BABA ÖĞÜDÜ

Ülkemizin önemli iş insanlarının babalarından aldıkları ve hayatlarına tatbik ederek başarı sağladıkları altın değerinde öğütler, Haziran 2020 sayımızda. Kaçırmamanızı tavsiye ediyoruz.

ECZACIBAŞI HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI BÜLENT ECZACIBAŞI:
Nejat Eczacıbaşı’nın oğlu olup iş insanlığına özenmemek pek mümkün değildi. Ona göre “iş insanı” ekonomide değer yaratma sorumluluğu taşıyan kişiydi. Mutluluğu, “Bir şeyler yaratmak, yaratırken de saygı görmek’’ olarak tanımlıyordu. Yaptıklarının ona verdiği mutluluk ve heyecan, kişiliğine yansıyordu. Babam, Türkiye'de yeni sanayilerin kurulmasına öncülük ediyor, insanlara iş olanakları yaratıyor, toplum sorunlarına eğilen sosyal girişimleriyle de saygınlık kazanıyordu. O, her açıdan imrenilecek ve örnek alınacak bir başarı öyküsü ortaya koydu.


İMRENİLECEK VE ÖRNEK ALINACAK BİR BAŞARI ÖYKÜSÜ 
Merhum babanız Nejat Eczacıbaşı Beyefendi’ye borçlu olduğunuz en belirgin özelliğiniz nedir?

Babam Nejat Eczacıbaşı, yükseköğrenimini o zamanın dünyadaki en iyi üniversitelerinde yapmış, biyokimya alanında doktorasını aldıktan sonra Türkiye'ye dönerek iş yaşamına girmişti. “Türkiye'nin öncü iş adamlarından biri” olarak biliniyordu. Çok çalışıyordu, başarılıydı ve kurduğu şirketler hızla büyümekteydi. Türkiye'de yeni sanayilerin kurulmasına öncülük ediyor, insanlara iş olanakları yaratıyor, toplum sorunlarına eğilen sosyal girişimleriyle de saygınlık kazanıyordu. O, her açıdan imrenilecek ve örnek alınacak bir başarı öyküsü ortaya koydu.


“İŞ İNSANI, SADECE PARA KAZANMAK İÇİN ÇALIŞMAZ!”
Size ve kardeşiniz Faruk Bey’e en büyük öğüdü nelerdi?

Kardeşim Faruk Eczacıbaşı ile ben, aile değerlerini ve geleneklerini yaşatmanın ne kadar önemli olduğunun sürekli olarak vurgulandığı bir aile ortamında yetiştirildik. “İş insanı” olmayı, yeterince ciddi ve anlamlı bir kariyer seçeneği olarak görmüyordum. Bu risk karşısında, babamın sık sık ileri sürdüğü görüş şuydu: “İş insanı” olmak demek, sadece para kazanmak için çalışmak değildi. Başarılı bir iş insanı, sahip olduğu olanakları, merakı ve tutkusu olan alanlarda girişimler başlatmak, katkıda bulunmak ve hizmet etmek için kullanabilirdi. 

YAŞAM ÇİZGİMİ, AİLEMİZİN SOYADI BELİRLEDİ
Bütün bunların iş hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Benim gözümün önünde, babam Nejat Eczacıbaşı gibi bambaşka bir iş insanı modeli vardı. Kendi kurduğu işlerin ileride oğulları tarafından sahiplenilmesini çok istediğini saklamıyordu. Yükseköğrenime başlama vaktim geldiğinde kararımı vermiştim. İş insanı olacaktım. Anlıyordum ki, ailemizin soyadı, doğduğum andan itibaren yaşam çizgimi belirlemişti. Taşıdığımız isim, görev alanını ekonomide gören, yatırım ve üretim yapmayı esas sorumluluğu olarak kabul eden, ülke ve dünya sorunlarına ilgi duyan ve toplumsal gelişmenin bir bütün olduğuna inanan bir aile geleneğini ifade ediyordu. Benim için bu geleneği ve kapsadığı değerleri yaşatmaktan daha güzel bir yaşam amacı olamazdı. Ama her şeyden önce "gerçek" bir meslek sahibi olmak gerektiği fikri beynime işlemişti. Babam da öyle yapmamış mıydı? 
Meraklı olduğum fen ve mühendislik alanlarında öğrenim yapacak, daha sonra “iş insanı” olmayı babamın yanında çalışarak öğrenecektim. Kimya mühendisliği yüksek lisans diplomamı alarak ABD’den Türkiye ye döndüğümün ertesi günü Eczacıbaşı Holding’de çalışmaya başladım.


