'YENİ NORMAL'İN İLETİŞİM DİLİ NASIL ŞEKİLLENECEK?

Koronavirüs nedeniyle Türkiye'de mart ayından bu yana devam eden kısıtlamalar, 1 Haziran 2020 itibarıyla hafifletildi. Artık hiçbir şey, eskisi gibi olmayacak. "Yeni normal" denilen yakın gelecekte, manzaranın neye benzeyeceğini öngörmek hayli zor. Bu zorlu süreç, markalar için de büyük değişimleri beraberinde getiriyor. Önce "karantina", akabinde "kontrollü sosyal hayat" derken, alışılagelmiş yöntem ve söylemler rafa kalktı. Özetle; kurumlar açısından bambaşka bir sesleniş, satış ve pazarlama sürecindeyiz. Peki! Türkiye'nin öncü şirketlerinin "kurumsal iletişim departmanları", "yeni dönemin iletişim dili"ni nasıl şekillendirecek? Haziran 2020 sayımızın kapağında yer alan araştırmamızda, bu sorunun yanıtını iletişim liderlerimiz verdi...

Kuşkusuz ki, her sektörün ve her işletmenin kendine has dinamikleri var. Pandeminin direkt etkilediği şirketler; duruşunu, aldığı önlemleri, kurumsal stratejilerini ve elbette vizyonlarını paydaşları ile samimiyetle, kısa, net, hedef odaklı söylemlerle paylaşmalı. Çalışma süreçlerine dair bilgi bekleyen personeli ya da ürün ve hizmetlere nasıl ulaşacağını merak eden müşterileri olmayanlar ise bilgi kirliliğine ve “itibar kaybı”na yol açacak “içi boş” mesajlardan şiddetle kaçınmalı. 

DURUMDAN KESİNLİKLE FIRSAT ÇIKARILMAMALI!
Öncelikli hususlardan biri de “durumdan fırsat çıkarıyor” algısına yol açmamak. İnsanların ölümüne yol açan bir konu, kesinlikle “pazarlama fırsatı” olarak görülmemeli ve duyarlı davranılmalı. “Kurum içi iletişim”in de “dış iletişim” kadar ehemmiyetli olduğu gerçeği gözardı edilmemeli. İletiler tek elden yönetilmeli ve de “kurumsal dil birliği” oluşturulmalı. Gönderiler, hedef kitleye özel ve özellikli olmalı. 

“STRATEJİK DERİNLİK” VE “ODAKLANMA” DÖNEMİ 
Krizler, ileri seviyede "samimiyet", "dürüstlük", "güvenilirlik", "şeffaflık" ve "net verilere dayalı basın iletişimi" gerektiririr. Dolayısıyla devlerin, Covid-19 salgınını “stratejik derinlik” ve “odaklanma” dönemi olarak görerek, tüm sosyal paydaşları ile iletişimini başarıyla yürütmesi mümkün. Bu değişime de hızlı adapte olabilen markalar ve profesyonellerin süreci en az hasar ile, hatta güçlenerek atlatması bekleniyor...


İSTANBUL SABİHA GÖKÇEN ULUSLARARASI HAVALİMANI (İSG) KURUMSAL İLETİŞİM MÜDÜRÜ CANAN SOYSAL:
İLETİŞİM DİLİMİZ “GÜVEN” VURGUSU ÜZERİNE KURULU
Covid-19 döneminde hem iç iletişimde hem de medya ve pazarlama iletişiminde ana mesajımız “güven” oldu. İç hat uçuşları, haziran ayı itibariyla başladı. Şimdi misafirlerimize yolculuk öncesi terminalimizde geçirecekleri tüm süreçlerde “güven”de olduklarını ve onları önemsediğimizi anlatıyoruz.

Covid-19’un Türkiye’de ilk defa ortaya çıkmasının ardından, salgının kontrol edilmesi adına karantina tedbirleri alınmaya başladı. Bunlardan biri de Türkiye’de tüm tarifeli uçuşların durdurulması oldu. Bu karar sadece bizde değil, dünyanın birçok ülkesinde de bu şekilde alındı. Bu nedenle havacılık, tüm unsurları ile bu süreçten en olumsuz etkilenen sektörlerden birisi oldu.

MİSAFİRLERİMİZE, ALINAN ÖNLEMLERİ ANLATACAĞIZ
Sürecin ilk aşamasında işimizin büyük bir kısmını “iç iletişim” aldı. Hemen hemen tüm çalışanlarımız evde olduğu için “iç iletişim”i ön plana çıkardık. İnsan Kaynakları departmanımızla birlikte çalışanlarımız ile, dijital ortamda sık sık bir araya geldik ve onlara güvende oldukları mesajını verdik. Şimdi ise misafirlerimize onlar için terminalimizdeki önlemleri anlatmanın zamanı. Yani; iletişim dili yine “güven”; ama bu sefer iletişimin yönü yolcularımıza dönük olacak. Kısacası birçok markada olduğu gibi, bizde de iletişimin dili “güven” vurgulu oldu ve olmaya devam edecek.


YAPI KREDİ KURUMSAL İLETİŞİM DİREKTÖRÜ  ARDA ÖZTAŞKIN:
MÜŞTERİLERİMİZE, HER DAİM YANLARINDA OLDUĞUMUZU HİSSETTİRMEK, DAHA DA ÖNEM KAZANDI
Gündemlerimiz hiç olmadığı kadar anlık değişebiliyor. Bu nedenle marka iletişim çalışmalarında hız, en önemli konumuz oldu. Alınacak aksiyonların, verilecek mesajların ivedilikle belirlenmesi ve üretilmesi gerekiyor. Güven ve kesintisiz hizmet her daim ön planda. İletişim stratejimizi de bu doğrultuda belirliyoruz.

Yaşayarak öğrendiğimiz bu süreçte, en önemli noktalardan biri de iletişimin tonu. Hayatı kolaylaştırdığımızı, Yapı Kredililerin her daim yanında olduğumuzu ve hizmette sınır tanımadığımızı hep söylüyorduk. Bu gündemde, değişen davranışlar ve alışkanlıklar çerçevesinde bu mesajları ifade etmek ve tabi ki Yapı Kredililere hissettirmek daha da önem kazandı. DNA’mıza işleyen varlık nedenimizi; ekonomide, eğitimde, sanatta ve yaşamın her alanında aslında sınırları kaldırmak için çalıştığımızı anlatmaya devam ediyoruz.

