GELECEĞİ PLANLAMAK

PROF. DR. ACAR BALTAŞ I PSİKOLOG - BUSINESS LIFE BAŞYAZARI

Günümüzde gençlerle birlikte olduğum zaman çok mutsuz olduklarını ve çevrelerinde yaşanan mutsuzluk pandemisinin parçası olduklarına tanık oluyor ve kendilerinin tarihteki en şansız kuşak olduklarını dile getirdiklerini duyuyorum. Onları dinledikçe kendi perspektiflerinden mutsuz olmak için haklı nedenleri olduğunu kabul ediyorum ancak tarihteki en şansız kuşak oldukları değerlendirmesini çok naif buluyorum.

Ülkenin zorluklarına dair paylaşımlar, gençlerde mutluluğun yurt dışında olduğuna dair bir inanç oluşturuyor. Aile ve akran çevresinin etkisiyle bu düşünce erken yaşlarda pekişerek geleceği Türkiye dışında kurma hedefi haline geliyor.

COĞRAFYA KADERDİR ANCAK TARİH DE…

Coğrafyanın kader olduğunu İbni Haldun 650 yıl önce yazmıştı. Buna karşılık tarihin de kaderin bir parçası olduğunu, yaşadıkları dönemde ağır bedeller ödeyenler biliyor. 1880-1900 arasında doğanlar Balkan Savaşı’nı, Büyük Savaş’ı ve Kurtuluş Savaşı’nı yaşadılar. 1918 yılında kendilerini topraksız ve kimliksiz buldular. Bu nedenle bazıları Turan, bazıları Ümmet, küçük bir grup da komünizm idealine sığındılar. Hayatta kalanlarsa 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla yeni bir kimlik kazandılar. Etnik kökenleri ne olursa olsun yoksul ama umutlu ve “Ne mutlu Türküm” demenin gururunu yaşadılar. Yakın zamana kadar ilkokullarda her sabah içilen andın “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” cümlesiyle bitmesinin derin bir anlamı vardır. Mustafa Kemal yurt dışına eğitim için gönderdiği gençleri, “Bir kıvılcım olarak gidiyorsunuz bir kor olarak dönmenizi bekliyorum” diyerek uğurlamış ve gidenlerin tamamı da geri dönmüştür.

Gençlerin kendilerini tarihin en şansız kuşağı olarak görmelerinin en önemli nedeninin, tarihin kendileriyle başladığı konusundaki inançları olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle gençlere yakın tarihle ilgili bilgi sahibi olmalarına yardımcı olacak kitaplar öneriyorum. Ancak böylece Sevr Anlaşması’yla çizilen sınırların hayata geçmemesinin bir mucize olduğunu anlayabilirler ve Sevr hayata geçmiş olsa, topraksız ve kimliksiz kalacaklarını bilirlerdi. Sahip olduklarımızın Mustafa Kemal’in askeri ve stratejik dehası ve bu toprakları canları pahasına savunan Anadolu köylüsü sayesinde olduğunu öğrenirlerdi. Günümüz gençlerinin bu topraklara ve geçmiş kuşakların ödedikleri bedellere karşılık sorumlulukları vardır. Bu sorumluluğun gençler tarafından hissedilmesi için ailelerin ve öğretmenlerin yol göstermesi gerekiyor.

Kurtuluş Savaşı için verilen mücadeleden sonra yoksul ama umutlu ve gururlu çocuklar, borçsuz ve bütçe fazlası veren bir devlet kurmuştur. Bir sonraki kuşak İkinci Dünya Savaşı’nın zorluklarını yaşamış, demokrasi mücadelesi verip iktidar değişimine tanık olmuştur. 1960 darbesi ve sonraki müdahaleler kuşaklar üzerinde ağır izler bırakmış ve başlarından geçenler çok sayıda kitaba konu olmuştur. 1979-2002 arasında yüksek enflasyon, 1997 ve 2001 krizleri yaşanmıştır. 2000 sonrası kuşak ise 15 Temmuz 2016’da darbe girişimi, 2020’de pandemi ve ekonomik dalgalanmalarla şekillenen bir dönemin içinde büyümüştür.