SANATTA EN FAZLA MÜZİĞE İLGİ DUYARDI
Sanatsever kimliğinizi nasıl kazandınız?

Kültür ve sanata tutkumu ateşleyenler, hem babam Nejat Eczacıbaşı hem annem Beyhan Eczacıbaşı. Her ikisi de sanata yakın insanlardı. Babamın sanat dalları arasında en fazla merak duyduğu alan müzikti; ama bu alanda iş adamı olarak katkıları, bir müzisyen olarak yapabileceğinden çok daha fazlaydı. Gençliğinde keman çalmış, sonra bırakmıştı. Annem edebiyata çok düşkündü. Yayımlanmış bir hikâye kitabı ve çevirileri vardı. Sanata olan ilgimde, çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği ortamın mutlaka önemli etkisi oldu. Bu ilgi giderek koleksiyonculuğa dönüştü. Çok küçük yaşlardan itibaren sanatın farklı alanlarında etkinlikleri izleyerek, konser ve gösterilere giderek, şiirden öykü ve romana kadar çeşitli tarzlarda kitap okuyarak bilgi dağarcığımı, hayâllerimi zenginleştirmeye çalıştım.


KALE GRUBU BAŞKANI VE CEO’SU ZEYNEP BODUR OKYAY:
BABAM İBRAHİM BODUR “KOLAYA TEVESSÜL ETMEYİN” DERDİ
Topluluğumuzun en büyük özelliği, değerler üzerine inşa edilmiş olması. İbrahim Bodur’u, vefatının dördüncü senesinde öngörü, cesaret, mücadele, yenilikçilik ve güven gibi kavramlar üzerinden anıyoruz. Ben bir evlat olarak yakınında yaşayarak bu olguları kendisinde gözlemledim.

BABAMIN ÖZELLİKLERİ İNSANA ÇOK LAZIM 
Kale Grubu’nun Kurucusu ve Onursal Başkanı merhum İbrahim Bodur Beyefendi gibi şöhretli, itibarlı ve haysiyetli bir babanın evladı olmak nasıl bir duygu?

Babam, 21-22 yaşında girişimci olmayı kafasına koymuş. Sanayicilik hayatına 29’unda başlamış ki, meşakkatli bir yolu seçmiş. Kurduğu Kale Grubu, bugün 63’üncü yılını kutluyor. Bugün, bu zorlu meydan okumada, İbrahim Bodur’un özelliklerin insana çok lazım olduğu fikrindeyim. İbrahim Bodur köy okulunda okudu. Balıkesir Ortaokulu’nda öğretmeni tarafından keşfedildi. Robert Koleji’nden mezun olduktan sonra ABD’ye de gitmiş. 

“ZOR OLANIN PEŞİNDEN GİDİN” DİYE SÖYLERDİ
Size en büyük öğüdü nelerdi?

Babam; ticaretin bireyleri, bu ülke için de temel unsur olan sanayinin ise toplumları zenginleştirdiğine inanırdı. Bize “Hiçbir zaman kolaya tevessül etmeyin, zor olanın peşinden gidin” derdi. Lise, üniversite seçimi gibi kararlarım ve yurt dışına gitmemde “Ne lüzum var?”, “Senin burada öğreneceğin çok mu şey var?”, “İzleyerek de başarabilirsin” diye söylerdi. “Kendi yolunu kendin bul” derdi ki, o da böyle yapmış. Mentorluk bekliyordum; ama hiçbir şeyi kolay vermedi. Vefatından sonra görüyorum ki, en büyük şey rol model olmak. Ben hep kendi bildiğimi okudum. Benim kendi doğrularımı bulmam için beni mücadeleye teşvik ettiğini şimdi anlıyorum.


FİKİRLERİMİZİN ÇATIŞMASINI DAHİ ÇOK ÖZLEDİM
Sağlığında çatışan fikirleriniz olduğundan bahsettiniz....

