PROF. DR. ACAR BALTAŞ I PSİKOLOG - BUSINESS LIFE BAŞYAZARI
“Kötülerin arasında iyi olmaya çalışmak felakete götürür. Otoritesini korumak isteyen yönetici iyi olmamayı öğrenmeli ve bu bilgiyi kullanmalı, ancak zorunlu olmadıkça kullanmaktan kaçınmalıdır.”
N. Machiavelli
Yardımcınız uçakta yanındaki yolcunun okuduğu belgelerden, onun rakip şirkette bir yönetici olduğunu fark ediyor. Göz ucuyla gördüğü yazıların rakip şirketin strateji ve politikalarını içerdiğini anlıyor. Bir süre sonra yanındaki kişi kağıtlarını koltuğunun üzerine bırakarak tuvalete gidiyor. Yardımcınızın ne yapmasını beklerdiniz? Bazıları belgelerin kesinlikle okunmaması gerektiğini söyler. Birçok kişi ise yalnızca koltuğa bırakılan belgeleri değil çantadaki diğer belgeleri de incelemenin iş ahlakıyla çelişmediğini savunur. İş hayatı “kâr etme” ilkesine dayanır. İş hayatında insanlar çoğunlukla “nakit akışı” ve “kâr” gibi sayısal göstergelerle uğraşmayı, “ahlak” ve “değer sistemi” gibi karmaşık konuları tartışmaya tercih ederler. Son yıllarda yaşanan skandallar, tüm dünyada iş etiğini önemli ölçüde öne çıkarmıştır. Ancak iş etiğini etik kodlar ve davranış kitapçıkları çerçevesiyle sınırlamak sorunu çözmeye yetmez. Yeterli olsaydı, Enron’un 2000 yılında düzenlenen büyük toplantısında şirket CEO’sunun üzerine basa basa dile getirdiği “iletişim, saygı, dürüstlük ve mükemmeliyet” değerleri, şirketi iş hayatının en büyük etik felaketlerinden birine sürüklenmekten korurdu. Benzer şekilde, Volkswagen’in çevreye duyarlı araç üretme iddiasına rağmen 2015 yılında ortaya çıkan emisyon testlerini yanıltma skandalı da kurumsal söylemlerle gerçek uygulamalar arasındaki uçurumu gözler önüne sermiştir.
DEĞERLERİN GİZEMİ
Değerlerin içi doldurulmadığı zaman ortaya çıkan ikiyüzlülük ve çelişkiler, kurumu ve bu değerleri dile getirenleri gülünç duruma düşürür. İnsanların gerçekte kim olduğunu davranışlarına bakarak anlarız. Kişinin gündelik hayattaki bütün davranışlarının ardında “değerler” gizlidir. Ne yazık ki çok kere kişinin kendisi de bunun farkında değildir. Değerler ve etik, iş hayatında bireylere yol gösterir ve gerek kurum içi gerek kurum dışı ilişkileri düzenler. Toplumsal hayatta da birey-toplum çekişmesini azaltmayı amaçlar. Etik ilkelerin dışına çıkıldığı her durumda bireysel yarar sağlanırken kurumsal (toplumsal) bir kayıp ortaya çıkar. Ahlaki ilkeleri göz ardı ederek kâr etmek, farklı kurum örneklerinde olduğu gibi geri tepen bir silah olur. İngiliz Parlamentosu Kamu Yaşamında Standartlar Komitesi’nin standartlarına göre bir yöneticiye rehberlik eden ilkeler şöyle sıralanmıştır: “Bencil olmama”, “bütünlük”, “nesnellik”, “hesap verme”, “açıklık”, “onur”, “liderlik”. Bu ilkeler, toplumda öne geçmeye başladıkça egoları büyüyen, kendilerini kuralların üzerinde görmeye başlayan bazı kişilere, sahip oldukları konumun beraberinde getirdiği etik sorumlulukları hatırlatması açısından anlamlıdır. Karar ve davranışlarının ahlaki olup olmadığını sorgulamak isteyenlere genellikle üç kriter öneririm. Aşağıdaki sorulara verdiğiniz cevaplar sizi tatmin ediyorsa, doğru karar verdiğiniz düşünülebilir: İç rahatlığıyla çocuklarınıza anlatabilir misiniz? Doğduğunuz kentin yerel gazetesinde yayımlanmasını ister misiniz? Ayrıldığınız işyerindeki yöneticiniz, orada öğrendiklerinizi yeni işyerinize taşıdığınızı duysa ne der?
AHLAKİ GELİŞİMİN ALTI BASAMAĞI
Ahlaki sorunlar karşısında insanların farklı seçimler yapmalarının ve farklı kararlar vermelerinin nedenini anlamak için ahlaki gelişim basamaklarına kısaca göz atmakta yarar var. Çocukluktan itibaren ahlaki gelişim üzerine ayrıntılı çalışmalar yapan psikolog Lawrence Kohlberg’e göre ahlak, üç düzeyde ve altı basamakta gelişir:
Birinci düzey: Geleneksellik öncesi ahlak
- Basamak 1: Cezadan kaçınmaya yönelik (Ceza almamak için talep ve kurallara uyma)
- Basamak 2: Ödül almaya yönelik (Sevilmek, takdir görmek ve ödüllendirilmek için uyma)
İkinci düzey: Geleneksel ahlak
- Basamak 3: “İyi çocuk” olmaya yönelik (Çatışma yaşamamak, onaylanmak için uyma)
- Basamak 4: Otoriteye yönelik (Suçlu olmamak, toplumsal düzeni korumak ve toplumdan dışlanmamak için kurallara uyma)
Üçüncü düzey: Geleneksellik sonrası ahlak
- Basamak 5: Sosyal anlaşmalara yönelik (Toplum yararını ve ortak hakları gözeterek kurallara uyma)
- Basamak 6: Etik ilkelere yönelik (Kendi seçtiği adalet, saygınlık ve eşitlik gibi evrensel etik ilkelere uyma)
Kohlberg’in kuramına göre insanların büyük bölümü ikinci ahlak düzeyinde kalır ve çok azı üçüncü düzeye geçer. Çalışma hayatında da insanlar ahlaki gelişimin farklı basamaklarında yer alırlar.
HIZLI DEĞİŞİM, DEĞİŞMEYEN ETİK
Yaşanan değişime karşın evrensel ahlaki değerler değişmez. İş hayatında manevi sağlık, şirketin etik ilkeler çerçevesinde iç ve dış dünyayla kurduğu ilişkilerde kendini gösterir. Manevi sağlığın ölçütleri iş birliği, stratejik ortaklıklar, yerel topluluğa hizmet ve sosyal sorumluluktur. Mastercard'ın 2026 yılında yayımladığı araştırmaya göre, tüketicilerin yüzde 54'ü daha yüksek fiyat ödemek durumunda kalsa bile kendi değerleriyle örtüşen markaların ürünlerini tercih ettiğini belirtiyor. Bu bulgu, topluma katkının ve ahlaki değerlere bağlılığın ticari karşılığının bir işareti. Ahlak da tıpkı hukuk gibi herkes için gerekli. Şirketlerin ahlaklı davranışı kolaylaştıracak ve ödüllendirecek bir kurum iklimi geliştirmeleri beklenir. 21. yüzyılda yüksek ahlak standartlarına sahip şirketlerin yüksek ahlak standartlarına sahip çalışanları, girişimci ve serbest rekabete dayalı pazar ekonomisine yeni bir boyut katacaktır.
SONUÇ
Yaklaşık 20 yıl önce kaleme aldığım bu yazının ardından, iş dünyasında etik değerlere verilen önemin artmasının davranışlara da yansımış olmasını beklemek isterdim. Ancak aradan geçen zaman, etik ilkelerin daha fazla dile getirilmesinin bu ilkelere bağlılığın da güçlendiği anlamına gelmediğini gösterdi. Bir yanda toplumsal sorumluluk ve dürüstlük beklentileri yükselirken diğer yanda kurumsal çıkarlar uğruna bu değerlerin göz ardı edildiğine tanık oluyoruz. Bu çelişki, bizi yazının başındaki Machiavelli'nin kötümser yaklaşımıyla yeniden karşı karşıya bırakıyor. Oysa iş etiğinin gerçek sınavı, doğru olanı bilmek veya savunmak değil, çıkarlarımızla çatıştığında da doğru olanı yapabilmektir.