Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu, “dönüşüm stratejik önceliğimiz” diyor. Beymen Group CEO’su Elif Çapçı, ayrıcalıklı deneyim zamanından söz ediyor. Borusan Otomotiv İcra Kurulu Başkanı Hakan Tiftik, akıllı deneyime dikkat çekiyor. Teknosa Ceo’su Sitare Sezgin, Teknoloji, İnsan Ve Kültür Odağından Bahsediyor. Tavuk Dünyası CEO’su Volkan Mumcu, “2026 dönüşüm yılı olacak” diyor. Fiba CP CEO’su ve Yönetim Kurulu Üyesi Yurdaer Kahraman, kalıcı değişim başlıklarına dikkat çekiyor. Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis, “enerji verimliliği değer zincirimizin her aşamasında” diyor. Tüpraş Genel Müdürü İbrahim Yelmenoğlu ise yatırım planını anlatıyor.
SELEN KOCABAŞ I s.kocabas@businesslife.com.tr
ARTIK DÖNÜŞÜM BİR SEÇENEK DEĞİL LİDERLİĞİN YENİ TANIMI
Dünya Ekonomik Forumu 2026 Davos Zirvesi, iş dünyası için artık “ne olacak?” sorusundan çok, “nasıl ayakta kalacağız ve nasıl güçleneceğiz?” sorusunun öne çıktığı bir döneme girildiğini gösteriyor. Bu yıl Davos’ta verilen mesaj net. Küresel sistem geçici bir dalgalanma yaşamıyor, yapısal bir “dönüşümden” geçiyor. Ben de 2026’ya başlarken dönüşüm ve dayanıklılık yılı demiştim.
Bu dönüşüm, Türkiye merkezli şirketler açısından hem ciddi riskler hem güçlü fırsatlar barındırıyor. Küresel ticaretin bölgeselleştiği, tedarik zincirlerinin yeniden kurulduğu bu yeni düzende Türkiye, coğrafi konumu, üretim kabiliyeti ve esnek yapısıyla avantajlı bir yerde duruyor. Ancak Davos’un altını çizdiği gerçek şu ki avantajlı konum tek başına yeterli değil. Bu avantajı rekabet gücüne dönüştürenler kazanacak.
Zirvede öne çıkan en güçlü başlıklardan biri yapay zekaydı. Davos 2026, yapay zekayı bir teknoloji yatırımı olarak değil liderlik ve yönetim meselesi olarak tanımlıyor. Verimlilik, hız ve maliyet avantajı sağlayan şirketlerle bu dönüşümü erteleyenler arasındaki fark hızla açılıyor. CEO’lar için kritik soru artık “Yapay zekaya yatırım yapmalı mıyız?” değil “İş modelimizi yapay zekaya göre nasıl yeniden tasarlıyoruz?” Finansman ve sürdürülebilirlik tarafında da benzer bir kırılma yaşanıyor. Uluslararası sermaye, çevresel ve yönetişim standartlarına uyum sağlamayan şirketlere karşı daha seçici ve daha pahalı hale geliyor. Davos’un verdiği mesaj açık. ESG bir iletişim dili değil bilanço kalemidir. Türkiye’de ihracat yapan ve büyümek isteyen şirketler için yeşil dönüşüm artık ertelenebilir bir gündem olmaktan çıkmış durumda. Bu dönüşüm sürecinde öne çıkan bir diğer konu ise yönetim kalitesi. Belirsizlik çağında yatırımcılar ve iş ortakları, sadece bugünkü kârlılığa değil şirketlerin krizlere ne kadar hazırlıklı olduğuna, karar alma hızına ve uzun vadeli vizyonuna bakıyor. Davos 2026, güçlü liderlik, şeffaflık ve kurumsallaşmanın şirket değerini doğrudan belirlediğini bir kez daha ortaya koyuyor.
CEO’lar için Davos 2026’nın özeti şu diye bakıyorum. Yeni dönem bekleyenleri değil dönüşümü yönetenleri ödüllendiriyor. Teknolojiyi işin merkezine alan, sürdürülebilirliği finansal bir zorunluluk olarak gören ve şirketini belirsizliğe göre yeniden yapılandıran liderler öne çıkacak. Bu yıl Davos’un iş dünyasına verdiği en güçlü mesaj belki de şu: Artık dönüşüm bir seçenek değil liderliğin tanımı!