EMPATİ, PAYLAŞIMCI YAKLAŞIMLAR VE MİZAH... 
Salgının ardından ekonomik ve sosyal etkilerinin üstesinden gelmek için kolektif bir hareketlilik olacağını tahmin ediyoruz. Empatinin, paylaşımcı yaklaşımların, belki de mizahın öne çıkacağı bir döneme gireceğimizi düşünüyoruz. Özellikle yeni yetişen kuşak, amaç ve değer odaklı markalara eğilim gösteriyor. Çalışanlarından başlayarak, tüm paydaşlarını tüm çalışmalarının odağında tutanlar sivrilmeyi sürdürecek. Kendi iş alanlarında iyi olmalarının yanı sıra, sosyal sorumluluk ve sürdürülebilirlik konularıyla topluma kattıkları değer, başarılarında daha da belirleyici olacak. Müşterilerinin ihtiyaçlarını iyi anlayan ve buna samimiyetle karşılık vermeye gayret eden; dinamiklere hızla uyum sağlayabilen ve dönüşebilenler avantaj sağlayacak. Ticari kaygı güden, “iyi gün dostları” ile, tüketici ile bağı kuvvetli “kötü gün dostları” arasındaki makas iyice açılacak.


SHELL TÜRKİYE KURUMSAL İLETİŞİM DİREKTÖRÜ MELTEM OKYAR PERDECİ:
TOPLUMSAL FAYDAYA YÖNELİK MESAJLAR ÖN PLANDA OLACAK
'Post-Covid-19' olarak adlandırabileceğimiz salgın sonrası dönemde, tüm sektörler için sağlık ve hijyen konuları en önemli gündem maddesi olmaya devam edecek.

Şirket manifestolarından iletişim stratejilerine, “işveren markası”ndan sosyal yatırım programlarına kadar, tüm konularda toplumsal faydaya yönelik mesajlar ön planda olacak. 

NİTELİKLİ İÇERİK ÜRETEN YAYINLAR AYAKTA KALACAK
 “Gazetecilik mesleği” itibarını nasıl korur? Dijital mecralar, yazılı basını nasıl etkiler?
İnternet penetrasyonun her geçen gün artmasıyla birlikte kullanıcıların, haber takibi ve beklentilerinde de köklü değişimler yaşandı. Özellikle hız faktörü, dijital mecraların geleneksele göre daha avantajlı hale gelmesini sağlıyor. Bununla birlikte okuyucular, ülkeye ekonomik ve sosyal, kendilerine ise fonksiyonel ve duygusal fayda arayışında. Mecra gözetmeksizin nitelikli ve özgün içeriğin peşinden gidiyor. Dolayısıyla; “ilkeli ve dürüst yayıncılık” prensiplerinden ödün vermeyenlerin, nitelikli içerik ürettikçe yoluna güçlü bir şekilde devam edeceğini düşünüyorum. Basılı yayınlar arasında, köklü geçmişini dijitalleşmenin getirileriyle birleştirenler, avantajlı olacak.


ARKAS HOLDİNG KURUMSAL İLETİŞİM DİREKTÖRÜ  BERNA KUMAŞ SİPAHİ:
“GÜVENİLİR” TONUMUZU DEVAM ETTİRİYORUZ
Yan yana olmadığınızda, iletişimin önemi artıyor. Bu dönemde hem iç hem dış iletişime çok daha fazla ağırlık verdik. Birlik olmanın değeri yeniden anlaşıldı. Bu durum, “Kurumsal İletişim Departmanı’”nın sorumluluğunda olan algı yönetimi ve “kurumsal” itibar açısından bizi destekliyor.

“Biz Bize Yeteriz Türkiyem” kampanyasına, Arkas ve iştiraklerinden Marport’un 3,3 milyon TL’lik bağışı ve İzmir Tepecik Araştırma Hastanesi’ne yapılan, minnettar olduğumuz sağlık çalışanlarına tulum yardımı da bizler için milli bir görevdi.  

ULUSUMUZUN YANINDAYIZ...
Bugüne kadarki yatırımlarımız sonucu, 23 ülkedeki ofislerimizde 6 bin 500 çalışanımız “uzaktan çalışabilecek” durumda ve 4 bin 820 kişi bu şekilde aktif olarak çalıştı. Evdeki ve sahadaki çalışma arkadaşlarımızın iş süreçlerine katkı sağlıyoruz. Ana iş kollarımızla ilgili “#tedaikzincirininarkasındayız” mesajımızla “güvenilir” tonumuzu devam ettiriyoruz. Bunun yanı sıra, Arkas Spor, Arkas Sanat Merkezi ve Arkas Trio gibi sosyal sorumluluk projelerimiz ile de #evdekal ve #hayatevesığar mottolarına destek veriyoruz. Arkas Spor Voleybol A Takımı’nın evde spor yapma, Arkas Trio canlı konserleri ve Arkas Sanat Merkezi’nde sanal sergiler açarak ve bunları duyurarak uzaktan da olsa ulusumuzun yanında oluyoruz. Geri dönüşler ile takipçilerimizin  memnun olduğunu görüyoruz.

GENİŞ ÖNLEMLER...
Çalışanlarının güvenliğini ve moral değerlerini üst seviyede önemseyen Arkas, ilk günden buyana alınan geniş önlemlerle çalışanlarımızın koronvirüse karşı korunması için yoğun çaba gösteriyor. “Uzaktan çalışma” döneminde İnsan Kaynakları departmanımızca kurulan “Arkas Akademi” ise çalışanlarımızın gelişimlerine video eğitimlerle de katkı vermeye devam ediyor.


KALE GRUBU KURUMSAL İLETİŞİM VE KAMU İLİŞKİLERİ BÖLÜM BAŞKANI RANA BİRDEN ÇORBACIOĞLU:
“DEĞER” ODAKLI İLETİŞİMDEN VAZGEÇMEDİK
Tüm dünya ve ülkemiz, birçoğumuzun ilk kez duyduğu ve hiç kimsenin öngöremediği bir krizle karşı karşıya… İş arkadaşlarımızın sağlığını, güvenliğini ve motivasyonunu her şeyden ön planda tuttuk. İçinde bulunduğumuz CovId-19 sürecinde toplumsal sorumlulukları olan iletişim birimlerinin, iş yapış biçimleri de bu sürece ayak uydurmak zorunda kaldı.

Kale Grubu olarak, bu dönemde de “değer” odaklı iletişimden vazgeçmedik. İç iletişimin olmazsa olmaz kurallarını bir kez daha gözden geçirdik. Çalışan merkezli, hızlı, proaktif ve olası her duruma karşın adapte olabilen bir iletişim disiplini geliştirdik. Başta iş arkadaşlarımız olmak üzere, tüm paydaşlarımız ile sürece katkı vermeye, ekosistemimizle doğru bağlantılar kurup bu zor günlerde üzerimize düşeni yapıyoruz. 