Merhum babam aynı zamanda benim rol modelimdi. Çok çatışan fikirlerimiz oldu... Bunu dahi çok özledim. Çok farklı noktalarda durduğumuz anlar oldu. Hep ona karşı kendimi ispat etmek, kendi hayâllerimin peşinde gitme arzum vardı. Onda ise beni koruma duygusu ön plandaydı. Çıtayı yukarıya çekme, benim sınırlarımı zorlama gayretindeydi. O yüzden de hep çatışırdık. Bazen ben korktuğumdan, kimileyin de o ileri gidip beni çektiği için...

YENİLİĞE MERAKLIYDI 
Size hangi özellikleri miras kaldı?

Bir insanın, ait olduğu topluluğa değer katmak, bir anlam duygusu vermesi gerekiyor. Ancak o vakit o topluluğu harekete geçirmek mümkün. Bugün Çanakkale'nin birçok sermayedarı var; tasarrufları küçük-büyük. Babam, onlara o güveni vermiş, onlarla beraber yürümüş biriydi. Aldığı Robert Koleji eğitimi ve Batı kültürü, köyden gelmesi... İkisini beraber çok iyi sentezleyen biri olması dolayısıyla yeniliğe meraklıydı. Her sene yeni bir fabrika açmak, yeni bir temel atmakla uğraşırdı. O noktada galeyana da gelirdi.


VEFAT ETTİĞİ GÜN HAYATIM DEĞİŞTİ 
Onun aramızdan ayrılışının ardından hayatınızda neler değişti?

İbrahim Bodur, topluma dokunmanın ödülünü giderken aldı. Bu topraklarda çok az insana nasip olan büyüklükte bir sevgi seliyle uğurlandı. Babamın cenaze günü yaşamım değişti. Hayatımın en anlamlı dersini, vefat ettiğinde aldım. Bir birey olarak, şirket ve ülkeye, kendimize gelecek tayin ederken “Ne sormalıyız, neyi öngörmeliyiz, hangi zorluklarla mücadele ederken hangi cesur adımları atmalıyım, neyi farklı yapmalıyım ve yeni yapmalıyım?” diye daha sık düşünür oldum. 


BİSSE CEO’SU VE YÖNETİM KURULU BAŞKAN YARDIMCISI AHMET ONUR KEFELİ:
BABAM MUSTAFA KEFELİ, BANA HEP ÇOK ÇALIŞMAYI AŞILADI
Mustafa Kefeli’den patronluğu değil, lider olup, ekibime bana “Bey”den çok, “Abi” diyerek hitap etmelerini sağlamayı öğrendim. Bugün yurt dışına açılabilmişsem, işimin başındaysam, bu onun eseridir.

Babanız Mustafa Kefeli Beyefendi'ye borçlu olduğunuz en belirgin özelliğiniz nedir?
Babam idolüm ve yol göstericim olduğu için tüm karakteristik yapım, onun beni yetiştirdiği ve istediği gibi oldu. Ama en öne çıkan özelliklerim, dik kafalı olup bildiğimin arkasından yılmadan devam etmek ve gücün, itibarın ve paranın şanstan değil, çok çalışmaktan geldiğine inanmak. 

Nasıl bir baba-oğul bağınız var?
İlişkilerimizde çok saygılıyız; ama çok samimi dost gibiyiz. Dert ortağı, sırdaş ve yol arkadaşıyız. Ne olursa olsun, birbirimize cephe almayız; sıkıntı ve engellerle yan yana savaşırız. Üniversite yıllarımda çok aktiftim ve iş hayatının içindeydim. Babama beni çok çalıştırdığı için o dönem kızıyordum; ama şimdi ona her gün dua ediyorum. 


Size en büyük öğüdü ne oldu?

“Yiğit odur ki hem çalışıp hem yiyen. Ahmak ta odur ki dünya için gam yiyen…” derdi. Babam bana her zaman çok çalışmayı öğretti. “Ben patron olmak istiyorum” dediğimde beni en alta yerleştirdi. Bisse’de 8 yıl boyunca farklı departmanlarda görev aldım. “Genel Müdürlük”e terfi etmem 2019 yılında oldu. Biz bu serüvende hiç yerimizde durmadık. Sürekli seyahat halinde ve bir koşuşturma içerisinde olduk. Şu an işe olan aşkım beni hayatta tutuyor. 