ELİF ÇAPÇI I BEYMEN GROUP CEO’SU
“TÜKETİCİLER ARTIK MARKALARIN DEĞERLERİYLE DE İLGİLİ”

“Sürdürülebilirlik ve etik üretim, lüksün geleceğinde bir tercih değil temel bir ön koşul haline geldi. Tüketiciler artık markaların yalnızca ürünleriyle değil değerleriyle de ilgileniyor, markalardan şeffaf olmalarını bekliyor, toplumsal ve çevresel sorumluluklarını nasıl üstlendiklerini ve gerçekleştirdiklerini görmek istiyorlar.”
Lüks moda sürekli değişiyor ve dönüşüyor. Son yıllarda lüks moda perakendesi kişiselleştirme ve deneyimin öne çıktığı yeni lüks anlayışıyla maddeden manaya doğru güçlü bir dönüşüm yaşıyor. Bugün lüks yalnızca ürüne sahip olmakla değil anlam, duygu ve hikayeyle tanımlanıyor.
“AYRICALIKLI DENEYİM ZAMANI”
Küresel ölçekte lüks artık çok katmanlı bir deneyim alanı; moda, mimari, sanat, gastronomi, teknoloji ve kültür aynı zeminde buluşuyor. Mağazalar birer satış noktası olmaktan çıkıp marka hikayelerinin sahnelendiği kültürel buluşma alanlarına dönüşüyor. Yeni lüks sahip olmaktan çok hissettiren, izleyici olmaktan ziyade markanın ritmine ortak eden bir yaklaşımı temsil ediyor. Müşteri yönetiminin yeni kuralları kişiselleştirme dönemine girdiğimizi gösteriyor. Müşterilerle ilişki giderek mağaza dışına taşınıyor ve “money can’t buy/paranın satın alamadığı” diye tabir edilen ayrıcalıklı deneyimler, yeni lüksün vazgeçilmez bir parçası haline geliyor. Kısacası lüksün değişen kodlarıyla birlikte mağazacılık ve müşteri deneyimi yönetimi de değişiyor.
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE ETİK ÜRETİM
Modada sürdürülebilirlik kavramının, tasarımdan üretime, alışveriş alışkanlıklarından ürünlerin kullanım sürelerine uzanan bir çemberde genişlemesine liderlik ediyoruz. Sürdürülebilirlik ve etik üretim, lüksün geleceğinde bir tercih değil, temel bir ön koşul haline geldi. Tüketiciler artık markaların yalnızca ürünleriyle değil, değerleri ile de ilgileniyor, markalardan şeffaf olmalarını bekliyor, toplumsal ve çevresel sorumluluklarını nasıl üstlendiklerini ve gerçekleştirdiklerini görmek istiyorlar.
“HIZLIYA KARŞI YAVAŞ YÜKSELİŞTE”
Şeffaf tedarik zincirleri, döngüsel moda uygulamaları ve ölçülebilir ESG hedefleri, lüks markaların güvenilirliğini belirleyen ana unsurlar arasında yer alıyor. Modada “hızlıya karşı yavaş” yükselişte. Lüks moda ürünleri; tasarım açısından zamansız olarak nitelendirilirken yüksek kaliteli malzemeler ve ince işçilikle üretilmiş olmalarıyla da dayanıklı ve uzun ömürlüler.
LÜKSÜN YENİ TANIMI
Lükste sürdürülebilirlik dönüşümü sadece çevre dostu ürünler sunmakla kalmıyor; lüks moda sektörü bugün döngüsel moda ve paylaşım ekonomisinin öne çıktığı bir dönemi yaşıyor. Deneyim odaklı yaklaşım ise bu sorumlulukları duygusal bir bağa dönüştürüyor. Lüks artık yalnızca estetik ve kaliteyle değil; çevreye, topluma ve geleceğe karşı üstlenilen sorumlulukla anlam kazanıyor.
HAKAN TİFTİK I BORUSAN OTOMOTİV İCRA KURULU BAŞKANI
“ZAHMETSİZ, AKILLI VE DEĞER YARATAN DENEYİM SUNABİLMELİ”

“Borusan Otomotiv Grubu olarak temsil ettiğimiz PREMIUM markalarla yeni lüks tanımını yalnızca ürün portföyümüzde bulunan modellerle değil satıştan satış sonrasına, dijital temas noktalarından fiziksel deneyim alanlarına kadar uçtan uca hayata geçiriyoruz. Bizim için lüks zahmetsiz, akıllı ve uzun vadede değer yaratan bir deneyim sunabilme becerisi.”