İLETİŞİM MODELİMİZİN DOĞRULUĞUNU DENEYİMLEDİK
Satır ve sütun değerlerinin ölçüldüğü tek taraflı iletişimin değil, yaratılan etki ve süreklilik ile ölçümlemenin gereğine inanıyoruz. Bu bakış açısıyla, son dört yıldır sürdürdüğümüz iletişim modelinin, bugünün ihtiyaçları çerçevesinde ne kadar doğru olduğunu hep birlikte deneyimledik. Kurum kültürümüz ve değerlerimiz kapsamında “amaç odaklı” iş anlayışımız ile, her konuyu “değer odaklı” iletişime oturtuyoruz. Buradan yola çıkarak dizayn ettiğimiz; 360 derece, uçtan uça yenilikçi, kapsayıcı, özgün, toplumsal değer ve sosyal fayda odaklı bir dizi projeyle, ekosistemi desteklemeye ve büyütmeye devam ediyoruz.


AGT MARKA VE PAZARLAMA MÜDÜRÜ UYGAR BAHÇECİ:
“TOPLUMSAL BİLİNÇLENDİRME” İLETİŞİMİ YAPIYORUZ
Covid-19 pandemisinin etkilerinin, coğrafyamızda azalmaya başladığını görüyoruz. Bu anlamda ülkemizi gerçekten çok şanslı ve aynı zamanda başarılı buluyoruz. Umarız, tüm bu yaşananlar hepimiz için buruk bir hatıra olarak tarihteki yerini alır. Pazarlama, içerisinde birçok farklı disiplini barındırsa da temel itibariyla iletişim tabanlı bir faaliyet. Pandemi, kısa dönem etkilerinde bize çok önemli bir şey öğretti: Mesafeli Olmak. 

Her iş kolunun, her disiplinin, her eylemin ve hatta her hareketin kendine özgü bir mesafesi var. Bu, kimi zaman çok yakın, kimi zaman çok uzak... Bazen geneli görmeye gayret ederken, kimileyin de tüm detaylarıyla onu anlamaya çalışıyoruz. AGT olarak, pandemi sürecinin en başından itibaren bunu ticari olarak ele almak yerine, toplumsal bir bilinçlendirme iletişimi yapmayı uygun bulduk. Bu doğrultuda birçok faaliyet gerçekleştirdik. 

MESAFELERİ AZALTACAĞIZ 
Önümüzdeki dönem, toplumların, sanayilerin, insanların yaralarını saracağı ve yeni geleceği şekillendireceği bir süreç olacak. Bu doğrultuda bizler de iletişimde mesafemizi biraz daha sıklaştıracağız. Böylece, kişisel ve toplumsal iyileşme için fiziksel olarak koyduğumuz mesafeleri azaltmış olacağız. AGT, köklerini bu topraklardan alan ve gölgesi bugün 90’a yakın ülkede hissedilen, insanların hayatlarını güzelleştirmeyi kendisine misyon edinmiş büyük bir aile. Aile içerisindeki iletişimimiz de her zamankinden daha samimi ve sıcak olacak.


SOCAR TÜRKİYE KURUMSAL İLETİŞİM BAŞKANI  MURAT LECOMPTE:
BAZI ALIŞKANLIKLARIMIZ DEĞİŞECEK
Tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs ile mücadele kapsamında atılan adımlar, şirketler ve "Kurumsal İletişim Departmanları" için hem büyük bir sınav hem de büyük bir tecrübe oldu.

Teknolojinin maksimum şekilde kullanıldığı, hızlı karar alma ve ekipleri uzaktan idare etme kabiliyetinin öne çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Yaşadığımız bu süreç, aslında dijitalleşmenin şirketler için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koydu. “Home office” çalışanların yönetimi, “online” toplantılarla iletişim sürdürerek çalışmalarımızın aksamadan devamı gibi konularda önemli kazanımlar sağlandı. Ofislere geri dönüldüğünde bu süreçte gelişen kaslarımız nedeniyle bazı alışkanlıklarımız değişecek. Ayrıca, pozisyonlardan bağımsız olarak; hızlı ve etkin karar alma, bunların sorumluluğunu taşıma, öneri geliştirme ve uygulama gibi farklı alanlarda da işgücünün yeteneklerinde çeviklik öne çıktı.


BORUSAN HOLDİNG İNSAN KAYNAKLARI VE KURUMSAL İLETİŞİM GRUP BAŞKANI NURSEL ÖLMEZ ATEŞ:
İLETİŞİM DİLİMİZ, TOPLUMSAL DAYANIŞMAYI PEKİŞTİRECEK
Covid-19, insanlığın son yüzyılda yaşadığı en büyük salgın olarak nitelendiriliyor. Hayatlarımız, iş süreçlerimiz derinden etkilendi. Böylesine olağanüstü bir deneyim, Covid-19 sonrası döneme de elbette damgasını vuracak. Pandemi, iş süreçlerini olduğu gibi iletişim dilini de şimdiden nüfuz ediyor.

İlk günden itibaren bu krizin insani boyutu kadar ekonomik yansımaları olacağını da öngörerek çok boyutlu bir hazırlık aşamasına girdik. “Çalışanımı, işimi ve paydaşlarımı korurum” şeklinde üçlü bir sacayağında çalışmalarımıza yön verdik. Sağlık konusunda risk almadan ülkemiz için değer yaratmaya devam ettik.

“BERABER AŞACAĞIZ” 
En çok birlik, beraberliğin yarattığı motivasyona ihtiyacımız olacağından hareketle, bu yaklaşımın “Beraber aşacağız” söylemi ile de içeride ve dışarıda iletişimini yaptık. Şu ana kadar da başarılı olduğumuza inanıyorum. Hepimize hatırladığı en kritik değerler, birlik ve beraberliğin önemi. Covid-19 sonrasında, tıpkı öncesinde olduğu gibi toplumsal dayanışmayı pekiştiren iletişim dilinin arkasında sağlam duran projeler ile Borusan, fayda odaklı iletişim çalışmalarına devam edecek.
Covid-19 sürecindeki tüm bilgi ve deneyimimizi paylaşmak ve farklı tecrübelere de yer vermek için “Dayanışma Destek Platformu”nu (www.dayanismaplatformu.com) kurduk. #askıdaeğitimvar projesini başlattık. Pek çok üniversite öğrencisinin internete erişim olanağı yok. Onlara bilgisayar, internet paketi, online kitap aboneliği, mentorluk ve online eğitim platformlarına erişim desteği sağlanıyor. 