Bütün bunlar, iş hayatınızı ve erkek moda sektöründe öncü olma kimliğinizi nasıl etkiledi?

Beni ben yapan özelliklerin her biri, bana yöneticiden çok liderlik vasfı ve ekibime, tüm çalışanlarıma karşı “aile büyüğü” sıfatımı verdi. Bu da başarıyı, devamlılığı getirdi. Pes etmemeyi, çok ama çok çalışmayı, evimin yolunu unutmayı, fedakârlıklar yapmamı fazlaca sağladı. Arkadaşlarım ve ben haftayı 8 güne çıkardık. Covid-19 günlerinde 24 saat ve ek ücret talep etmeden çalıştılar. Böylece, açılış günü rakiplerimizden 2, 3, 4-0 önde başladık.


AGT YÖNETİM KURULU ÜYESİ MEHMET SEMİH SÖYLEMEZ:
BABAM AHMET SÖYLEMEZ’İN EN BÜYÜK ÖĞÜDÜ: “HİÇBİR KONUDA ÖNYARGILI OLMA!”
Böyle bir ailede olmasaydım “Birlikte Başarmak” diye bir kitabım olmazdı. Bütün bunlar AGT’de yaşanmasaydı “Duygusal Sermaye” yazılmazdı...

Babanız Ahmet Söylemez Beyefendi'ye borçlu olduğunuz en belirgin özelliğiniz nedir?
Öğrenmeyi sevmek, yeniliklere açık olmak, analitik düşünmek ve verilerle konuşmak... Belki de fizik mühendisi olduğundan dolayı bunları daha iyi edindim.

Nasıl bir baba-oğul bağınız var?
Tabi, iş yerinde ortaksın; ama dışarıda baban… Çalışkan, ailesine ve kendisine de zaman ayıran bir insan olduğu için sadece iş değil, işin dışında da konuştuğumuz birçok şey var. Fakat iş yerinde birbirimizi acımasızca eleştiren, fikirlerimizi açıkça söyleyen, hem kardeşim hem babam hem de ben, farklı düşünen insanlarız. Bunu bir zenginlik olarak kabul eden bir bağımız var. İş dışında konuşacak çok şeyimiz de oluyor.  


Size en büyük öğüdü ne oldu?

15-20 yaşımdan beri babamdan duyduğum ve hayatta işime yarayan nasihatı şöyle: “Dalga matematiğinde, 1+1’in sonucu 0 ile 4 arası bir rakam eder. Hayatta da birbirini sönümleyen 2 ortak sıfır (0) ederken, birbirine sinerji oluşturan ortaklar ve insanlar ise 4, hatta daha fazla eder. 1+1’in bile net olmadığı bir dünyada hiçbir konuda önyargılı olma!” Zannediyorum, bunlar çok daha geniş düşünmemizi sağlayan büyük bir öğüttü…

Bütün bunların iş hayatınıza ve yazar kimliğinize nasıl bir etkisi oldu?
Bir kere odağında “insan” olan, verilerle konuşan, analitik düşünen; ama duygu tarafını es geçmeyen biri olarak, iş hayatınıza yansıyor… Ki bugün çeviklik, duygusal ve sosyal zekâ çok önemli; ancak en önemlisi, odağına ‘insan’ koymak… Çünkü bütün hayâllerimizi onlarla gerçekleştiriyoruz. İstişare edip, hızlı ve etkili kararlar alabiliyoruz.  Aynı hayâllere sahip, aynı amaçlara, aynı hedeflere sahip insanları bulmak… Aynı yolda yürümek... Çok mutluyum! Bu şekilde babamla çalışmaktan, deneyimlerini aktarmasından ve bütün bunlardan istifa etmekten… Şanslı olduğumu düşünüyorum.


DOĞA SİGORTA CEO’SU & İSTANBUL AYVANSARAY ÜNİVERSİTESİ MÜTEVELLİ HEYET BAŞKANI NİHAT KIRMIZI:
BABAMIN İTİBARI, EN ZOR DURUMLARDA İŞİMİ KOLAYLAŞTIRDI
Babam, yapısı gereği biraz sert ve mesafeliydi. Çok disiplinliydi, bizi dövmezdi; fakat bu disiplini bozmaya cesaret edemezdik. Genç olduğu dönemlerde, öyle sürekli çocuğu kucağına alıp, öpme sevme gibi şeyleri çok nadir yapardı. Ama müthiş bir güven vardı... İş hayatımda baba mirası itibarımız devam ediyor. Ulusal çapta işletmelerimiz, bu miras sayesinde çok iyi işliyor. 81 ilde yaygın ağımız var. İtibar öyle bir şey ki, hiç gitmediğimiz, görmediğimiz yerlere bile ulaşıyor.