Dünya çapında premium segment; yüksek mühendislik, tasarım ve performans gibi geleneksel değerlerini korurken bunları artık teknoloji, sürdürülebilirlik ve kişiselleştirilmiş deneyimle bütünleştiriyor. Yeni lüks anlayışı gösterişten çok akıllı teknolojiler içeren, kullanıcı dostu, çevreye duyarlı ve tüketiciyi merkeze alan çözümler sunmayı ifade ediyor. Otomotiv dünyasında bu dönüşüm; elektrifikasyon, dijitalleşme ve bağlantılı teknolojilerle somutlaşıyor. Otomobil yalnızca bir ulaşım aracı değil öğrenen, güncellenen ve kullanıcının yaşam tarzına uyum sağlayan birer mobilite platformuna dönüşüyor.
“UZUN VADEDE DEĞER YARATMALI”
Borusan Otomotiv Grubu olarak temsil ettiğimiz premium markalarla bu yeni lüks tanımını yalnızca ürün portföyümüzde bulunan modellerle değil satıştan satış sonrasına, dijital temas noktalarından fiziksel deneyim alanlarına kadar uçtan uca hayata geçiriyoruz. Bizim için lüks zahmetsiz, akıllı ve uzun vadede değer yaratan bir deneyim sunabilme becerisi. Premium segmentte gerçek değer artık yalnızca ürün kalitesiyle değil, markaların çevresel ve toplumsal sorumluluklar alanında ortaya koyduğu bilinçli ve tutarlı yaklaşımla ölçülüyor. Bu yaklaşım, lüksü geçici bir ayrıcalık olmaktan çıkararak uzun vadeli, sürdürülebilir bir değere dönüştürüyor. Deneyim odaklı bakış açısı ise bu dönüşümün ayrılmaz bir parçası. Dijitalleşme ve yeni teknolojilerle desteklenen, her temas noktasında aynı kalite ve yaklaşımı sunan kişiselleştirilmiş deneyimler premium algının merkezinde yer alıyor. Borusan Otomotiv Grubu olarak sürdürülebilirliği iklim, insan ve inovasyon başlıkları altında ele aldığımız i³ yaklaşımımızla yönetiyoruz. Temsil ettiğimiz markaların sürdürülebilirlik vizyonunu ve bu vizyonu destekleyen yenilikçi çözümlerini Türkiye pazarına taşırken, deneyimi merkeze alan iş modelleriyle lüksü daha erişilebilir, daha anlamlı ve daha kalıcı bir değer haline getirmeyi amaçlıyoruz.
“GELECEĞİ BUGÜNDEN İNŞA ETMEYİ AMAÇLIYORUZ”
Yalın ve sofistike bakış açısının modern lüks anlayışıyla buluşturulduğu Range Rover House ve Defender House etkinlikleri, gastronomiden sanata, wellness’tan gustolu yaşama uzanan deneyimlerle markalarımızın kendine özgü modern lüks felsefesini bütüncül bir çerçevede aktardığımız farklı bir deneyim yaklaşımını yansıtıyor.
MOBİLİTE VE LÜKS
Borusan Otomotiv Grubu olarak değişen tüketici alışkanlıkları kapsamında hem operasyonel verimliliğimizi hem müşteri deneyimini dijital çözümlerle ileriye taşımayı odağımızda tutuyoruz. Amacımız; bugünün beklentilerine yanıt verirken, geleceğin mobilite ve lüks ekosistemini sürdürülebilir bir bakış açısıyla bugünden inşa etmek.
SİTARE SEZGİN I TEKNOSA CEO’SU
“TEKNOLOJİ, İNSAN VE KÜLTÜRÜ BİRLİKTE ELE ALDIK”

“Teknolojiyi insanla, kültürle ve doğru iş yapış biçimleriyle birlikte ele alan yaklaşımlar, sektörün geleceğinde yeni değişimleri ve fırsatları da beraberinde getirmeye devam edecek.”
Sektörümüzde oyunun kurallarını değiştiren dönüşümü başlatma ihtiyacı bir anda ortaya çıkmadı. Müşteri ihtiyaç ve beklentilerindeki değişim özellikle pandemiyle birlikte çok güçlü bir ivme kazandı. Dijital kanallar hızla güçlenirken müşteriler her temas noktasında kendileri için anlamlı ve tutarlı bir deneyim istemeye başladı. Bu ihtiyaca dijital dönüşümle cevap vermek mümkündü. Ancak bizim için dijital dönüşüm hiçbir zaman teknoloji yatırımlarından ibaret bir başlık olmadı. İş yapış biçimlerimizi, süreçlerimizi ve müşteriyle kurduğumuz ilişkiyi bütüncül bir bakış açısıyla yeniden ele alarak organizasyonu ve kültürü de bu dönüşümün doğal bir parçası haline getirdik.