BÜTÜNSEL FAYDA...
Değer yaratma anlayışı ve paradigmalarımız değişiyor. Gidenlerin yerine ne koyduğumuz ise çok kritik. Bütünsel faydaya odaklandığımız, daha kapsayıcı, daha anlam odaklı işler yapacağımız bir dönem. Dilimiz de bu doğrultuda evrilecek, mesajlarımız bu amaca hizmet edecek şekilde düzenlenecek. İnanıyorum ki, bunu samimiyetle, içten yapanlar ve güven yaratabilenler için hayat, bugünkünden daha iyi olacak.


SIGNIFY ORTADOĞU, TÜRKİYE VE PAKİSTAN KURUMSAL İLETİŞİM DİREKTÖRÜ EBRU ERTAN BİLGE:
İNSANLARI, DOĞRU BİLGİLERLE AYDINLATMAYA ÇALIŞIYORUZ
Signify olarak faaliyetlerimizi, belirlediğimiz varoluş sebebimiz “Daha Aydınlık Yaşamlar ve Daha İyi Bir Dünya için Işığın Olağanüstü Potansiyelini Ortaya Çıkarmak” amacımıza, bundan sonra daha da sıkı sarılarak yürüteceğiz.

Korona döneminde UVC lambaların dezenfektasyon özellikleri çok sık konuşulmaya başlandı. Gördüğümüz yanlış algılamalar oldu. Liderliği ele alarak, hızlı bir şekilde UVC’nin sterilizasyona katkısını, yanlış kullanıldığında verebileceği zararları derledik ve doğru bilgilerle, ilgilenenleri aydınlatmaya çalıştık. Bunun için dijital mecraları, web sitelerimizi ve sosyal medyayı tercih ettik. Birlik, beraberlik ve dayanışma, bu gibi zor dönemlerde hep kurtarıcımız oldu. Signify çalışanları olarak, bizler de bu değerler çerçevesinde kendi alanımızda en büyük katkıyı sunmak için çabalıyoruz.


SAMSUNG ELECTRONICS TÜRKİYE KURUMSAL İLETİŞİM VE PAZARLAMA İLETİŞİMİ LİDERİ SİBEL HÜR:
İNSAN ODAKLI, POZİTİF BİR İLETİŞİM DİLİNİ ODAĞIMIZA ALDIK
Koronavirüs salgını nedeniyle tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sosyal hayatın yanı sıra, bireysel yaşamda ve beklentilerde de önemli değişimler yaşandı. Pandemi sürecinde kurumların iletişim dili de önemli konular arasına girdi.

Çalışanların ve tüketicilerin olağan hayatlarının dışına çıkarak gerilimli bir süreç yaşadığı, endişe ve tedirginliğin daha yoğun gözlendiği bu dönemde, kurumlara da büyük sorumluluklar düşüyor. Samsung Electronics olarak, insan odaklı, pozitif bir iletişim dilini odağımıza aldık. Teknolojilerimizle, ürünlerimizle ve hizmetlerimizle, toplumun ve bireylerin yanında olduğumuzun mesajını vermeye gayret gösterdik. 

“#EVDEBERABERİZ” 
Stres ve can sıkıntısıyla baş etmek de çok önemli bir konu haline geldi. #EvdeBeraberiz isimli bir hareket başlatarak evlerde geçirilen zamanı eğlenceli ve verimli hale getirmek için çeşitli projeleri uyguladık. Kısıtlamalar aşamalı bir biçimde kaldırılsa da kendimizi, ailemizi, tüm insanları koronavirüsle karşılaşmaktan korumalıyız ve tedbirlere uymalıyız. Dolayısıyla evlerimizin en güvenilir kalelerimiz olacağı “Yeni Normal”e adapte olmaya çalışırken, yine insanların yanında olan, onları anlayan bir dilde iletişimde bulunacağız. Yeni çalışmalarımızla destek olacağız. 


MITSUBISHI ELECTRIC TÜRKİYE REKLAM VE HALKLA İLİŞKİLER MÜDÜR YARDIMCISI SAVAŞ CENEVİZ:
İLETİŞİM DİLİMİZİ, ÇEVREYE VE TOPLUMA FAYDA SAĞLAYACAK BİÇİMDE ŞEKİLLENDİRİYORUZ
Pandemiyle birlikte tüm dünya, aynı anda büyük bir değişimi deneyimlemeye başladı. Bunun da elbette markalara, işletmelere ve tüketicilere büyük yansımaları olacak. Teknoloji ve dijitalleşme, hayatımızı derinden etkiliyor.

Yeni dünya düzeninde “Sanayi 4.0”ın da ötesinde, “teknolojik gücü doğru yönetecek akıllı toplum felsefesi” olarak özetlenen “Toplum 5.0” (Society 5.0) anlayışı çok daha fazla öne çıkacak. Bu noktada, üretim ve iletişim aşamaları da hızla dijitalleşiyor. Pazarlama otomasyonlarının önemi giderek artıyor, müşteri deneyimi süreçleri teknolojik altyapıdan daha hızlı güç almaya başlıyor. Tüketiciler artık beklentilerinin ivedilikle karşılanmasını, kendilerine çok daha çeşitli ve özelleştirilmiş ürün, hizmet ve çözümler sunulmasını talep ediyor. Aynı zamanda, kaliteye ve fiyata değil, ilgili şirketin insanlığa, çevreye ve geleceğe ne kadar katkı sağladığını sorguluyor. 

TÜKETİCİ TALEPLERİ VE DAVRANIŞLARI DEĞİŞTİ
Yakın gelecekte, “müşteri deneyimi” ve “müşteri mutluluğu”na hizmet verenlerin yanında, ihtiyaçlarını da cevapladığı toplum ile birlikte çözümler üreten markaların hızla büyüdüklerine tanık olacağız. İletişim profesyonelleri olarak biz de pazarı, trendleri, pandemi ile beraber değişen tüketici taleplerini ve davranışlarını eskisinden daha hızlı ve detaylı analiz etmek durumundayız. İletişim dilimizi; kullanıcı ve teknoloji odaklı, çevreye ve topluma fayda sağlayacak biçimde şekillendirmeye devam edeceğiz.


BORUSAN MANNESMANN KURUMSAL İLETİŞİM MÜDÜRÜ AYLİN KURT GANİÇ:
İLETİŞİMDEKİ MİHENK TAŞIMIZ “GÜVEN” OLACAK
Yeni dönemde kurumların iletişim dilinden ziyade iletişim şekli çok değişecek. Borusan Mannesmann 62 yıllık, yenilikle beslenen ve halka açık global bir sanayi şirketi. Paydaşlarımızla ilişkimiz, iki ana sacayağı olan “güven” ve “şeffaflık” üzerine kurulu. Bu, “işveren markası” ve yatırımcı, müşteri ya da basın iletişiminde de böyle.

