YAVAŞLAMAK, DURMAK VE FARKINDALIK

PROF. DR. SİNAN CANAN I AÇIKBEYİN KURUCU BAŞKANI / YAZAR

Hız çağında "durabilme" sanatı neden her zamankinden daha önemli? Geçtiğimiz sayılarda kendi işletim sistemimizi tanımaktan, zaaflarımızı yönetmekten ve hayatın akışıyla uyumlanmanın yollarından kısaca bahsettik. Ancak tüm bu becerileri hayata geçirebilmek için bugünlerde neredeyse imkansız görünen bir eyleme ihtiyacımız var: Durmak. Her şeyin baş döndürücü bir hızla aktığı, “yavaşlamanın” bir ayıp, “durmanın” ise bir başarısızlık sayıldığı bir çağda yaşıyoruz. Oysa durmak sanılanın aksine pasif bir bekleyiş değil zihnin en yüksek farkındalık ve güç toplama halidir. Durmak, günümüz dünyasında gittikçe zorlaşan, aktif ve etkili bir eylemdir.

HIZIN KÖRLÜĞÜ VE OTOMATİK PİLOT

İçinde yaşadığımız sistem bizi sürekli bir yerlere yetişmeye, daha fazlasını tüketmeye ve kesintisizce üretmeye zorluyor. Bu durmak bilmeyen tempo, beynimizi sürekli bir “acil durum” modunda (sempatik sinir sistemi hakimiyetinde) tutuyor. Sürekli hareket halinde olan bir araçta dışarıdaki detayları nasıl seçemiyorsak, sürekli zihinsel bir koşturmaca içinde olduğumuzda da ne kendimizi ne de çevremizdeki fırsatları görebiliyoruz. Hız, beraberinde zorunlu olarak “otomatik pilot kontolü”nü getiriyor. Çok değişkeni hesaplayarak çalışan bilinçli zihnimiz, yüksek hızlarda verimli çalışamadığından kontrolü bilinçdışı ve dürtüsel zihnimize bırakır. Bu da özellikle yüksek riskli ve bize yabancı durumlarda hayatımızın kontrolünü bir şempanzeye emanet etmekle neredeyse eşdeğerdir. Sürekli bu otomatik pilot düzeyinde yaşamak, farkındalığı en hızlı öldüren yoldur. Eğer durmayı ve yavaşlamayı başaramazsak, verdiğimiz kararların kalitesi gittikçe düşer, yaratıcılığımız gün be gün körelir ve en nihayetinde o meşhur "tükenmişlik" duvarına çarparız. Bizim donanımımız (İFA), kısa süreli yüksek hızlara uygun olsa da kesintisiz bir maraton temposu için tasarlanmamıştır.

DURMAK: ZİHİNSEL BİR YAKIT İKMALİ

Havacılıkta veya motor sporlarında araçların neden "pit stop" yaptığını hepimiz biliriz. Yarışın ortasında durmak, zaman kaybı değil; yarışı bitirebilmek için zorunlu bir ihtiyaçtır. İnsan zihni için de "durmak" ve "farkındalıkla nefes almak", tam olarak bu yakıt ikmali ve lastik değişimi sürecine benzer bir destek aralığıdır. Özellikle odaklanma ve öz-disiplin gibi bugünlerde mumla aradığımız becerilerin anahtarı, bu durabilme yeteneğinde saklıdır. Dikkatimiz dağıldığında veya bir dürtüye kapıldığımızda, "durup" o anı fark edemezsek, tepkilerimizi seçme şansımızı kaybederiz. Bilinçli farkındalık (mindfulness), tam da o durma anında filizlenir. O an bize, uyaran ile tepki arasındaki o meşhur boşluğu sunar. İşte o boşluk, bizim gerçek potansiyelimizin ve özgürlüğümüzün saklı olduğu yerdir. Durabilen tepkisini değiştirir, tepkisini değiştirebilen de kaderini dönüştürebilir.

NÖROPLASTİSİTE: DURMAYI ÖĞRENMEK

İyi haber şu ki durabilmek ve farkındalığı derinleştirmek, tıpkı bir yabancı dil öğrenmek veya spor yapmak gibi geliştirilebilir bir yetenektir. Kötü haber ise beynimizin "kullan ya da kaybet" (neuroplasticity) kuralıyla çalışmasıdır. Eğer zihnimizi sürekli dış uyaranlara, sonsuz ekran kaydırmalarına ve kesintisiz gürültüye maruz bırakırsak, "durma" devresini zamanla kaybederiz. Bir süre sonra, hiçbir şey yapmadan beş dakika oturmak bize işkence gibi gelmeye başlar. Bu, beynimizin o bölgesinin zayıfladığının en somut işaretidir. Ancak sabırla ve düzenli pratiklerle, zihnimize yeniden yavaşlamayı öğretebiliriz. Bu pratikler yerleştiğinde, kriz anlarında bile o içsel sükuneti koruyabildiğimizi, kararlarımızın daha isabetli, hayatımızın ise daha anlamlı hale geldiğini fark ederiz.

YENİ DÜNYANIN EN CESUR EYLEMİ: DURMAK

Yeni dünya, bizi sürekli tepki vermeye (reaktif olmaya) çağırıyor. Cesaret, artık sadece hızlı hareket etmek değil sürüye uymayı reddedip durabilmektir. Durmak bir protestodur. Durmak "Nereye gidiyorum?" sorusunu sorma cesaretidir. Farkındalık ise bu gidişatın içindeki “biz”i, yani asıl özneyi yeniden bulma niyetinin bir tezahürüdür. Bir müzik eserini gürültüden ayıran en önemli bileşenlerden birisi, notalar arasındaki o sessiz boşluklardır. Hayatımızı da bir gürültü yığını olmaktan çıkarıp bir sanat eserine dönüştürecek olan, bilinçli olarak verdiğimiz o duraklamalardır.

Bu Ayın Pratiği: Gün içinde, en yoğun olduğunuzu hissettiğiniz bir anda alarmınızı kurun. Alarm çaldığında ne yapıyor olursanız olun, sadece bir dakikalığına durun. Hiçbir yere yetişmeye çalışmadan, sadece nefesinizi izleyin ve bedeninizdeki hisleri fark edin. O bir dakikalık "yokluk", size günün geri kalanı için muazzam bir "varlık" alanı açacaktır.

Zihinsel dayanıklılığımızı artırmak, odaklanma becerimizi yeniden kazanmak ve farkındalık dolu bir yaşam inşa etmek için gereken bilimsel yöntemleri ve pratik egzersizleri AçıkBeyin platformumuzda derinlemesine işlemeye devam ediyoruz. Bence henüz uğramadıysanız bir ziyaret etmenizde hepimiz için fayda var.

BUSINESS LIFE