KAPSAMLI DÖNÜŞÜM YOLCULUĞU SÜRÜYOR
Teknosa olarak 2019 yılından bu yana Yeni Neslin Teknosa’sı mottosuyla kapsamlı bir dönüşüm yolculuğunu kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu ölçekte bir dönüşümde en güçlü direnç noktası yıllar içinde oluşmuş alışkanlıklar ve yerleşik iş yapış biçimleri oldu. Uzun süre başarıyla işlemiş bir modelin değişmesi, doğal olarak belirsizlik ve soru işaretleri yarattı. Bu süreci yukarıdan tanımlanan bir proje gibi kurgulamak yerine birlikte öğrenilen ve gelişen bir yolculuk olarak ele aldık. Ekipleri dönüşümün aktif bir parçası haline getirdik, yetkinlik gelişimine odaklandık ve teknolojiyi çalışanları destekleyen, işlerini kolaylaştıran bir araç olarak konumladık. Güvene dayalı iletişim ve ortak hedef anlayışı bu direncin aşılmasında belirleyici oldu.
“KANAL AYRIMI KALMADI”
Müşteri için kanal ayrımı ortadan kalktı. Fiziksel ve dijital temas noktalarının tamamı tek bir deneyimin parçası haline geldi. Veri, sezgiyi destekleyen ve karar alma süreçlerini güçlendiren stratejik bir araç oldu.
FARKI YARATAN İNSAN
Tüm bu süreçte teknolojinin tek başına yeterli olmadığı gerçeği de anlaşıldı. Sürdürülebilir farkı yaratan hala insan. Teknolojiyi insanla, kültürle ve doğru iş yapış biçimleriyle birlikte ele alan yaklaşımlar, sektörün geleceğinde yeni değişimleri ve fırsatları da beraberinde getirmeye devam edecek.
LEVENT ÇAKIROĞLU I KOÇ HOLDİNG CEO’SU
“DÖNÜŞÜM STRATEJİK ÖNCELİĞİMİZ”

“100. yılımızı kutlayacağımız 2026 yılında, Sanayi 4.0 teknolojilerini operasyonel mükemmeliyete dönüştürebilen, dünyadaki sayılı kuruluşlar arasında seçilmekten gurur duyuyoruz.”
Koç Topluluğu; dijital dönüşüm, inovasyon ve Ar-Ge çalışmalarına öncülük ettiği gelişmiş üretim tesisleriyle küresel ölçekte örnek gösterilmeyi sürdürüyor. Ford Otosan Yeniköy Fabrikası, Sanayi 4.0 ve ileri dijital üretim teknolojilerindeki başarısıyla, Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından yönetilen Global Lighthouse Network’e kabul edildi. Gölcük Fabrikası’nın 2019 yılında dahiliyetinin ardından Yeniköy Fabrikası’nın da WEF Global Lighthouse Network’e kabul edilmesiyle Ford Otosan, Türkiye’den bu prestijli ağa dahil edilen tek otomotiv üreticisi olma konumunu sürdürüyor. Böylece, Koç Topluluğu’nun WEF tarafından örnek gösterilen üretim tesisi sayısı altıya yükseldi.
GLOBAL LIGHTHOUSE NETWORK’TE 6 FABRİKA
100. yılımızı kutlayacağımız 2026 yılında, Sanayi 4.0 teknolojilerini operasyonel mükemmeliyete dönüştürebilen, dünyadaki sayılı kuruluşlar arasında seçilmekten gurur duyuyoruz. Bir tesisimizin daha Dünya Ekonomik Forumu’nun Global Lighthouse Network’e dahil edilmesini, uzun vadeli kültürel ve dijital dönüşüm yolculuğumuzun ölçeklenmiş ve sürdürülebilir sonuçlar ürettiğinin göstergesi olarak değerlendiriyoruz. WEF tarafından tanınan altı üretim tesisimizi, başarısı kanıtlanmış dijital dönüşüm uygulamalarının Topluluğumuz genelindeki farklı sektörlerde yaygınlaşmasını sağlayan güçlü birer referans noktası olarak görüyoruz. ‘Geleceğin fabrikası’ vizyonuyla yeniden inşa edilen Yeniköy Fabrikası’nın açılışından yalnızca iki yıl sonra elde ettiği bu başarıyla topluluk dijital dönüşümde ulaştığı seviyeyi küresel ölçekte bir kez daha tescilledi. Ford Otosan Yeniköy Fabrikamızda, yapay zeka destekli optimizasyonla tek bir üretim hattında müşteri taleplerine göre şekillenen donanım, yazılım ve teknik özelliklerden oluşan 4.000’in üzerinde farklı araç varyasyonunu uçtan uca yönetiyoruz.
