CANAN ERCAN ÇELİK I BUSINESS LIFE YAZARI
Kanada Başbakanı Mark Carney, geçtiğimiz ay Davos’ta içinde bulunduğumuz dönemi ve değişen dünya dinamiklerini son derece cesur, eylem odaklı ve gerçekçi biçimde ortaya koyan sıra dışı, vizyoner bir konuşma yaptı ve tarihe izi düşülecek bir liderlik gösterdi. Mark Carney özetle bir geçiş sürecinde olmadığımızı, aksine dünya düzeninde kritik bir kırılmayı deneyimlediğimizi ortaya koydu. Süregelen jeopolitik kurgunun işlevselliğini yitirdiğini, büyük-güç jeopolitiğinin artık sınır, kural ve kısıt tanımadığı sert bir gerçeklikle karşı karşıya olduğumuzu belirtti.
Dünya savaşlarının ve sonrasında Soğuk Savaş’ın ardından şekillenen liberal uluslararası düzenin çözüldüğünü, kurallara dayalı uluslararası düzenin çöktüğünün farkındayken, hala varmış gibi davranılmasının yalnızca güçlülerin işine yarayacağı uyarısını yaptı. Bu anlayış karşısında birçok ülkenin sorun çıkarmamak, uyum sağlamak, sessiz kalmanın güvenlik getireceğini ummak gibi bir eğilime girdiğini ancak bunun bir yanılsama olduğunu belirtti.
On yıllar boyunca Kanada gibi ülkelerin, eksikleri ya da çelişkileri olsa da bu yapı içinde refah sağladığını, bu düzenin kurumlarına katıldığını, ilkelerini savunduğunu, öngörülebilirliğinden faydalandığını hatırlattı. Bu sayede değer temelli dış politikalar yürütebildiklerini, günümüzde ise büyük-güç dayatmaları, kuralsız güç kullanımı, sadakat karşılığı güvenlik denklemiyle ‘itaat ya da kaos’ noktasına çekilen, çok kutuplu, işlevselliğini yitirmiş bir düzen olduğunu kabul ederek çözüm arama evresine geçilebileceğini belirtti.
1978’de Çek muhalif Václav Havel’in, “Güçsüzlerin Gücü” adlı bir denemesine atıfta bulunarak Komünist sistemin nasıl ayakta kaldığının yanıtını bir manav örneğiyle açıkladığı metaforla her sabah dükkanının vitrinine “dünyanın işçileri, birleşin” yazan bir tabela asan bir manavın buna inanmasa da sorun yaşamamak için tabelayı astığını, herkes aynı ritüeli sürdürdüğü için sistemin içi boşalsa da devam ettiğini ve Havel’in bu durumu “yalan içinde yaşamak” olarak tanımladığına yer verdi.
DAHA AZ GÜÇLÜ OLANLARIN GÜCÜ, DÜRÜSTLÜKLE BAŞLAR
Temelde, kurallara dayalı uluslararası düzenin kırılımını kabul ederek pasif bir uyuma ya da büyük güçlere tabi olmadan “orta güçler” öncülüğünde yeni ve çok taraflı bir düzenin inşası için stratejik bir fırsat çerçevesi ortaya koydu. Hiç şüphesiz ki Carney’nin en özgün katkısı, “orta güçler” kavramını yeniden tanımlaması oldu. Orta güçlerin ne küresel hegemon ne pasif uyum sağlayıcılardan olmadığını, Kanada gibi orta ölçekli güçlerin insan haklarına saygı, sürdürülebilir kalkınma, dayanışma, egemenlik ve devletlerin toprak bütünlüğü gibi değerleri kapsayan yeni bir düzen inşa etme kapasitesine sahip ülkeler olduğunu iddiasında bulundu.
Bu, ortak zemini olan ülkelerle konu bazlı koalisyonlar kurma gereğinin, orta güçlerin birlikte hareket etmek zorunda olduğunun aksi halde masada yoklarsa, menünün parçası olacaklarının en çarpıcı söylemiydi. Konu bazlı koalisyonlar -sabit ittifaklar yerine esnek ortaklıklar- oluşturmak, enerji, kritik madenler, sermaye ve insan kaynağı üzerinden ekonomik ve normatif dayanıklılık sağlamak, “Herkes kendi kalesini inşa etmesin” yaklaşımıyla kolektif stratejik özerklik elde etmek hususları ise Carney’nin stratejik yaklaşımının üç ana bileşkesiydi.
Doğal olarak klasik risk yönetimi anlayışı ile stratejik özerklik ve egemenliğin maliyetlerinin paylaşılabilirliğini ortak dayanıklılık yatırımlarını herkesin kendi kalesini inşa etmesinden daha ekonomik olarak tanımladı.
Kanada’nın yolunun bu olduğunu, hazır, güçlü ve gerekli kapasiteye sahip olduğunu belirtip konuşmasını “Bu kırılmadan daha adil, daha güçlü ve daha kapsayıcı bir düzen inşa edebiliriz” çağrısı ve iddiasıyla sonlandırdı.
ABD Başkanı Trump dışında, dünya genelinde destek bulan bu çağrının Mark Carney’nin umduğu gibi daha adil, güçlü ve kapsayıcı bir dünya düzenine evrilmek üzere tarihi bir adım olmasını umuyorum.
Gökten 3 elma düştü madem bizim de kendi ülkemizde, bireysel hayatlarımızda hangi kurallara, kurumlara, değerlere bağlı düzenlerin kırıldığını dürüst ve gerçekçi bir kabulle tanımamıza, yeni bir stratejik çerçeve ortaya koymamıza, pasif uyum yerine irademizi ele almamıza hizmet etmesini de içtenlikle diliyorum.