İletişim dili, bir kurumun kültürü ve değerleriyle bağlantılı olarak zamanla çekilleniyor, hatta onun karakterini oluşturuyor. “Güven”, özellikle lider iletişiminde mihenk taşımız olmaya devam edecek. “Yeni normal”in eski iletişim düzenimizden en önemli farkı, kullandığımız iletişim kanalları ve iletişim sıklığımız olacak. Cam tavanları kırdık, dijital buluşmalara alıştık, bundan dönüş olmayacak.
 
“ÇALIŞANIMIZI, İŞİMİZİ PAYDAŞIMIZI KORURUZ!” 
Kaos dönemleri iç ve dış iletişimde güveni tekrar telkin etme misyonu yüklüyor. Bunun da ilk adımı, krizi hasarsız yönetmeye yönelik bir plan oluşturmak ve tüm iletişimlerinizde bunu refere ederek hareket etmek. Biz, Avrupa’da daha ilk vaka görüldüğünde katılacağımız yurt dışı fuarını iptal ettik. Önlemlerimizin iletişimini “Çalışanımızı, işimizi, paydaşımızı koruruz!” çatı söylemiyle tüm dijital kanallarımız üzerinden yaptık. 
Çevik yönetim yaklaşımımız bizi bir adım öne geçirdi ve birçok farklı uygulamayı hızlıca devreye alabildik. Yeni dünya düzeninde, şirketlerden ve liderlerinden, toplumsal sorunlara karşı sorumlu bir duruş sergilemeleri beklenecek. Şirketler ve sosyal girişimler, bu kapsamda daha iyi bir gelecek için sık sık iş birliği gerçekleştirecek. Borusan Mannesmann olarak önceliğimiz yine, değerlerimizle örtüşen sorumluluk alanlarını sahiplenmek olacak.


DOĞA SİGORTA KURUMSAL İLETİŞİM MÜDÜRÜ SEDA GÜLER:
SÜRECİ “UZAKTAN ÇALIŞMA, YAKINDAN İLETİŞİM’ OLARAK ADLANDIRIYORUZ
Dijital dünyanın hayatımızdaki yeri, yeni dönemde daha da artacak. Sosyal medya iletişimi, artı önem kazanacak. Doğa Sigorta olarak, bu platformdaki geliştirmelerini uzun zamandır ön planda tutuyoruz. Dikkat çekici, yaratıcı içerikler paylaşıyor ve özel projeler geliştiriyoruz. Bu çalışmalar hızla sonuç veriyor. Instagram’da, sigorta sektöründe tamamen organik büyüyen takipçi sayımız ile mart ayında lider konuma ulaştık.

Acentelerimizi uzun zamandır dijitale gerekli önemi vermelerine dair yönlendiriyor ve çeşitli eğitimler ile gelişimlerine destek vermeye çalışıyoruz. Temsilcilerimiz ve bölge müdürlerimiz ile birlikte üst yönetim ekibimiz de onlarla sürekli irtibatta. Bu nedenle bu dönemi sorunsuz geçiriyorlar. Doğa Sigorta olarak, bu kanal üzerine çalışmaya ve yatırımlara çok önce başlamıştık. Bu sayede de ne operasyonda ne de satışta aksama yaşamadık. 

SICAK VE SAMİMİ İLETİŞİM DİLİ, ÖNEM KAZANACAK
Bu süreci “Uzaktan Çalışma, Yakından İletişim’ olarak adlandırıyoruz. Mesafeli “yeni normal”de sıcak ve samimi bir iletişim dili kullanmak ehemmiyetli, çok daha büyük ve etkili olacak. Yüz yüze toplantılar belki daha seyrekleşecek. İletişim, ağırlıklı olarak telefon görüşmeleri, WhatsApp grupları ve online konferanslar ile devam edecek. Kalabalık gruplar ile oluşturulan organizasyon, toplantı ve seyahatler de bir süre gündemde olmayacak. Bunların yerini, online basın toplantıları ve lansmanlar alacak. Markaların; çalışanlarına, paydaşlarına ve hatta müşterilerine yönelik webinarlar (web semineri) veya çevrimçi eğitim programları devrede olacak. Sosyal sorumluluk projeleri daha çok önem kazanacak. Yükselen dayanışma ve destek ruhu ile yeni projeler ortaya çıkacak. Tüketicilerin marka seçimlerine de bu çalışmaların etkisi daha fazla olacak. 
Topluma örnek oluşturan, mesaj veren bir iletişim dili ön planda olacak. “Marka iletişimi” yaklaşımı, ürün ve fiyat odaklı bakış açısından “fayda ve hizmet”e doğru kayacak. Örneğin biz, kasko poliçelerimize eklediğimiz “Araç İçi Ozon Sterilizasyon” ve “Araç İçi Antibakteriyel Dezenfeksiyon” hizmetleri yoğun ilgi gördü. 

DİJİTAL ETKİNLİKLER...
Özel günlere dair özel etkinliklerimizi pandemi nedeniyle bu yıl dijital ortama yönelik hazırlayıp sunduk. Faaliyetlerimiz, bir süre daha, sahadaki etkinlikler yerine, bireysel çekimler ile yapılan bu projelerle sürecek. “Blog”umuz ile de faydalı bilgilere, uzman görüşlerine yer vererek takip ve ilgiyi üst düzeyde tutacağız. İnsanların öncelikleri değişecek. Dolayısıyla hizmet ve öneriler geliştirmek, fayda sağlamak önemli olacak. Sağlık ve hijyen, çok daha fazla öne çıkacak. Eve yönelik iletişim ve ürünler cezbedici hale gelecek.


BOYNER GRUP KURUMSAL İLETİŞİM DİREKTÖRÜ CEM TANIR:
“BEN” YERİNE “BİZ” DİYEBİLEN KİŞİ VE ORGANİZASYONLAR ÖN PLANA ÇIKACAK
Boyner Grup’ta samimiyet, empati, güven ve sosyal sorumluluk duygumuzu önceliklendiriyoruz. Sürdürülebilirlik anlayışımızı önce iş yapış süreçlerinde, sonrasında iletişimde ön plana çıkardık. İyi ve doğru eylemi, iyi ve doğru iletişimin başlangıç noktası yapmaya devam edeceğiz.