DÜRÜST, SÖZÜNÜN ERİ BİRİ OLARAK TANINIR 
Muhterem babanız Şeyhi Kırmızı Beyefendi'ye borçlu olduğunuz en belirgin özelliğiniz nedir?

Babam bize, çok büyük bir itibar bıraktı. Herkes onu çevrede dürüst, sözünün eri biri olarak tanır. Çocukluğumdan beri hatırlarım... Biri kız istemiş ve alamamışsa babamı araya sokar, birileri kavga etmiş ve olay büyüyorsa babam araya girer, bir alışverişte taraflar arasında güvenilir bir “yedi emin” lazımsa babama gelirlerdi. Daha da uzatılabilir bunlar... İşte o zamanlar, hiçbir menfaati olmadan bunları yapmasını ve tamamından alnının akıyla çıkmasının değerini, iş hayatına girdikten sonra çok daha iyi anladım. En zor durumlarda, babamın bıraktığı bu itibar işimi kolaylaştırdı. Meğerse parayla, malla, mülkle anlatılamayacak büyüklükte bir mirasmış. İnşallah ben de evlatlarıma bu mirası bırakabilirim.

OTORİTESİ, AİLEMİZİ BİR ARADA TUTUYOR
Nasıl bir baba-oğul bağınız var?

Hepimiz bilirdik ki, babamız hep arkamızda. Okulda oynarken, yolda çalışırken, hep o güveni hissettik. Tüm kardeşler olarak, sert yapısı biraz korkutsa da ona duyduğumuz saygı, bu korkuyu bastırırdı. Derslerimizde başarısız olursak, “Kaşlarınını çatmasın” diye başarılı olmaya gayret ederdik. 
Şimdi de babamız, torunlarını çok seviyor daha çok kucaklıyor. Belki de yaşın getirdiği bir durum. Biz de aynı saygı ve sevgiyi besliyoruz. Halen çok otoriter; ama torunları karşısında o disiplin ve otorite yok oluyor. Babamızın otoritesi ailemizi bir arada tutan en önemli unsur.


“OKUYUN!”...
Size ve ağabeyiniz Nabi Kırmızı Bey’e en büyük öğüdü ne oldu?

“Okuyun ve bir meslek sahibi olun, mesleğiniz ne olursa olsun, yaptığımız işi çok iyi yapın” derdi. “Paranız olursa bir gün birilerine muhtaç olabilirsiniz; ama mesleğiniz olursa hiçbir zaman kimseye muhtaç olmazsınız” diye söylerdi.

MİRASI OLAN İTİBARIMIZ DEVAM EDİYOR 
Bütün bunların iş hayatınıza ve Şanlıurfa ile özdeşleşen iş insanı kimliğinize nasıl bir etkisi oldu?

İş hayatımda baba mirası itibarımız devam ediyor. Ulusal çapta işletmelerimiz, bu miras sayesinde çok iyi işliyor. 81 ilde yaygın ağımız var. İtibar öyle bir şey ki, hiç gitmediğimiz, görmediğimiz yerlere bile ulaşıyor. Ata toprağımız Şanlıurfa; yaşadığımız ve iş yaptığımız toprak İstanbul gibi görünse de 81 ilimiz ve tüm ilçe ve köyleri için şunu diyebilirim: “Orda bir köy var uzakta; gitmesek ye görmesek ye o köy. bizim köyümüzmüş.” İşte, bunu ancak ve ancak itibarınızla yapabiliyorsunuz. Artık toprağınız, memleketiniz, 83 milyonun yaşadığı her yer oluyor.

ANILARINI YAZMALI, MÜZİĞE DE İLGİSİ VAR
Babam çok kitap okur ve tarihe çok meraklıdır. Belki de çok değerli anları ve tarihi olayların derlendiği bir kitap yazmalı. Müziğe ilgisi var...


Bu Makaleyi Sosyal Medyada Paylaşabilirsiniz