“AKILLI FABRİKALARI YAYGINLAŞTIRIYORUZ”
Akıllı fabrikalar üretkenlik, verimlilik, kalite, sürdürülebilirlik konularında, hatta müşteri memnuniyeti ve çalışan bağlılığında değer yaratıyor. Başarılı sonuçlar üreten uygulamaları ölçeklendirerek tüm üretim tesislerimizde yaygınlaştırıyoruz. Koç Topluluğu’nda yapay zeka ve dijital dönüşümün, stratejik öncelik olarak ele alınıyor. Üretim ve enerji alanlarında kullandığımız dijital ikiz ve yapay zeka destekli uygulamalar, üretim hatlarının tasarımından günlük operasyonların yönetimine kadar pek çok alanda esneklik ve verimlilik sağlıyor.
DİJİTAL İKİZ
Dijital ikiz teknolojisi sayesinde otomotiv sektöründeki üretim tesisimizde verimlilik yüzde 70, toplam ekipman etkinliği ise yüzde 13 arttı. Petrol rafinerilerinde, bu teknolojiyi kullanarak verim, enerji ve bileşen karışımı oluşturma kararlarını entegre ettiğimizde kapasite kullanım oranını yükselttik. Tedarik zincirinde ise uçtan uca yönetim kapsamında planlama ve finansal kararları birleştirerek tahmin doğruluğunu yüzde 95 seviyesine çıkardık.
İBRAHİM YELMENOĞLU I TÜPRAŞ GENEL MÜDÜRÜ
“DÜŞÜK KARBON EKONOMİSİNE GEÇİŞTE 8,3 MİLYAR DOLAR YATIRIM YAPACAĞIZ”

“Stratejik dönüşüm planımızdaki hedeflerimize ulaşmak için enerji ve su verimliliğinden, sürdürülebilir yakıt üretimine; döngüsel ekonomiden, yenilenebilir enerjiye, çok sayıda yatırımı eş zamanlı hayata geçiriyoruz. Düşük karbon ekonomisine geçişi destekleyen şeffaflık, sorumlu kaynak kullanımı, 2035 yılına kadar 8,3 milyar doları bulacak yatırımlarımız ve uzun vadeli değer yaratma anlayışımızla ilerlemeyi sürdüreceğiz.”
Tüpraş olarak iklim değişikliğiyle mücadele, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi ve şeffaf raporlama alanlarındaki güçlü performansımızla dünyanın en saygın çevresel raporlama platformlarından Carbon Disclosure Project’in (CDP) değerlendirmesinde sektörümüzdeki en yüksek kategoride yer aldık. CDP’nin 2025 yılı İklim Değişikliği ve Su Güvenliği programlarında çifte A- ile derecelendirildik. Tüpraş, CDP’nin 22 binden fazla şirketi kapsayan küresel değerlendirmesinde elde ettiği bu sonuçla petrol ve gaz sektörünün en üst kategorisinde sıralandı.
STRATEJİK DÖNÜŞÜM PLANI
CDP değerlendirmelerinde, Tüpraş’ın, sürdürülebilirlik yaklaşımının stratejik bütünlüğü, çevre politikalarına yönelik duruşu, iklim ve su yönetimi dahil olmak üzere risk ve fırsatları kapsayan proaktif yaklaşımı ve değer zinciri boyunca etkin şekilde yapılandırılmış kurumsal yönetim modeli dikkate alındı. CDP’nin şeffaflık, risk yönetimi ve hedef belirleme kriterlerinde elde edilen yüksek skorlar, şirketin sürdürülebilirlik vizyonunun stratejik dönüşüm planıyla tam uyum içinde uygulamaya yansıdığını da gösteriyor. 2050 yılına kadar karbon nötr lider enerji şirketi olma hedefiyle uyguladığımız stratejik dönüşüm planı kapsamında Tüpraş, rafineri operasyonlarında enerji ve su verimliliği projeleri hayata geçirirken, yenilenebilir enerji yatırımlarına da ivme kazandırıyor.