Pandeminin “sonrası”nın ve “yeni normal”in henüz belirginleşmediğini, hatta oluşmadığını düşünüyorum. Bir “normal” arayışında olmamız insani bir durum. Bununla birlikte, uzunca bir süredir, her günün farklı bir “yeni normal”inin olacağı gerçeğine adaptasyon, iletişim işinin “yeni normali” oldu. Belirsizlik, ekonomilerle birlikte iletişim dilini belirlemeye bir süre daha devam edecek. 

SAMİMİYET, GÜVEN, EMPATİ... 
Müşteri, çalışan ve toplum sağlığı ile hijyen, iletişim dilini dönüştürecek. İş yerlerinde tüm tedbirleri eksiksiz alarak korkuyu umuda ve sağlıklı yaşamı kutlamaya çevirmek, önemli olacak. Fiziksel mağazalarımız kapalı olmasına rağmen müşterilerimiz ve toplumla ilişkilerimizin güçlenmesinde, grubun DNA’larında yer alan değerlerin, ilham veren bilgi, içerik ve hikâye paylaşımlarının faydasını gördük.
Sağlık çalışanlarımıza verdiğimiz desteklerde, bire bir insani temasın ve samimi duygusal bağın ne denli ehemmiyetli olduğunu hissettik. Önümüzdeki dönemde “ben” yerine “biz” diyebilen kişi ve organizasyonlar ön plana çıkacak. Türkiye’de organize perakendenin kurucu gruplarındanız. Markalarımız ile eşdeğer, sektörümüzün gücü ve itibarını, toplumsal önemi de öne çıkaran iletişim diliyle, insani dayanışmayı önceliklendirerek “Birlikte Daha Güçlüyüz” diyoruz.


CARGILL GIDA ORTA DOĞU, TÜRKİYE VE AFRİKA KURUMSAL İLİŞKİLER DİREKTÖRÜ ARZU ÖRSEL:
DAHA KAPSAYICI, EMPATİ KURAN "BİZ" DİYEN BİR DİL KULLANIYORUZ
Global bir gıda şirketi olarak, dünyanın sorumlu, güvenli ve sürdürülebilir bir şekilde beslenmesi için üstlendiğimiz görevin bilincindeyiz. Pandemi döneminde daha çok kenetlendik. Birbirimizin halini hatırını daha fazla soruyor, topluma daha yararlı olmak üzere fikirlerimizi daha yoğun paylaşıyoruz.

Gıdanın sürdürülebilirliği ve gıda güvenliğinin hayati önemi bir kez daha anlaşıldı. Tüm müşterilerimiz ile, ürünlerimizin hammaddesini yurdumuzun bereketli topraklarında üreten başımızın tacı çiftçilerimiz ile, ailemiz olarak gördüğümüz çalışma arkadaşlarımız ile ve toplumun tüm paydaşları ile, her zaman açık ve samimi bir iletişim kurmak temel ilkemiz. 

İLETİŞİM, İÇTEN VE GERÇEK OLMADIĞINDA ANLAMINI YİTİRİR 
Müşterilerimizle sürekli temas halindeyiz. Onlara her konuda destek olabilmek için gayret gösteriyoruz. “1000 Çiftçi 1000 Bereket” programına dahil olan 1.500 çiftçimizi tek tek aradık, hatırlarını sorduk, her birine sağlık kolileri gönderdik. Soframızı boş bırakmamak adına üretime devam ettikleri için duyduğumuz minnettarlık, sonsuz. Genel Müdürümüzün liderliğinde, her hafta online toplantılarla tüm Türkiye’deki 600 arkadaşımızla bir araya geliyoruz. İletişim boşluk kabul etmez, içten ve gerçek olmadığında anlamını yitirir. 

“CİLALI İMAJ” DEVRİ BİTECEK 
Değerlerin, paylaşmanın, erdemin gerçek yerini tekrardan bulduğu bir dönemdeyiz. Birbirimizi düşünmek, “ben yerine biz olmak”, birlikten güç almak konusunda kendimizi yeniledik. Daha kapsayıcı, empati kuran, "biz" diyen bir dil kullanıyoruz. Telefonda veya “e-posta”da önce karşımızdakinin ve ailesinin sağlık durumunu soruyoruz. Kurumsal ifadeler ve jargonlar, yerini samimi ifadelere bıraktı. Sosyolog Can Kozanoğlu'nun bir tespiti vardır. Gerçek değerlerden çok, imajların parlatıldığı iletişim biçimini "cilalı imaj" olarak tanımlar. “Cilalı imaj” devrinin sona ereceğine inanıyorum. Herkesin birbirine aile ferdi sıcaklığıyla yaklaştığı bu süreçte, duygusal ve içten yaklaşım önem kazandı.


MERCEDES-BENZ TÜRK KURUMSAL İLETİŞİM MÜDÜRÜ  MİRAY KUTLU DEMİREL:
DİJİTALE DAHA ÇOK AYAK UYDURAN BİR İLETİŞİM, BİZİ BEKLİYOR
Hem otomotiv hem de teknoloji şirketi olarak, “dijitalleşme” uzun zamandır altyapısına yatırım yaptığımız bir alandı. Salgın sırasında bunun önemini anlamış olduk. Pandemi ile birlikte kısmi pratiğini, tam ortasından deneyimleme ve birebir yüzleşme fırsatı bulduk. 

Mercedes-Benz Türk olarak, dünya genelinde yaşanan pandemi sürecine yönelik, mart ayı itibarıyla iş yapış şekillerimizde kapsamlı düzenlemelere gittik. Öncelikle “evden çalışma” modelini devreye alıp, tüm toplantı ve görüşmelerimizi dijital olarak gerçekleştirdik. 

YENİ BİR DÜNYA...
Şüphesiz ki sektör, pandemi sonrasında “dijitalleşme” adımlarını, topyekün “dijital dönüşüm” olarak daha hızlı atacak. Mevcut yatırımlarımızı daha fazla kullanarak sürdürülebilirliğimizi devam ettiriyoruz. Şirketimizdeki gelişmeleri ve mesajlarımızı; şeffaf bir biçimde, teknolojinin desteğiyle yürüterek medya.mercedes-benz.com.tr üzerinden kamuoyuna duyuruyoruz. Alıştığımız pek çok aktivitede yeni düzenlemelere gidiyoruz. Mevcut hiçbir mecramızı kaybetmeden, “yeni normal”de de önlemlerimizi alarak dijitale daha çok ayak uyduran bir iletişim, bizi bekliyor. Şirket içi buluşmaları, basın toplantıları, sürüş etkinlikleri ve lansman aktivitelerinde, salgın dönemindeki deneyimlerimizden hareketle, “yeni normal”e uygun değişiklikler planlıyoruz.

İLK “SANAL TOWN HALL”... 
“Dijital lansman”a, geçtiğimiz yıl Mercedes-Benz GLA ile başladık. Bu yıl, marta yeni “Mercedes-Benz E-Serisi” ve yeni “Mercedes-Benz Vito”nun tanıtımını, mayısta ise yaklaşık 1.800 kişilik, şirketimizin ilk “Sanal Town Hall” etkinliğini gerçekleştirdik. Faaliyetlerimize yeni bir biçim kazandırmanın yanı sıra online (ağ üzerinden) görüşmelere ağırlık vereceğiz. Sürecin etkilerini atlatana dek, gerekli tedbirleri alarak sosyal mesafenin korunduğu çalışmalarda da bire bir görüşmelerimizi sürdüreceğiz.


PEGASUS HAVA YOLLARI KURUMSAL İLETİŞİM DANIŞMANI BANU KARAMUK:
YENİ DÖNEMİN İLETİŞİM DİLİ, SAHİCİ MESAJLAR ÇERÇEVESİNDE OLMALI
İletişimci gözüyle bakarsak, şirketlere bazı “Ödev’ler düştüğünü söyleyebiliriz. Karşımıza dört önemli kavram çıkıyor: Öngörü, Dayanışma, Esneklik, Vicdan... 

Öngörü: Belirsizlik ortamında başarılı olabilmek için muhtemel senaryoları öngörebilmek, ihtimallere hazırlıklı olmak gerekiyor. Dayanışma: Tüm paydaşlarla dayanışma ve iletişim içerisinde olmayı temsil ediyor. Esneklik: Hayatımızı değiştiren mevcut duruma uyumlanabilmekten geçiyor. Vicdan: Bu süreci vicdani ve şeffaf bir şekilde yönetebilmek anlamına geliyor. Yeni dönemin iletişim dili ise şirkete düşen “Ödev’ler layıkıyla yapılırken, bunları yansıtacak gerçek ve sahici mesajlar çerçevesinde olmalı...


ANADOLU GRUBU KURUMSAL İLİŞKİLER VE İLETİŞİM KOORDİNATÖRÜ KAAN ÜNVER:
PAYDAŞLARIMIZA; POZİTİF, MORAL VEREN, SAMİMİ BİR DİLLE HİTAP EDECEĞİZ
İletişimciler olarak, içinde bulunduğumuz süreçte dijital platformdaki bilgilendirmelerimizi ve ekip toplantılarımızı, e-bültenlerimizi ön plana çıkardık.

Pandemi süreci, küresel boyutta hayatımızın farklı alanlarında bazı değişikliklere yol açacak. Dijital platformda ilk röportajlarımızı ve ilk basın toplantılarımızı yaparak bir adaptasyon süreci geçirmeye başladık. Sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarımızın önemi bir kez daha ortaya çıktı ki, bundan sonraki yaşamımızda daha geniş bir rol oynayacak. Salgın sonrasında bizlere düşen; paydaşlarımıza pozitif, moral veren, samimi bir dille hitap etmek; ekonomiye, topluma ve dünyaya fayda sağlayan çalışmalara daha da ağırlık vermek...


NISSAN TÜRKİYE  KURUMSAL İLETİŞİM MÜDÜRÜ SAADET ALPAGO:
MARKALARIN İLETİŞİM DİLİ DEĞİŞECEK
Bunun bir geçiş süreci olduğunu aklımızda tutmalıyız. Bu değişimin, özellikle iş yapış biçimlerinde bazı dönüşümleri de beraberinde getirdiğini söyleyebiliriz.

İçinde bulunduğumuz süreçte, değişen tüketici davranışlarının gelecekte de kalıcı olacağını düşünüyorum. Bireylerin daha fazla dijital mecraları kullandığı, markaların kendilerine ne kadar yakın olduklarını gözlemledikleri bu dönemde, iletişimin dili de değişecek elbette. İletişim yöneticileri olarak bizler de özellikle müşterilerin beklentilerine en iyi şekilde cevap verecek yapıyı geliştirereceğiz. Gündemdeki konularımıza farklı bakış açıları getirerek ve üzerimize düşen sorumluluğun bilinciyle çalışma dinamiklerimizi destekleyerek çalışacağız.


ALARKO CARRİER REKLAM VE HALKLA İLİŞKİLER MÜDÜRÜ HÜDAİ ÖZTÜRK:
SOSYAL MEDYA, DAHA FAZLA TAKİP EDİLİYOR
Covid-19 salgını, sosyal yaşamdan iş yapış modellerine, tüketici alışkanlıklarından hizmet yaklaşımına kadar pek çok değişime neden oldu. İletişim kanalları da bundan etkilendi.

Bu dönemde, sosyal medya her zamankinden daha fazla takip edildi. Alarko Carrier olarak, vermek istediğimiz mesajları hazırladığımız özel filmler ile, hedef kitlemize ulaştırmayı amaçladık. Takipçilerimizle paylaştığımız ilk videoda, uzun süredir Alarko Carrier ile bütünleşen “gerçek konfor” sloganını ele aldık ve Alarko Carrier ailesinin yıllardır bunu sunmak üzere çalıştığını vurguladık. Yapılması gerekenin evde kalmak olduğunu “evde kal Türkiye, çünkü bugün en gerçek konfor evinde!” mesajıyla duyurduk.


ABDİ İBRAHİM KAMU İLİŞKİLERİ VE KURUMSAL İLETİŞİM DİREKTÖRÜ DR. M. OĞUZCAN BÜLBÜL:
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK İŞİMİZİN BİR PARÇASI
Devletlerin, kurumların ve bireylerin çok önemli dersler çıkardığı bu zorlu dönemin, iklim değişikliğine olumlu bir katkısı oldu. Bu düzelmenin sağlanması için alınan tedbirler, pandemiler ya da evrensel felaketler sonucunda değil, bilinçli bir çabayla sürekli hale getirilmeli.

Covid-19 salgını nedeniyle tüm dünya, zor günlerden geçiyor. Ancak tüm bu dönemde alınan önlemler sonucunda insan hareketliliğinin azalmasıyla doğada önemli bir koparlanmanın da başladığını görüyoruz. Abdi İbrahim olarak, iklim değişikliğine karşı mücadelede büyük bir sorumluluğumuz var. Covid-19 salgını sürecinde önemi bir kez daha anlaşılan sürdürülebilirliği, işimizin bir parçası yapma kararlılığımızı gösteriyoruz. İnsan sağlığının, gezegenimizin sağlığına bağlı olduğunun bilincinde olarak, dünyamızı ve geleceği iyileştirmek için çözümler üretiyoruz. “Scienced Based Target” insiyatifi ve Birleşmiş Milletler tarafından hayata geçirilen “Recover Better” bildirisinde imzacı tek Türk şirketi olmak, bizim için büyük bir gurur kaynağı. Bunun sektörümüze örnek olmasını diliyoruz...


FORD OTOSAN KURUMSAL İLETİŞİM MÜDÜRÜ GONCA SOFUOĞLU TEMİZ:
İLETİŞİM DİLİ, ENDİŞE VE BELİRSİZLİĞİ EN AZA İNDİRMELİ
Her an değişimlerin yaşandığı, taşların belki bir süre daha yerine oturmayacağı bir dönemden geçiyoruz.

Hem iş hayatında hem de sosyal yaşamlarımızda ezber bozan bir değişim yaşıyoruz. Bu süreç, duygusal olarak da birtakım etkiler bırakıyor. Bir yandan endişe ve korku duyarken, diğer taraftan, geleceğe dair umudumuz ve heyecanımız var. İlişkilerimizden insanlığımıza kadar, birçok konuda kendimizi sorguluyoruz. Şeffaflık ve dürüstlüğün yanı sıra, daha kapsayıcı, endişe ve belirsizliği en aza indirecek, güven veren bir iletişim dili büyük önem taşıyor.


BORUSAN CAT KURUMSAL İLETİŞİM LİDERİ YAĞIZ YÜCEL:
POZİTİF İLETİŞİME HEPİMİZİN İHTİYACI VAR
Önümüzdeki günlerde iletişimin birleştirici gücüne çok daha fazla ihtiyaç duyacağımızı düşünüyorum.

Bu süreçte bir kez daha gördük ki, pozitif iletişime hepimizin ihtiyacı var. Şirketler, yaptıklarını anlatmaktan korkmamalı, aksine iyi örneklerini iyi birer hikayeye dönüştürerek topluma örnek olmalı. “Sadelik”, “iyilik”, “şeffaflık” yeni dönemin iletişim dilinde öne çıkacak kavramlar olacak. Liderlere de iletişim stratejilerini paydaşlarına aktarma konusunda hiç olmadığı kadar çok görev düşecek. İletişimi odağına alarak, şirket kültürünün gelişimine zaman ayıran şirketler, bu süreçten güçlenerek çıkacak...


SAP TÜRKİYE KURUMSAL İLETİŞİM MÜDÜRÜ EKİN ERİM:
İNSANA DOKUNAN İLETİŞİM YAKLAŞIMI ÖN planda OLACAK
Bu dönemde “Dünyayı daha yaşanılır kılmak ve insan hayatını iyileştirmek” global vizyonumuz doğrultusunda sunduğumuz teknolojilerimiz ve çözümlerimiz ile “insana ve topluma fayda sağlayan” projeler üretiyoruz.

Günümüzde “deneyim ekonomisi” en çok konuşulan başlıklardan biri haline geldi. Her açıdan insana dokunan işler yapmak, tüm şirketlerin gündeminde. Tüketiciler için ulaşılabilir olmak, kişiselleştirilmiş ürün ve hizmetler sunmak, mağazaları dijitalleştirmek, büyük veriden anlamlı sonuçlar çıkarmak, yeni ve farklı tecrübeler yaşatmak, çalışan ve “müşteri deneyimi”ni ölçerek aksiyon almak, rekabette fark yaratıyor. 

KSS PROJELERİ...
İletişimde insana dokunan ve deneyime odaklanan yaklaşım, daha da önem kazanacak. Biz de iletişim tonumuzu bu çerçevede şekillendirmeye devam edeceğiz. Ayrıca, bu değişimi yönetmede gönüllülük ve kurumsal sosyal sorumluluk çalışmaları ön plana çıkacak. SAP Global olarak, koronavirüs salgını sürecinde Dünya Sağlık Örgütü ve Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC Foundation) gibi kurumların acil ihtiyaçlarını karşılamalarına destek olmak için 3 milyon Euro’luk bir “Acil Fon” oluşturuldu. Bunun yanı sıra, SAP’nin KSS çalışmaları kapsamında, dünya genelinde 1.200’ü aşkın kâr amacı gütmeyen kurum ile iş birlikleri yapıldı. 


METRO TÜRKİYE KURUMSAL İLETİŞİM MÜDÜRÜ DR. ASLI DURAN:
DAHA DUYARLI İLETİŞİM ANLAYIŞLARI ORTAYA ÇIKACAK
Önümüzdeki dönemde “yeni medyanın” hızlı refleksleri ile temel habercilik ilkeleri, birbirine daha fazla yaklaşacak.

İletişim profesyonellerinin, koronavirüs krizinden çok şey öğrenerek çıkacağına inanıyorum. Tüm dünyada sağlığa ve güvenlik konularına olan hassasiyet yükseleceği için, iletişim dilinde de daha duyarlı ve etkileşime daha fazla olanak tanıyan iletişim anlayışları ortaya çıkacak. Dünyanın her yerinde "yeni medyada" çoğalan spekülatif haberlere karşı bilginin kaynağını arama, bulma ve doğrulama ihtiyacının arttığını ve aynıyla devam edeceğini düşünüyorum.


NOVARTİS İLETİŞİM VE HASTA İLİŞKİLERİ DİREKTÖRÜ NİLÜFER GÜRPINAR GÜNER:
SAĞLIK ALANINDA SOSYAL MEDYA KULLANIMI, ÇOK HASSAS BİR KONU
Önceliğimiz her zaman hastalar ve yakınları. Birçok kurumun tecrübe ettiği gibi biz de dijital kanallar üzerinden iletişim kurabiliyoruz. Salgın sürecinde onlara ulaşabilmek için kullandığımız en temel kanallardan biri sosyal medya.

Tedavi alanları ve hastalıklarla ilgili bilgi vermek, kamuoyunda farkındalık yaratmak, hastalara destek olmak ve doğru ve güncel malumatlara ulaşmalarını sağlamak amacıyla Novartis Türkiye Instagram hesabını açtık. Sağlık alanında sosyal medya kullanımı çok hassas bir konu. Novartis çalışanları olarak biz bu konuyu önemsiyoruz. Tüm paylaşımlarımızı bir kılavuz dahilinde dikkatli gerçekleştiriyoruz. Twitter’da 52 binin üzerinde takipçisi ve Youtube’da 31 milyonun üzerinde izlenme oranıyla Novartis Türkiye’nin yıl boyunca erişimi 50 milyonun üzerinde.


Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz