ZAAFLARIMIZI FARK ETMEK

PROF. DR. SİNAN CANAN I AÇIKBEYİN KURUCU BAŞKANI / YAZAR

İçimizdeki "Truva atları"nı yönetmeyi öğrenmemiz gerekiyor. İnsanın kendi işletim sistemini tanıma yolculuğundaki en önemli duraklarından birisi, en az konuşulan ama hayatımızı en çok sabote eden kısmı olan zaaflarımızdır. Modern kişisel gelişim öğretileri bize sürekli “güçlü yönlerine odaklanmayı” tavsiye ederken aslında çok kritik bir şeyi gözden kaçırıyor: Sizi durduran şey genellikle güçlü yönlerinizin azlığı değil farkında olmadığınız zaaflarınız olabilir. Zira fark edilmeyen her zaaf, en ihtiyaç duyduğunuz anda devreye giren birer “Truva atı” gibidir. Zaaflarımız sadece kişisel biricikliğimiz gereği, yetkinliklerimizin eşitlikçi olmayan dağılımından kaynaklanmaz; aynı zamanda çok ciddi yapısal ve evrimsel kökenlere de sahiptir. Dolayısıyla kendimizi anlama yolculuğunda önce evrimsel mirasımıza, sonra da bize has özel durumlara dikkat vermek önemli.

EVRİMSEL MİRAS: ENDİŞELİ VE DOYUMSUZ BİR BEYİN

Zaaflarımızın bir kısmı şahsımıza özel değil; doğrudan “insan” olmanın getirdiği evrimsel birer pakettir. İnsanın Fabrika Ayarları (İFA) kapsamında, beynimiz hayatta kalmak için “önce olumsuzu görmeye” nasıl programlanmış olduğunu ve bunun günümüz dünyasında nasıl dezavantajlar yarattığını uzunca anlatmıştım. Savanada çalılığın kıpırtısını “rüzgar” değil de “aslan” sanan atalarımızın hayatta kalma olasılığı elbette daha fazlaydı. Bu yüzden bugün, önümüzde on tane fırsat varken bir tane riske kilitlenmemiz, sıklıkla beynimizin atalardan miras olarak gelen bir koruma refleksinin yansımasıdır. Ancak bu kadim koruma mekanizması, bugünün belirsiz iş dünyasında bizi felç eden bir “karar verememe” zaafına da dönüşebilir.

Buna ek olarak insan “mimetik” (taklitçi) arzulara sahip bir canlıdır. Sosyolog René Girard’ın da vurguladığı gibi biz genellikle neyi isteyeceğimizi başkalarından öğreniriz. Toplumun, sosyal medyanın veya rakiplerin arzuladığı şeyleri kendi arzumuz sanıp bir ömür boyu onların peşinden koşabiliriz. Bu sınırsız arzu ve kıyas döngüsü, biyolojik donanımımızın “hiçbir şeyle tam doymama” zaafıyla birleştiğinde, bizi modern dünyanın en mutsuz ama en çok tüketen canlısı haline getirir.

BİREYSEL BAGAJLAR: YETİŞTİRİLME HATALARI VE “KIRIK NOT” SENDROMU

Zaaflarımızın ikinci kaynağı ise kişisel tarihimizdir. Eğitim sistemimiz ve aile yapımız, maalesef çocuğun “iyi olduğu” yönleri parlatmak yerine, “zayıf olduğu” tarafları onarmaya odaklanır. Matematikte dahi olan bir çocuğun biyoloji notu düşükse, tüm yaz tatili o biyoloji notunu düzeltmekle geçer. Sonuçta böyle bir yaklaşımla, iyi olduğu alanı terk etmeye, zayıf olduğu alanda ise “vasat” hale gelmeye zorlanmış, özgüveni zedelenmiş bireyleri bolca yetiştiriyoruz.

Evde sürekli başkalarıyla kıyaslanarak büyüyen bir çocuk, büyüdüğünde iş dünyasının en tepesinde bile olsa içindeki o “yetersizlik” zaafıyla boğuşarak çokça enerji yitirir. En ufak bir başarısızlıkta yıkılmasının veya sürekli onay beklemesinin sebebi, rasyonel bir yetersizlik değil, çocuklukta atılan o “kıyaslanma” tohumlarıdır. Ve biliyorsunuz, biz anne babalar olarak nesillerdir bu yıkımı istemeden de olsa çok etkin bir biçimde becerebiliyoruz.

ZAAFLARI AVANTAJA DÖNÜŞTÜRMEK MÜMKÜN MÜ?

Peki, bu zaaflardan kurtulmalı mıyız? Hayır. Zaaflarımızdan “kurtulmaya” çalışmak, gölgemizden kaçmaya benzer; sadece bizi yorar. Yapmamız gereken şey onları fark etmek ve işlevsel hale getirmektir.

Korkuyu “Dikkat”e Dönüştürmek: Endişeli bir beyne sahip olduğunuzu biliyorsanız, bu korkuyu sizi felç eden bir canavar yerine riskleri önceden gören bir “erken uyarı sistemi” olarak kullanabilirsiniz.

Kıyas Zaafını “İlham”a Dönüştürmek: Başkasına bakıp kendinizi eksik hissettiğinizde, bunun mimetik bir arzu olduğunu fark edin. “Bu gerçekten benim ihtiyacım mı, yoksa toplumun dayatması mı?” sorusu, sizi başkalarının hayatını yaşamaktan kurtarır.

Hassasiyeti “Empati”ye Dönüştürmek: Yetiştirilme hatalarından kaynaklanan o duygusal hassasiyet, doğru yönetildiğinde muazzam bir empati yeteneğine ve insan sarraflığına dönüşebilir.

YENİ DÜNYADA “ZAYIFLIĞIN” GÜCÜ

Yeni dünya becerilerinin en önemlilerinden biri “kırılganlığı kabul etmektir.” Dayanıklı olmak yerine “anti-kırılganlığı” öğrenmemiz gerekiyor. Bireyler bir yere kadar dayanıklı ama nihayetinde kırılgan; farklı bireylerden oluşan takımlar ise insanların çeşitliliği ve farklılığı nispetinde anti-kırılgandır. Kendi zaafını bilen bir lider, ekibini o zaafı tamamlayacak insanlardan kurar. Kendi sınırlarını bilen bir profesyonelin, nerede duracağını ve nerede yardım isteyeceğini bildiği için tükenme yaşama riski çok daha düşüktür.

Zaaflarımız, aslında “insan” olduğumuzun en somut kanıtlarıdır. Onları halının altına süpürmek yerine gün ışığına çıkardığımızda, onların bizi yönetmesini de engellemiş oluruz. Unutmayın; bir zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür ama o halkanın hangisi olduğunu bilen birisi, zinciri nereden asacağını da isabetli bir şekilde öngörebilir.

 

Bu Ayın Sorusu: Sizi en çok öfkelendiren veya kendinizi en yetersiz hissettiren o “zayıf” anınızı düşünün. Bu tepki gerçekten bugünkü yetişkin “siz”e mi ait yoksa çocukluğunuzdan veya evrimsel geçmişinizden gelen bir “hayatta kalma” programı mı devrede?

Zaaflarınızın nörobiyolojik kökenlerini daha iyi anlamak ve bunları nasıl birer “süper güce” dönüştürebileceğinizi keşfetmek için AcikBeyin.com sayfamızdaki ve Youtube kanalımızdaki içeriklerimize göz atabilirsiniz. Gelecek ay, tüm bu karmaşanın ortasında nefes almamızı sağlayacak olan “Çabasız Yaşam” sanatına giriş yapacağız.

BUSINESS LIFE