UMUT İNSANI YAŞATIR

Her kuşakta gençlerin memnuniyetsizliği ve değişim talebi son derece doğal. Değişim talebi sürecinde umut çok önemli. Umut gelecekle ilgili olumlu beklentiler içinde olmaktır. Ancak bu beklentinin ve hayalciliğin “iyi düşünelim iyi olsun” edilgen anlayışının ötesine geçmesi ve için üç koşul gerekir: Bir hedef, bir strateji ve bu stratejinin eylem içermesi. Bu nedenle gençlere önerim kendi dünya görüşlerine uyan bir sivil toplum örgütü içinde değişim taleplerini dile getirmeleridir.

KÖKLER ÖNEMLİ

İnsan nerede yaşarsa yaşasın kendini güvende ve ait hissedebileceği köklerine ihtiyaç duyar. Bu kökler, yalnızca doğduğu yer değil, ihtiyaç anında yanında olacak insanların varlığıyla anlam kazanır. Yurt dışında yaşayan ve yurt dışında bir süre yaşamış ve geri dönmüş gençlerle ilgili İstanbul Erkek Lisesi İş İnsanları Vakfı’nın FutureBright ile yürüttüğü “Beyin Göçü” araştırmasının sonuçları çok düşündürücü. Bu araştırma, gençlerin yurt dışına gitme isteğinin üç temel nedene dayandığını ortaya koyuyor: Birinci neden olan özerklik, hayatı ve kararları üzerinde kontrol duygusunu temsil ediyor. İkincisi olan yetkinlik, emek ve niteliğinin karşılığını almayı ve üçüncü neden olan aidiyet ise çevreyle anlamlı bağlar kurmak ve bir topluluğa ait olma duygusu yaşamak anlamına geliyor.

GÖÇMENLİK KOLAY MI?

Öncelikle şunu bilmek gerekir ki Türk pasaportu, bir iki yer hariç, Dünya’da memnuniyetle kabul gören bir pasaport değil.  Yurt dışına giden gençlerin en önemli sorununun, sosyal statülerinin sıfırlanması olduğu araştırmanın ortaya koyduğu önemli bir bulgu. Kendi ülkelerinde ne kadar parlak bir genç olurlarsa olsunlar, gittikleri yerde sıradan göçmene dönüşüyorlar. Başlangıçta yaşadıkları balayının hemen ertesinde ciddi sorunlarla karşılaşıyorlar. Bu sorunların başında barınma, resmi işlemler, yeni sosyal çevreye uyum, yabancılık, kültüre uyum sağlamak, iş bulmak ve aile hasreti geliyor. Bu ve diğer zorluklar gençlerin büyük bölümünün anti depresan kullanmasına neden oluyor ancak bunu saklıyor ve hayatlarını Türkiye’de ilişki kurdukları arkadaşlarına ve ailelerine çok güzelmiş gibi anlatıyorlar.

Yurt dışında bir süre yaşayanlar ve göçün sorunlarını yaşayanlar için en önemli sorun “kalmak mı yoksa dönmek mi?” oluyor. Çünkü kültüre entegre olmanın zorlukları ile kendi anavatanları ile eskisi gibi bağ kuramamak, arafta kalma hali doğuruyor ve varoluşsal soruların tetiklenmesine neden oluyor.  Geri dönmenin bir yenilgi ve başarısızlık gibi görülmesi dönüş kapısını psikolojik olarak kapatıyor.

KIVILCIM OLARAK GİDİP KOR OLARAK DÖNÜN!

Bütün bunlardan çıkmasını beklediğim sonuç, gençleri yurt dışı hayallerinden kopartmak değil. Fırsat yaratan, yurt dışında eğitim almak için gerekli imkanlara sahip gençlerin mutlaka bu fırsatı kullanmalarını öneririm ancak bir kıvılcım olarak gidip bu ülkeye borçlu olduklarını bilincinde bir kor olarak dönmek kaydıyla.

BUSINESS LIFE