“ENERJİMİZ GELECEĞE”
CDP’nin hem İklim Değişikliği hem de Su Güvenliği programlarında gösterdiğimiz başarılı performans, sürdürülebilirliği iş yapış şeklimizin ayrılmaz bir parçası haline getirdiğimizin ve taahhütlerimize olan bağlılığımızın güçlü bir göstergesi. Sektörümüz açısından ayrıştırıcı olan bu sonuç “Enerjimiz Geleceğe” diyerek sürdürülebilirlik yaklaşımımızı tüm ekosisteme yaygınlaştırma kararlılığımızın da altını çiziyor.
DÖNGÜSEL EKONOMİ
Stratejik dönüşüm planımızdaki hedeflerimize ulaşmak için enerji ve su verimliliğinden, sürdürülebilir yakıt üretimine; döngüsel ekonomiden, yenilenebilir enerjiye, çok sayıda yatırımı eş zamanlı hayata geçiriyoruz. Düşük karbon ekonomisine geçişi destekleyen şeffaflık, sorumlu kaynak kullanımı, 2035 yılına kadar 8,3 milyar doları bulacak yatırımlarımız ve uzun vadeli değer yaratma anlayışımızla ilerlemeyi sürdüreceğiz. Stratejik dönüşüm planımız doğrultusunda çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim konularına yönelik çalışmalarımızla ulusal ve uluslararası diğer sürdürülebilirlik endekslerinde de sektörümüzde üst sıralarda yer alıyoruz.
YURDAER KAHRAMAN I FİBA CP CEO’SU VE YÖNETİM KURULU ÜYESİ
“DEĞİŞİM RİSK OLARAK ALGILANIYOR”

“Dönüşüm sürecindeki en güçlü direnç, uzun yıllar boyunca belirli bir iş modeliyle çalışan bir sektörde alışkanlıkların değişmesine yönelik temkinli yaklaşımlardan kaynaklandı. Değişimin risk olarak algılanması, sürecin en önemli zorluklarından biri oldu. Fiba CP olarak bu noktada dönüşümü bir risk değil sürdürülebilir büyümenin ön koşulu olarak konumlandırdık.”
Ticari gayrimenkul sektöründe dönüşüm ihtiyacı, ani bir kararın değil zaman içinde gözlemlenen davranış değişimleri ve global trendlerin yakından takip edilmesi sonucunda ortaya çıktı. Ziyaretçilerin alışveriş merkezleriyle kurduğu ilişkinin değişmeye başladığı noktada bu gereklilik net biçimde hissedildi. İnsanların artık yalnızca ürün satın almak için değil zaman geçirmek, sosyalleşmek, deneyim yaşamak ve kendilerini iyi hissetmek amacıyla bu mekanları tercih etmesi, dönüşümün kaçınılmaz olduğunu gösterdi. Bu farkındalık, Fiba Commercial Properties’in alışveriş merkezlerini yalnızca ticari yapılar olarak değil şehrin yaşayan parçaları ve sosyal hayatın doğal uzantıları olarak yeniden ele almasına zemin hazırladı.
GÜÇLÜ DİRENÇ
Dönüşüm sürecindeki en güçlü direnç, uzun yıllar boyunca belirli bir iş modeliyle çalışan bir sektörde alışkanlıkların değişmesine yönelik temkinli yaklaşımlardan kaynaklandı. Değişimin risk olarak algılanması, sürecin en önemli zorluklarından biri oldu. Fiba Commercial Properties bu noktada dönüşümü bir risk değil sürdürülebilir büyümenin ön koşulu olarak konumlandırdı. Atılan adımlar ölçülebilir, somut ve sonuç odaklı bir yaklaşımla hayata geçirildi. Dijital altyapı yatırımları, enerji verimliliği projeleri, veri analitiğiyle desteklenen kiralama stratejileri ve ziyaretçi deneyimini merkeze alan uygulamalar, bu dönüşümün temel yapı taşlarını oluşturdu. Bu süreçte, sektörde dönüşümün tek başına değil birlikte mümkün olduğuna inanıyoruz. Rekabetin ötesinde, bilgi birikiminin paylaşımını ve iş birliğini odağına alan kolektif bir yaklaşımın, ticari gayrimenkulün geleceği açısından kritik bir rol oynadığını düşünüyoruz.
“ÜÇ TEMEL BAŞLIK KALICI DEĞİŞİYOR”
Bugün gelinen noktada, sektörde kalıcı biçimde değişen üç temel başlık öne çıkıyor. İlk olarak alışveriş merkezlerinin fonksiyonu dönüşerek, çok boyutlu yaşam alanları olarak konumlanmaya başladı.
VERİNİN ROLÜ
İkinci olarak verinin karar alma süreçlerindeki belirleyici rolü güç kazandı. Üçüncü ve en kritik başlık ise sürdürülebilirliğin ve çevresel sorumluluğun bir tercih olmaktan çıkıp zorunluluk haline gelmesi oldu. Artık AVM’lerin geleceği metrekare büyüklüğünde değil, sunduğu değerde şekilleniyor. Ziyaretçinin kendini güvende hissettiği, zaman geçirmekten keyif aldığı ve sosyal bağ kurabildiği alanlar kalıcı hale geliyor.
VOLKAN MUMCU I TAVUK DÜNYASI CEO’SU
“2026 DÖNÜŞÜM YILI OLACAK”

“2026’da büyümeyi yalnızca yeni restoranlarla değil üretim, altyapı ve teknoloji yatırımlarıyla da destekleyeceğiz. Kaliteyi daha da standart hale getirerek misafirimizin beklentilerine çok daha hızlı ve kişiselleştirilmiş şekilde karşılık vereceğimiz yeni bir döneme giriyoruz. 2026, teknolojiyi lezzetle buluşturduğumuz ve odağımıza 'koşulsuz memnuniyetini’ aldığımız bir dönüşüm yılı olacak.”
Tavuk Dünyası olarak Türkiye’de fast-casual restoran deneyiminin lider markalarından biriyiz. 2025 yılı boyunca da büyüme ivmesini kararlılıkla sürdürdük. Yıl içinde 17 yeni restoran açtık ve 26 restoranımızı yeni konseptimizle yeniledik. 57 şehirde hizmet vererek Türkiye nüfusunun yüzde 92’sine ulaşan güçlü bir ekosistem yarattık. Misafir deneyimini odağa alan uygulamalarla büyümeyi destekledik. Yüzde 80 marka bilinirliği ve yüzde 93 memnuniyet skoruyla sektördeki güçlü konumumuzu pekiştirirken bir önceki yıla kıyasla yüzde 6 daha fazla misafir ağırlayarak, zorlu geçen 2025 yılını güçlü bir finansal ve operasyonel performansla tamamladık.
“GASTRONOMİ VE TASARIMI BİR ARAYA GETİRDİK”
İyi yemek anlayışını menülerin ötesine taşıyarak yıl boyunca sanat, spor ve toplumsal fayda alanlarında da misafirlerimizle buluştuk. Bu yıl ilk kez düzenlenen Tabakta Sanat Tasarım Yarışması ile gastronomi ve tasarımı bir araya getirdik. Kazanan tasarımları önümüzdeki dönemde seçili restoranlarımızda misafirlerimizle buluşturmayı planlıyoruz. Üniversite gençliğine yönelik Askıda Ne Var iş birliğini yıl geneline yaydık. Lezzet Tırı ile farklı şehirlerde festivallerde gençlerle bir araya geldik ve “Hayat İyi Bi’ Yemeği Hak Eder” yaklaşımımızı sahaya taşıdık.
“BAŞARIMIZ ÖDÜLLERLE TESCİLLENDİ”
2025 yılında pazarlama iletişimi, müşteri deneyimi ve dijital yaratıcılık alanlarında kazandığımız ödüllerle sektördeki güçlü konumumuzu pekiştirdik. “Hayat İyi Bi’ Yemeyi Hak Eder” kampanyamızla Effie Awards Türkiye’de restoran kategorisinde Gümüş Effie ile ödüllendirildik. Sosyal medyadaki çevik ve yaratıcı yaklaşımıyla öne çıkan “Tavuk Dünyası’nın Yeni Allığı” projesi The Hammers Awards’ta Altın Ödül kazandı.
“BÜYÜME HAMLEMİZİ GÜÇLENDİRECEĞİZ”
2026’da büyüme hamlemizi güçlendireceğiz. Otuzdan fazla yeni restoran açılışı hedeflerken, yeni üretim tesisi yatırımı ve teknoloji odaklı projelerle operasyonel altyapımızı daha da güçlendirmeyi planlıyoruz. Veriyi daha etkin kullanan, misafirini daha iyi anlayan ve her temas noktasında daha kişiselleştirilmiş, daha hızlı ve daha tutarlı bir deneyim sunan bir yapıya dönüşmeyi amaçlıyoruz.
YENİ PROJELER
2025’te yakaladığımız ivmeyi 2026’da da aynı kararlılıkla devam ettireceğiz. 2025 boyunca misafirlerimizin iyi yemek deneyimini her temas noktasında daha keyifli ve daha ulaşılabilir kılmaya odaklandık. Yeni restoran yatırımlarımızla yaygınlığımızı artırırken misafir memnuniyetini güçlendiren projeleri de istikrarla hayata geçirdik.
HÜSEYİN GELİS I SIEMENS TÜRKİYE YÖNETİM KURULU BAŞKANI VE CEO’SU
“ENERJİ VERİMLİLİĞİ DEĞER ZİNCİRİMİZİN HER AŞAMASINDA”

“SIemens Türkiye olarak enerji verimliliğini ve dijital dönüşümü değer zincirimizin her aşamasına entegre ediyor, enerji tüketiminin yüksek olduğu sektörlerde hayata geçirdiğimiz iş birlikleriyle enerji verimliliği ve dijital dönüşüme katkı sunuyoruz.”
Enerji verimliliğini dijital dönüşümle birlikte ele alıyoruz. Sanayi, altyapı ve binalarda hayata geçirdiğimiz çözümlerle enerjinin daha verimli kullanılmasını destekliyoruz. Sürdürülebilirlik ve dijital dönüşümü odağımıza aldık.Mühendislik ve teknoloji gücüyle enerjinin daha verimli kullanılmasına yönelik çözümler geliştiriyoruz. Sanayi, altyapı ve binalarda dijitalleşme odaklı yaklaşımla düşük karbonlu dönüşüme katkı sunuyoruz. Enerji verimliliği iklim kriziyle mücadelede ve sürdürülebilir kalkınmada kritik role sahip.
“DİJİTAL DÖNÜŞÜM GÜÇLÜ BİR İTİCİ”
Dünya, iklim değişikliğinin yarattığı acil sorunlarla karşı karşıya. Bu dönemde dijital dönüşüm, yalnızca teknolojik bir adım değil sürdürülebilirlik ve büyüme için önemli bir itici güç olarak öne çıkıyor. Ancak bugün sürdürülebilirlik alanındaki en büyük risk, teknoloji eksikliği değil kısa vadeli düşünme ve karar alma alışkanlıkları. Hükümetlerin, endüstri ve kurumların karbon salımını azaltmaya, kaynakları daha verimli kullanmaya ve belirsizlikler karşısında daha dayanıklı yapılar oluşturmaya odaklanması büyük önem taşıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın ‘2030 vizyonu doğrultusunda Türkiye’nin enerjisini verimlilikle büyütme’ hedeflerini vurgulayan açıklama da ülkemizin bu konuya verdiği önemin en güçlü göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu hedef doğrultusunda dijitalleşmenin, gerekli altyapının tasarımından işletilmesine kadar tüm süreçleri kapsayarak dönüşümü hızlandıran güçlü bir araç sunduğuna inanıyoruz.
“AŞILMASI GEREKEN CİDDİ ZORLUKLAR VAR”
Sürdürülebilirlik için dijitalleşme önemli bir adım olsa da aşılması gereken ciddi zorluklar bulunuyor. Bugün birçok altyapı sistemi uzun yıllardır kullanılıyor ve dijital teknolojilerle kolayca entegre edilemiyor. Bununla birlikte verinin birçok noktada mevcut olmasına rağmen bu verinin bütünleşmiş, tutarlı ve güvenilir bir yapıda karar alma süreçlerine yansıtılamaması da önemli bir darboğaz oluşturuyor.
“SOMUT KAZANIMLAR ELDE ETTİK”
Geçtiğimiz yıl hem kendi operasyonlarımızda hem müşterilerimizde önemli kazanımlar elde ettik. 2025 yılında, müşterilerimizin operasyonlarında 148 bin tCO2-eşd emisyon azaltımına katkı sunduk. Aynı dönemde hayata geçirilen enerji verimliliği projeleri sayesinde müşteriler için 448 adet enerji tasarruf önlemi ile 21,72 milyon Euro’luk tasarruf potansiyeli ortaya çıkardık.