üzeri %30
-0-5 yaş %25
-5-10 yaş %24

NEDEN SIFIR KONUT ARIYORSUNUZ?
-Kampanya Fırsatları %40
-Depreme Dayanıklılık %23
-Sosyal Alanlar % 21
-Güvenlik%16


Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz